Kategoriler

 

Aralık 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Oca »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Sayfalar

Etiketler

Ahmet Oktay Beşir Fuad Şiiri Ahmet Oktay Beş Kuruşa Aşk Şarkıları Ahmet Oktay envanter şiiri Ahmet Oktay Eski Bakır Şiiri Ahmet Oktay Gölgeleri Kullanmak şiiri Ahmet Oktay Kaç Kişiyiz Kendimizde şiiri Ahmet Oktay Ulukışla'da Saat Beş şiiri Ahmet Paşa Beyitler şiiri Ahmet Paşa Eyâ Peri Nicesin şiiri Ahmet Paşa Yandım Elinden şiiri Ahmet Telli 81 Yılında Bir Fotoğraf şiiri Ahmet Telli Acının Tutanakçısıyım şiiri Ahmet Telli Acıya Alışılmaz şiiri Ahmet Telli Akbabalar Kelebekler şiiri Ahmet Telli Akşamı Geciktirebilirsin Belki şiiri Ahmet Telli Ana şiiri Ahmet Telli Ankara şiiri Ahmet Telli Anladım şiiri Ahmet Telli Anısı Biz Olalım Bu Sokakların şiiri Ahmet Telli Asmin şiiri Ahmet Telli Eski Bir Hüzünle Şiiri Ahmet Telli Eylül şiiri Ahmet Telli Geceleyin Kırda Şiiri Ahmet Telli Geldim İşte Şiiri Ahmet Telli Gidersen Yıkılır Bu Kent Şiiri Ahmet Telli YAK SEVDANIN ÇIRASINI Şiiri Ahmet Özbek Ay Şehri III şiiri Ahmet Özbek Eğer Kanıyorsa Laledir şiiri Ahmet Özbek Gökyüzü Rüzgârını Sakın Ahmet Özbek Karanfil Vakti Erken şiiri Ahmet Özbek Kar Ve Sitem şiiri Ahmet Özbek Rastlantı şiiri Ahmet Özbek Solan Şehir ll şiiri Ahmet Özbek Solarken Ülkem şiiri Ahmet Özbek Yok'sun Dönmeyeceksin şiiri Ahmet Özbek İsmin Hiç Solmayacak Yakamozların Solduğu Yerde şiiri Ahmet Özbek Şiirin İnce Günü şiiri Ahmet Özer Düşün şiiri Ahmet Özer Gecenin Kanayan Yerinden şiiri Annem Üşür şiiri can yücel biraz değiştim şiiri http: ne için bıraktım okulu niçin bıraktım okulu şiiri Sevgiliye..

Arşivler

Meta

Aşk herkesi
Kırar biraz
Eksilmesin
Acısı şükret

Sen bana dediğinden bu yana kırık bir yanım. İçimde bitmeyen yitmeyen bir sen. Senle tutunmuşluğum hayattaki fırtınalara, dalgalara rotamı kaybetmiş bir gemi gibiyim şimdi yalpalıyorum. Acısını yaşıyorum sensizliğin.

Varsın ağlasın
Dalda kiraz
Herkes kendine
Sürgün biraz
Aşkımıza ağlıyor şimdi bulutlar. Gökyüzü döküyor içindekileri damla damla benim gibi. Kendine sürgün ettin ya beni. Bitmeyen bir özlemin kollarına bıraktın. Sürgünlerdeyim bu sürgünün sebebi sen sonu sen.

Çocuk gülüşün
Dünden bir yara
Aşk bize sıla
Gözlerimin önünde yüzün o masum gülüşün. Geçmişten kalan kabuk tutmuş bir yarasın içimde zaman zaman kanayan. Uzaklardayız bir birimize aramız da aşılmaz engeller. Aramızda başka eller, başka yollar başka hayatlar var. Akıp gidiyor hayat senden uzakta bir yerde.

Günler gelirde
Büyür üzerler
Aşk bize gurbet

Zaman akıp gitmekte yolunda sanıyorum her şey aklıma bir sen düşene kadar. Büyüyor tekrar açın içimde. Tarifsiz sızılar sarıyor, kramplar giriyor kalbime kap katı kesilip kalıyorum damarlarımda kan akmıyor bir kalp krizine dönüşüyorsun. Feryat ediyor kalbim sonunda patlatıyor damarlarım yinede yoksun.

Ay ışığı
Tende bıçak
Giden sürgün
Kalan kaçak

Sürgün edilmiş bir aşk bu senden uzaklarda bir deniz kenarında sana doğru bakıyorum hasretle. Yüzün gibi parlıyor bu gece ay. Tebessümler oturuyor yüzüme. Yaralarım kanıyor deniz tuz basılıyor üstüne seni hatırladıkça. Mavi bir gecede hasretliğin siyahı sarıyor etrafımı.

Kapansın yarası
Şu gecenin
Ayrılıklar örtsün üstümü

Sensiz geçen yılların yarası kapansın artık. Ya tam sana gelsem ya tam senden gitsem sıkışmasam hep iki arada bir derede. Sen en iyisi bende bitsen ve kapatıp kapıları mühürler vursak üstüne.

Kimim kimsemdir
Ah gözlerin
Gidecek yeri
Yok kimsenin
Hiçbir şeyimsin dokunamadığımsın, gözlerinde kendimi göremediğimsin yanında olmadığım, saçlarını okşayamadığım. Hiçbir şeyimsin hiç gidemediğimsin. Senden başka kimsem yok. Sende ise bir ben varmıyım?

…”SeN” Yakomaz Gecelerde Ağlardın…

“GiTtiN… solan bir mevsim değil sadece bendim. Şimdi ay güneşim oldu..”

Herkesin bir tanımı vardı aşka dair. Herkesin farklı bir aşk sunumu. Benim de…

Mutsuz aşktı benim sahnemde hayat bulan aşkın adı…

Donuk ve mat ama kutsal bir aşktı.
Madde bağımlılığı gibiydi, nefes alamayan astımlı bir hastaydı o, ama onurlu bir aşktı.

Maskeli balo müdavimlerinin adını aşk koydukları ölüm ayinlerinden değildi.
Aynaya bakmaya korkan yüreklerin harcı da değildi böyle bir aşk.

Belki de hepsinden öte yalnızdı ve de hep solgun…

Aşkı, aşk yapan tek kişilik olmasıydı belki de. Kana karışan yoksunluğun her geçen saniye artarak daha çok acı vermesiydi…
Çaresizlikti o. Asla tutku ya da şehvet değildi. Vücutlar yoktu onun içinde, ne maskeler ne de hesaplar…..

“Şehir, ışıklarını yine söndüremedi. Şehir, yaşanılan cinayetlerin tek tanığıydı.
Özenle çıkarılıyordu maskeler, özenle takılıyordu sonra…”

Aşk, yürek işiydi, yürek yoksa aşk da olmazdı.
O bir iç kanamasıydı. Tutku ya da şehvet değil…
Bir de utanmadan aşktan söz edenler vardı, kirletenler. İnce hesap duayenleriydi onlar.
Dudaklarında şehvet, tenlerinde ihanetin dövmesi vardı.
Kaslarında bir gece önceki sahte dokunuşların sızısı, o sızı ki bir tek kaslarındaydı…

Mekanikti bedenleri gibi yürekleri de. Her yerde görebildiğiniz türdendi bu ince hesap duayenleri.
Başkalaşmış aşkların başkalaşmış adam ve kadınlarıydı onlar.
Yüzlerinden tanırdınız onları, ifadelerinden, pazarlıklı gülüşlerinden. Masum olanı yaşatmazdı yürek müsfetteleri.
Sürekli yenilerlerdi belleklerini. Acıyı da böyle uyutmuşlardı, Aşkı da…

Oysa Aşk, içinde acı olmadan ne kadar onurlu olabilirdi ki…

Çıplaklık yoktu benim Aşkımda. Hesaplar, beklentiler, yoktu.

Korku vardı, dinmeyen sancılar vardı. Ağustos gecesinde üşüten ayazlar vardı.
Çaresizlik vardı dört duvarda. Anlıyormusun ÇARESİZLİKK…..

“Şimdi gözlerinde sakladığım mevsimleri de getiremem artık sana…
Şimdi bir güvercin gibi tünedim yaşam yalnızlığına”

Kızıla çalıyordu ölen gözlerin, Düşlerim, hayalin, hayalimiz
Ölüm bendim ama sen yaşam değildin..
Ağlamak en iyi çözüm…

Parmak uçlarıma vuruyor yokluğun,
yine sen düşüyorsun satırlarıma,
bak yine seni çiziyorum şiir dolusu,
sonra geçip karşısına iyiki varsın diyorum,
ağlıyorum.
hançerlerle kazıyorum göz yaşlarımı yanağımdan,
akan kanın üzerine yeminler ediyorum,
bir daha ağlamak yok diyorum,
sonra bozup tövbemi günahlarıma bir yenisini ekliyorum.

senden sonra çok durmadım kendimde,
sahipsiz bedenimi bırakıp tenha bir köşede,
eksik bir canla düştüm peşine,
hadi yine çık karşıma,
önce yalan sevginle seviyorum de,
sonrada elvedalar bırak yüreğime bütün gerçekliğinle,
bende bu acıyla bir dize daha ekliyeyim şiirime,
ve kokunu süreyim satırlarıma hiç koklamamak üzere.

terketmek sana terkedilmek bana kolay nasıl olsa,
tek tanesine inanmam ela gözlerin yaşla dolsa,
sende inanmamıştın hatırla,
sana gitme diye haykıran,
titreyen feryadıma,
yalnızlığı bırakıp avuçlarıma yol almıştın,
adresi meçhul bir diyara,
aldırma sen bana yalnızlıkta yakıştı yanıma.

soğuk bir gecenin kıyısından sensizliğe bakıyorum,
hasretinin ummanına dalıyor bakışlarım,
çığlıklar yağdırıyorum kör karanlığa,
umutlarımı bağlayıp bir taşa,
sebepsizce bırakıyorum sonsuzluğun sonuna,
bütün dönüş yollarına mayınlar döşüyorum,
kapatıyorum kendimi sessizliğe,
ve yine konuşmamak üzere susuyorum,
farkındayım çok sürmez suskunluğum,
çünkü hayalin vurdukça gönül sahiline,
kalemimi batırıp yüreğime,
firari bir şiire suretini işliyorum,
ve yine geçip karşısına dön diye haykırıyorum,
bu yüzden uzun sürmez suskunluğum,
ben sadece kendimi kandırıyorum,
döşediğim bütün mayınlara bir bir kendim basıyorum,
ama inan sensizlik kadar ölmüyorum ölemiyorum

 

alıntıdır


İnsan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç olmamış gibi unutulursun yada bir dakika bile çıkmazsın aklından! Sana olan sevgimi anlatmaya çalışıyorum ama kifayetsiz kalıyor kelimelerim cümlecim. Her satırda eziliyorlar kayboluyorlar birer birer. Hiç bir kelime seni anlatacak kadar anlamlı olmuyor.Seni senin kadar anlatamıyor hiç bir şey.
Sensiz geçen her dakika bir ömür sanki bu bedende. Sen yokken her yer karanlık her şey anlamsız bebeğim.Ben senin gözlerine hapsolmuşken bırak hep orda kalayım ve sen hep bende kal.Ben seni karanlık gecelerin koyu siyahına değil masmavi gökyüzüne yazdım bir tanem.
Sen yokken her şey ne kadar asi ne kadar kuralsız ve yaşanmışlıklar ne kadar anlamsız bilemezsin.Yalnızlık dert değil ama kahrolası sensizlik yok mu içimi yakan.Soğuk odam yokluğunda ve her bakışımda her yerde her tüm duvarlarda gördüğüm dünyalar tatlısı yüzün.Yoksun şimdi her yer karanlık, yoksun anlamsız yaşamak,yoksun sen yoksun işte…Ne kadar acı bir kelime ki gitmiyor sayfamdan.Ağlıyorum her aklıma gelişinde ve senin için akan her damla yaş kan rengi!!!Onlar akıp gidiyor bir yerlerde kayboluyor sonra ben özlemimle kalıyorum yine baş başa.Kokunu özledim bir tanem hasret kokan saçlarını boş boş konuşmayı özledim seninle saatlerce.Bakmayı özledim gözlerine ve en çokta bende seni seviyorum deyişini.Neden gittin neden beni benle bıraktın ve sen seni alıp gittin benden.Sensiz ne kadar anlamsız olduğumu bilmiyor musun sensiz yaşayamayacağımı anlamıyor musun bir tanem.Senden bir tane daha yok bu dünyada senin gözlerinden bir çift daha ve yok dünyalara bedel yüzünden.Ne olursun dön ve beni bana bırakma seni senle yaşamak varken ben seni sensiz yaşamayı istemiyorum…
Bugünde seviyorum seni, bugünde özlüyorum dünden daha çok.Dünüm bugünüm yarınlarım kadar.Seni seviyorum …alıntı

 

Ağlamışsın! Kirpiklerine  boncuğu gibi astığın hüzünlerden belli. Çığlıksız yaşayamıyorsun artık. Kudüs’ü mazaret gösterip, sancıdan kıvranan saçlarını esmer tenli çocukların Filistini gözlerinde vuruyorsun. Ne desem sana, ne söylesem bilmiyorum! İncinmişliğimi, tükenmişliğimi kızıl topraklara döküp öyle geldim gözlerine. En biçimsiz yanlarıma Bediri gözlerini sürdüm: Yeşile kestim, aşk oldum sonra… Uhud’un sargılı başındaki çöl rüzgarıyken…

Bir sana ağladım, bin sana düştüm. Açtım yelkenlerimi gözü doymaz acıya karşı. Ey Aşk! Avare cümlelerin tırnak diplerinde mi çiçeklenir senin gülüşlerin? Kan bulaşığı postalların altından mı toplarsın Necef suretli yüz parçalarımı? Ne olur! Çekme ellerimden aşka buladığın zülüflerini. Yoruldum hayatımı ipuçlarına bağlamaktan. İhtilallerden sağ çıkmayı başaran yüreğimi tufan kılıklı şafaklara gömmekten usandım. Ne olur! Fütursuz karnavallardan geriye kalan bu denizi küllendirme, kelamların acziyetini kuşandığı yerde. Ey Aşk! Gün olur; sende düşersin aşkın ahtapot kollarına. Yana yana üşürsün kalbindeki buzdağının eteklerinde.

Usta biliyor musun? ”Süsle beni ey aşk! Geçtiğin yerleri öpüyorum” deyişinden bu yana hiç üşümemiştim ayaz çağlar arasında. Korkmamıştım meydan muharebelerine yalın yürek girmekten. Ama şimdi, Kızıl Deniz’in ötesinde boğuluyor kabuğuna sığmayan hülyalarım. Yankısızlığımda bir gece ‘’sus” oluyor gömülü umutlarıma. Ey Aşk! Bugün ne Yusuf’um ne Yakup. Sadece kendi içini parçalayan gözlerim, Mısır’a vurgun, Kenan’a sevdalı. Ayaklarımın dibindeki denize yığılan Ramallah’ta kurşuna dizilmiş türkümdür. Zaten hiç beceremedim yaşamayı. Varsın dolaşsın Azrail’in elleri ensemde! Ölsem ne gam.

Ben Rüzgar’ım, sen Aşk. Ne yöne essem yüzümü sana çarpıyorum. Yüzüm iklim iklim sana bulanıyor. Ey kurbanı olduğum gül! Bu infaz, bu katliam, bu gidiş niye? İçimde yığınlarca ceset varken nasıl yaşarım ben söyle? Hani, ”Ay düşünce denize seni hatırlarım” diye haykırmıştın ya! Kurumuş dudaklarımı kan dolu kadehlere gömerek, içimin duvarına vuran bu çığlığına yasladım kulaklarımı. Hadi öp düşlerimi yanıyorken hala buselerinin menekşesi.

Zulmetin iflah olmazlığından esiyorum divaneliğine. Kanıyorum utangaç karanfilleri basarken sermest yarama. Ki ben Rüzgar’ım! Seni bulmadan ıslatamam kanatlarımı. Savuramam ıslığımın damlalarını ıslak yanışlarına. Gardiyanıyım sakıncalı aşkların! Tutuklayamam seni tutuklanmadan ben. Ki sen Aşk’sın! Göçemezsin Sürgün Kentler’e sesi üç noktalı esişime ölü toprağı serperek. Katillerini vuramazsın üç bölümlük oyun bitmeden, perde kapanmadan. Ki sen kalbimdeki bıçak sırtısın! Kıyamazsın güneş saklısı sarı saçlarıma, saçlarım gülüşünü öpmeden ey Aşk!

Seferini bitiremediğim müebbet düşmeleri, çürümüş çatık kaşlarıma mühürlüyorum. Esişimi astığım mum iplikleri yol-yordam bilmeyen rüyalarıma darağacı oluyor. Doymasamda kaçışlara, seni geri çekilmeye kıyamıyorum. Yani beni, yani içimi, yani intiharlarımı… Bendesin, sendeyim! Usta be! Aşıkken ölmeden yaşayabiliceğim bir yürek var mı?Gülmek istediğimde yüzümü rehin vermemi istemeyen bir gök tanıyor musun? Ey Aşk! Seni susmak için şiirlerimin bileklerini kesiyorum yirmiüçbin asırdan beri. Sonra bir hastahanede gözümü narkozlara yatırıyorum. Beyhude ölmüyorsun, susuyorum.

Sana gizli gizli eserken ispiyoncu yüreğim beni ihbar etmiş sabıkalı mevsimlere. Şimdi, galeyana getirilen tipilerin sorgularındayım. Oysa suskunluğum itiraf edemediklerimden ibaret: Aşığım, tehlikeliyim, Aşk’a tanığım ve Aşk’tan sanığım. Ben ki lanetlenmiş Kasırga Kavmi’nin tek varisi, Rüzgar’ım. SUSTURUN BENİ!..

Seni bana anlatan bütün hüzünlü şarkıları idam ettim bu gece, ben de varlığın son nefesini vermekte, yaşadıklarım toz pembe bir yalan, dünyam diye bildiğim sensin geçmişimdeki en acı hatıram. Aşktı bunun adı diye acı hatıralara sarılmak yetmiyor artık, bu kadar yok olmuş,tükenmişken.
Düşüncelerimden sürgün etmem gerek;
Seni
Senli günleri
Sensizliği
Sonu hüsrana gebe olan bu aşkı
İşte bu yüzden;
Gözlerimin aydınlığını karanlığa hapseden,
Beni hiçliğe sürükleyen,
Düşlerime izinsiz gelen
Seni terk etmek istiyorum içimdeki hakimiyetine rağmen.

Kolay olmayacağını biliyorum ama denemek istiyorum.Sana o kadar yenilmişken bir kere de kendime yenilmek çok koymaz bana.Adının geçmediği bir hikayede,teninin kokusunun ulaşmadığı memleketlerde uyanmak istiyorum,varlığına inat.Senin olmadığın bir yalnızlığa özlem,aşksız da yaşayabileceğimi gösterme telaşı benimkisi.Diyeceğim o ki üstüne alınma,bunun senle aşka değil benliğimle alakası var.

Bilirim canım çok acır,yüreğimde inceden sızlayan bir melodi olursun;ama seni sevmek acı çekmekse,sensizlik zaten acının kendisiyse o zaman varlığına ne gerek var ki.Bir şiir var ezberimde,nefes nefes okuduğum ve gözyaşlarına boğulduğum;

Bu sefer gerçekten gidiyorum
Dönüşü olmayan bir yol bu
Senin adının geçmediği
Varlığının değer taşımadığı
Anıların hükmünü yitirdiği
Hüznün,acının son bulduğu
Bir hikayede başroldeyim
İşte gidiyorum ben sevgilim.

Gün gelecek hiç sevmedin mi diye soracaklar belki de,korkma seni sevdiğimi inkar etmeyeceğim o zaman,çok sevdim bir gülüşüne bir ömür adadım diyeceğim utanmadan sıkılmadan.Ama gururla; değmezmiş demeyi de unutmayacağım.

Sessiz ve sensiz geçecek günlerin
Yüzüme kattığı gülümsemeyle
Yaprak misali savrula savrula
İçinde senin olmadığın düşlerimle
Seni sana layık görerek işte gidiyorum
BANA UĞURLAR SANA GEÇMİŞLER OLSUN…!!!

Kar öpmüş toprağın tenini, ağaçların gövdelerine sarılmış. Dallarına vermiş tüm yükünü. İncitmeden bir aşk gibi dökülmüş uluorta. Serçelerin kanatlarına takılıyor gözlerim. Bu mevsimde kartopu oynamıyorlar. Tutamıyorlar besbelli. Sahi üşüyor mudur ayakları benimkiler gibi?
Kışlar gözümde büyümüyor artık, kuşlar büyüyor gözlerimde. Seviyorum cıvıltılarını. Rızkları için itişiyorlar birbirleriyle. Ama hiç kavga etmiyor, sade cilveleşiyorlar işte kendilerince.
Şimdi düşünüyorum da, indirelim mi kışın soğuk yüzünü pencerenin kenarındaki görüntüsünden tutup. Toplayıp kaldıralım mı kışlıkları sakladığımız dolabın en dibine?
Baharı bulalım, ikimize de yakışırından ve tam da sevdiğimiz gibisinden. Arnavut kaldırımlı bir “taş ev köyü” kuralım kendimize, balkonları olsun evlerin. Aşağıya sarksın saksılarındaki çiçekleri. Akşam sabah tembih edelim düşersiniz kenardan bakmayın diye. Kokuları sarhoş etsin sardunyaların. İçmeden yalpa yapalım yürürken bizli hayallerin yollarında. Unutalım… Dünya denilen de yalan değil mi? Kuralım yalandan bir dünya, bir sen bir ben birde ismini bilmediğimiz ıvır zıvır bir dolu komşumuz olsun. Kapısının önüne kuralım bir ahşap masa. Ara ara acemi şansını al ellerine, tavla oynayalım. Kapı almayı öğreteyim en ucuzundan sana. Koltuk altımıza yakışsın marsların yenilgileri. Yerlerden toplayalım attığın zarları. Kaybeden kahveyi pişirsin, kazanan yemeği.
Açık bir aralık bulalım senlii bir bahar olsun içinde, sessiz sedasız yaşayıp, yaşlanalım. Olmayan bir yastığın üzerine bırakalım, aynı gecede başımızı.
Ankara… Çıktım içinden. Bekleme beni seni sevmem için artık. Kışından memnun değilim bilesin. Aklı olan tüm kuşların yaptığını yapıyorum ilk defa bu kış. Göç ediyorum baharlı hayallerime. Bekleme ve gel diye ısrar da etme. Yerimi beğenirsem sanırım bir daha sana gelmem. Yol üstünden kaydırmaca günlerini sevenlere bırakıyorum artık. Özleyenler gelip yaşasınlar koynunda. Ben yalnız koynuma koydum, sevdiğim hayallerimi ve artık senden gidiyorum. Topladım pılımı pırtımı. Biriktirdiğim gül dikenlerimi ayrı koydum yüreğime. Gül yapraklarımı kuruttuğum ahşap kutumda saklıyorum. Kokuları hayalimde. Hiç kokmamışlardı ki zaten. Ben tüm kokuları kendim uydurdum. karanfilimden başkası yalan. Ankara’m… Çıkarttım içimden seni. Serçelerine iyi davran bundan sonra, çok ayaza sarma. Güvercinlerine benzemezler onlar. Ölürlerse düşerler toprağına. Sararsın, acırsın ve çok ağlarsın sonra. İşin kötüsü soğukluğun ve üveyliğinden gözünün yaşına bakacak bir “ben” de bulamazsın bundan sonra… alıntı

sınırsızlığın bir başka adıdır aşk. 
hiç bir ölçü birimi ölçemez aşkın yoğunluğunu.
bir telefon sesini yıllarca bekleyen aşık için zamanın önemi varmıdır?
ya da onu sadece 5 dakika görebilmek için binlerce kilometreyi heyecanla giden biri için uzaklığın ne önemi olabilir?
karşılıksız seven birinin yüreğinin ağırlığı kaç tondur bilen varmı?
kural tanımaz aşk,yazılmış ve yazılacak hiçbir yasa aşka engel olamaz.
bir isyandır aşk.
hangi tank,hangi top,hangi nükleer başlıklı füze durdurabilir bu isyanı?
hangi ordu karşı koyabilir?
aşk güçtür.bütün bu silahları aşkın gücü durdurabilir ancak.
hiç görmediğiniz birine aşık olabilirsiniz.hatta adını bile bilmediğiniz birine tutkuyla bağlanabilirsiniz.
matemetikle açıklayabilirmisiniz bunu? ya da fizikle,kimyayla? veya başka bir pozitif bilim dalıyla?
hesap yapamazsınız aşk üzerine.
yapmaya kalkarsanız hep yanlış sonuca ulaşırsınız.
çünkü aşkın tek ve mutlak bir doğrusu yoktur.
aşkta iki kere ikinin kaç ettiğini ancak siz belirlersiniz.
durup dururken ağlarsınız.yada hiç olmadık bi yerde kahkaha atabilirsiniz.
tıbba göre siz ya delisiniz ya da delirmek üzeresiniz.
ama aşk için olağandır bunlar.
özlem dayanılmaz olduğunda,terkedildiğinizde.bir söze alındığınızda,unutulduğunuzda gözlerinizden süzülen yaşların taşıdığı anlamı hangi doktor anlayabilir?
daha önce sevgilinizle gittiğiniz bir lokantada,onun yemeği üzerine dökmesini hatırlayıp kalabalığın ortasında gülmenizi engelleyecek bi varmı?
birbirinize dokunurken,öperken,içinizden vücudunuza yansıyan o sıcaklığı ölçebilecek bir termometre icat edilmedi daha edilmeyecek de…
aşıksanız,ne yaşadığınız ülkenin adı önemlidir ne de hangi ulustan olduğunuzun.
politik görüşünüz,ideolojiniz,aşka galip gelemez asla.sağcı olabilirsiniz,solcuda.yada her neyse….sizi buluşturacak tek ortak noktatadır aşk..
ve siz bu aşkı yaşarken aslında sağ,sol,ön,arka gibi kavramların küçücük birer ayrıntı haline geldiğini hayretle izlersiniz.
ya ölüm…
insan hayatının sınırı olan bu soğuk gerçek bile aşka sınır olamaz.çünkü bir aşık ancak göze alabilir sevdası için ölümü.ancak aşık sevgilisi öldükten yıllar sonra bileaynı aşkı içinde taşıyabilir..
sevgilinizin gözüne dikkatlice bakın.sınırların nasıl yıkıldığını göreceksiniz..
şimdi tutun onu ellerini ve bilinki hiç bişey değerli değil onun gözleri kadar.
güzel bir aşk yaşamanız temennisiyle..  alıntı

 

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
afrodizyakların en etkilisi,
sevdanın suç ortağısın.

Yapma bunu bana!..

Bahar, yalvarırım çek git işine!..

Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!..

Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;
sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.

Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek…

Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem…

Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu,
toprakta türlü çeşit börtü böcek…

Yapma bunu bana bahar,

Böyle üstüme gelme!..

Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı…

Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime…

Kalbimin buzları erimiş.

Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir…
bir de sen çıldırtma beni…

Krizdeyim ben… Tembelliğin sırası değil, uyamam sana…

Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.

Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni…

Bulutların üşüşmesin başıma…

Girme kanıma benim… yoldan çıkarma!..


Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,

Sevdanın suç ortağısın.

Kıyma bana!..

Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi
azdırıp sonra birden çekip gideceksin.

Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir
kuraklığın ortasında terk edeceksin…

O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman…

Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin

uçuştuğu günbatımları…

Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan…

Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgârlarında…

Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak;
damar damar çatlayacak ruhumuz…

Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden…
Yüreğim viraneye…

Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da…

Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.


İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar…

İş açma başıma…

Git işine!

Yoldan çıkarma beni!…

 

Can DÜNDAR

 

Genç adam elinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi…
Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince
ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde
her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı.
Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış
gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor,
aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller…
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler.
Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi,
“Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum” dedi.

Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi deli gibi atmaya başlamıştı.
Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse
kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu.
Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden
hiç bir şey kaybetmemişti.. Onları hiç bir şey ayıramazdı…
Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm…

Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı,
1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca
önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu.
Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu.
Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü…

Gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti. Denizin sonu
yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu.
Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü.
Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış,
sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari
onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok
biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları
nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları.
Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?

İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı…
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı.
Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu…
Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara… Ne kadar güzel
dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam.
Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok…
Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak
için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak,
denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp
hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı?
O zaman neden gelmemişti yine??…

Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.
Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki…
O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam.
Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını
kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar
ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.
Artık bıkmıştı… Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba
diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi.
7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu.
Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu.
Gözlerinden bir damla daha yaş güllerin üzerine damladı…

Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı…
Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu…
Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin
ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı…

 

 

 


Howard ,yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu.O gün hiçbir şey satamamıştı, karnı da çok açtı.Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi.Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı.Yiyecek bir şeyler yerine : Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim? diyebildi yalnızca.Genç bayan çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona.Çocuk sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra Çok teşekkür ederim ,borcum ne kadar?diye sordu genç bayana.
Genç bayan: Borcunuz yok diyerek yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti.: Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak asla bir bedel ödenmesini beklememizi öğretti bize. dedi.Çocuk: O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size. dedi.
Howart Kelly evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel olarak değil , ruhsal olarak da güçlü hissediyordu.
Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı.Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca hastalığıyla ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük bir kente gönderdiler.Dr. kelly kosültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı.
Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu.
Dr. Kelly denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koyup hasta bayanın odasına gönderdi.Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline.Açmaya korkuyordu.Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu.Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti.Kağıtta şunlar yazılıydı:
Hastahane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir.
 

 

 

Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk.Uçuk gri ,çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk… Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa…
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış.İki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa. Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş…Taşlar
atmışlar bu kaplumbağaya ,kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş,sonra usul usul çıkarmış kafasını;bir adım bir adım daha…
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa.Ne rotası , ne pusulası… Ama anlayın canım ,siz anlarsınız;bir yerlere gitmek ister,ah ister bu kaplumbağa
Sesler gelir,gürültüler gelir uzaklardan:
Şu kaplumbağayı ters çevirelim , çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız,kaplumbağa kimsesiz… Çizik çizik buruşuklar içinde boynu ; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına.Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü,sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa.
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir.Bir kadının elini tutarsın.Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır.Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş Her ses bir serenat,her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir,haykırmak istersen haykırabilirsin.Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp
Siz bir güneş altında,bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu?Duydunuz mu bu güvenliği
Gerine gerine :–Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu,ama siz de diyemezsiniz.
Saat dokuzda işbaşında olmak var.Biriken borçları ödemek…Kızdırmamak kimseyi…On ikide paydos,bir buçukta iş…Akşamın beşi bir türlü gelmez Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak;Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer
Sev, sevmezsin;yaşa yaşayamazsın…Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller…Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar…Hepsi sahillerin öteki tarafındadır Ve bir kere gelmişsin dünyaya.
Yaşamak,göğsünü benim diye döve döve yaşamak.,yaşadığını duya duya yaşamak.Ayın sonu, cepte iki buçuk lira … Saat dokuzda işin başında olacaksın. On ikide yemek tatili.Bir buçuk,beş…Her gün bu, bu her gün.Başını dışarı uzatmayan kaplumbağa gibi.
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam;bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında,bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
-Ben de varım , ben de insanım ,sevmek istiyorum ben de,sevilmek istiyorum ben de
Bir elde sefertası Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın
Sonra emekliye ayıracaklar seni.Çürümüş vücudunda hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni.Akdeniz kıyılarında bir neşeli bir kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin.Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde , daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamın türküsünü çağırmadan.
Karşı sahillerde ışıklar…Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar…Sokulursan yanlarına, bir budala bir aciz, bir sünepe diye bakarlar sana.Sen bin yılın ürkek , bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın.
Çocuklardan ne haber, çocuklardan?Adam olacaklarına karşı sahillere çıkacaklarına itimadın var mı?Bak şimdiden alay ediyorlar seninle.Ya karın, yandaki komşu karısının elbiselerini kıskanmıyor mu?
Sen bağır istediğin kadar:
— Hanım hepsi bu, yetmiyor para.
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
—- Sen adam mısın?
Düşün adam mısın sen? Sen bir kaplumbağasın.İçine çekik ,ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin.Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
— Yaşayabildim, demek.
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim ve istersen arayalım kaplumbağa olmamaktan nasıl mümkündür kurtulmak.

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol…

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan…
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına…

Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı…
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su…

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları…
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını….
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş… alıntıdır