Şiirler
Şiir ve güzel yazılar
Kategoriler
- anlamlı sözler (105)
- aşk için (210)
- Ayrılık (125)
- Ayrılık Şiirleri (19)
- Benim Kalemimden (8)
- güzel sözler (36)
- hayata dair (37)
- hikayeler (43)
- Komik Şiirler (3)
- popüler yazı ve şiirler (84)
- Sağlık Köşesi (5)
- şairler (1554)
- A.Hicri İzgören (3)
- A.Kadir (13)
- A.Kasım BALTACI (3)
- A.Vahap Akbaş (2)
- Abdulbaki Kömür (4)
- Abdulhak Hamit Tarhan (5)
- Abdülhekim Koçin (7)
- Abdulkadir Budak (6)
- Abdulkadir Bulut (1)
- Abdullah Işılak (2)
- Abdurrahim Tırsi (2)
- Adem Ünal (1)
- Adnan Durmaz (4)
- Adnan Özer (5)
- Adnan Yücel (12)
- Ahmed Arif (13)
- Ahmet Altan (6)
- Ahmet Arif (14)
- Ahmet Cemal (6)
- Ahmet Hamdi Tanpınar (25)
- Ahmet Haşim (18)
- Ahmet Kutsi Tecer (19)
- Ahmet Muhip Dranas (36)
- Ahmet Oktay (7)
- Ahmet Özbek (11)
- Ahmet Özer (2)
- Ahmet Paşa (3)
- Ahmet Selçuk İlkan (75)
- Ahmet Süreyya Durna (10)
- Ahmet Telli (110)
- Ahmet Tevfik Ozan (4)
- Ahmet Uysal (2)
- Ali Kadir Bilgin (15)
- Ataol Behramoğlu (10)
- Atilla İlhan (67)
- Atilla İlhan (1)
- Avdurrahim Karakoç (176)
- Avşar Timuçin (57)
- Aziz Nesin (5)
- Bedirhan Gökçe (10)
- Behçet Necatigil (73)
- Cahit Sıtkı Tarancı (72)
- Cahit Sıtkı Tarancı (1)
- Can Dündar (24)
- Can Yücel (23)
- Cemal Safi (2)
- Cemal Süreya (65)
- Ceyhun Yılmaz (3)
- Cezmi Ersöz (67)
- Edip Cansever (1)
- Erhan Güleryüz (19)
- Fazıl Hüsnü Dağlarca (6)
- Haldun URAS (14)
- İbrahim Sadri (29)
- İbrahim Sadri (2)
- Kahraman Tazeoğlu (10)
- mehmet Çoşkundeniz (9)
- Murathan Mungan (126)
- Naşide Göktürk (12)
- Nazım Hikmet (7)
- öMer Hayyam (1)
- Ömer Köroğlu (1)
- Orhan Veli (2)
- Özdemir Asaf (40)
- Rıfat Ilgaz (16)
- Rıfat Ilgaz (15)
- Selim Akgün (18)
- Uğur Işılak (3)
- Ümit Yaşar Oğuzcan (89)
- Yılmaz Erdoğan (4)
- Yılmaz Odabaşı (29)
- Sevgi Duvarı (8)
- Sevgiliye.. (38)
- top 50 (3)
- Yılmaz Erdoğan (1)
- Yılmaz Odabaşı (13)
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Mar | May » | |||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | ||
Sayfalar
Etiketler
Arşivler
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Ağustos 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
Meta
| Ağaç taşı anlamaz Gökyüzü MAVİ iken Ağaç susuzluğu anlamaz Gökyüzü MAVİ iken Ben seni Çok sevdiğimi anlarım Gökyüzü MAVİ iken
|
| Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Oynamamız bundandır. Kara toprakla binlerce yıl. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Çıkamaz çocukluğundan dışarı Çıkamaz çocukluğundan dışarı
|
| Sen ölüm, Evlerde pissin ama, Dağlarda iğrençsin. Sen ölüm, Sen ölüm, Sen ölüm, Sen ölüm, |
| İşte zamanın karanlığı, gece gibi, Geçer bir gölge komadan. İşte Tanrı nefesli sahiller, İşte Bizans kopmuş Romadan. Sakalları uzamış keşişler sırtında, Bahar halinde bir yük: Sur örülmüs kıyılarda yokluğa taraf, Taşlarla, kiskançlıkla ağır ve büyük. Eski Istanbul, ruh kadar eski, Bir boşluk ki göller tadında uzun, Eski İstanbul, hatıralardan eski, Tarümar olmuş, Eski İstanbul, eski, Saz nameleri gelir, din uğruna çarmıha gerileceklerden, Eski İstanbul, yakın ve eski |
| Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım, Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir. Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir, Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa, Bir camın arkasında açılıyor güllerim, Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
|
| Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye |
| Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin: Şu sofrada ikimiz için de vur emri! Sözcükler alevler içinde nasıl da serin! Orta yerde durmuyor bir türlü yumru.Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni: Kulüp rakısının üstündeki resim, bir; Ortak arkadaşımız prens hayati, iki; Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir. Bekarlara ev vermiyorlar, doğru; Evet, gün geliyor bıkıyorum senden Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden, |
| Ayışığında oturuyorduk Bileğinden öptüm seni Sonra ayakta öptüm Kapı aralığında öptüm Bahçede çocuklar vardı Evime götürdüm yatağımda Başka evlerde karşılaştık En sonunda caddelere çıkardım |
| Büyük bir ihtimalle ölmüştük Şehir kan kıyametti ayaklarımızda Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü Doğrusu iyi idare etmiştik Doğrusu iyi haltetmiştik Yaşayanlar unutmuştu bizi Biz öldüğümüzle kalmıştık. |
| Ben nerde bir çift göz gördümse Tuttum onu güzelce sana tamamladım Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu Bir bunun için yaptım -Garson bira getir Garsonun adı Barba Ben nereye gittimse bütün zulumlardı Sen belki de bir resimsin ne haber |
| Mamahatun Türbesi iki katlı Alt katta yılan parlar Bir at kişner sümbüli Rüzgar İhtiyar adamla çocuk Hiç konuşmazlar Çömelmiştir ihtiyar Çocuğunsa |
| Ak odada oturur Kapısı penceresinden çok Gözlerinde yıldızlar Bir elinde kadeh İnşaattan ses gelir Uzanıp durmuş mahcup Dönülmez dizeler içinde Öldüğü gün |
| Bir mineli altın saat, Bir altın köstek ve madalyon Bir roza maşallah, On iki miskal inci. Madalyonunu ve boncuğunu Ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu |
| Öyle sevdim ki seni Öylesine sensin ki! Kuşlar gibi cıvıldar Tattırdığın acılar. |
| Sen el kadar bir kadınsındır Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli. Bazı ağaçlara kapı komşu, Bazı çiçeklerin andırdığı. İş bu kadarla bitse iyi; Bir insan edinmişsindir kendine, Bir şarkı edinmişsindir, bir umut Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da Saçlarınla beraber penceredeyken Besbelli arandığından haberli Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda Sevgili. |
| Piri Reis geri çekmiştir haritasını Azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar; Başlamıştır Sultanahmet sürüncemesi, Kızlar yatakta yan yatmaya başlar. Ben atımı böyle dört sürüyorum ya, Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim, |
| İlkokulu bitirdiği gün Cumhuriyet şairi, Saçında kurdelesi Lozan gibi; Sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de Hemeninden göğe huthutler çizildi. Gelecek zaman oldu şimdiki zaman; İyi anlarında sesin kalınlaşıyor |
| Ilım günleri gelirdi taraçalar Uzatırdı mevsimölçerlerini Tıkabasa yaprak arka pencere İnsan iki kişiyi sevebilir mi? Onunla aşkımız, o diyorum ona, Tartışıp dururduk yollarda Ötekiyse nasıl incelikli Parmakları her yana döner Birinin ısırığı badem şekeri Kısacası o yıllarda ben |
| Afrika dediğin bir garip kıta El bilir alem bilir Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in Hala eskisi gibi çizilir Haritalarda
|
| Bir düelloda Daha büyük bir şey vardır Ve daha acıdır bu Ölümden de ölüm korkusundan da Bakarsın dün en güvendiğin kişi Daha da acısı vardır ama Daha da acısı |
| Lokman şair senin hayatın Yedi kırlangıcın hayatı kadar Altısını ardı ardına yaşadın Bir kırlangıcın daha var
|
| Sokaktaki adamların gözlerinde yitik Nasıl oluyor bir türlü anlamıyorum Arada bir barış arada bir gökyüzü Her şeyin güzeli aşkla beraber Kesik kesik Hiç durmadı aşk dursa bile dünya Ama ne var eskisi gibi değil Bir şey var değişen belli besbelli
|
| Nurullah Ataç çeliştirmen Tahir Alangu soruşturman Cevdet Kudret deriştirmen Suut Kemal çekiştirmen Mehmet Kaplan uyuşturman Sabahattin Eyüboğlu yetiştirmen Memet Fuat alıştırman Mehmet H. Doğan geliştirmen Adnan Binyazar örtüştürmen İlhan Berk eleştirmen |
| Sokağımsan Ben anahtarı çevirdiğim zaman Kapanan evin kapısı değil, Senin kapın olsun açılan. Adresimsen, Kentimsen, Şenliğimsen. Dilimsen, Düşüncemsen, Uzat saçlarını Frigya,
|
| Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
|
| Gece bitkilerinden korkuyorum, Hayır, geceleri bitkilerden! Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır Bana açtığın her telefon. İki kalp arasında en kısa yol: An ki fıskıyesi sonsuzluğun |
| Onların, yani sizin hayatınıza Şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz Şarkılar yani barış, yani gökyüzü Yani bazan burun buruna geldiğiniz köşebaşlarında Sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz Yani dost geldi gelecek, sevgili sevdi sevecek Yani yaşamak adına, güzel düştüğü olan Şarkılar, yani yanıldığınız… Sizin, yani onların hayatlarına |
| Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı |
| Hiçbir semtte berberin olmadı, 1954-1980 yılları arasında, 26 yılda 28 ev değiştirdin; Leke kuşağı nasıl bilmez seni! Arabesk nedir diye düşünmüştünüz: Yürütüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte |
| Sıra hep son kadehe geliyordu Dudakların başkalarının masasında lâle Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum Peşinden başka gidecek yer yoktu Seni artık hiç sevmediğim halde Senin o eskisi olmamana imkân yoktu Hele o çıkışın yok mu kapıdan
|
| Yeşil ipek gömleğinin yakası Büyük zamana düşer. Herşeyin fazlası zararlıdır ya,
|
| Gölgeme bak gölgeme Amma aşık, amma divane Oturmuş kanepesinde gurbet elin Kendini seyreder gözlerimde Amma aşık, amma divane. Gölgene bak senin gölgene Ya öbür adamın gölgesi, öbür Gölgelere bak gölgelere
|
| Şanssız mıydık? haksızlık olur şimdi Düşünsene nasıl geçmiştik hızla Birleşen iki güvercinin arasından Hiç dokunmaksızın onlara Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Aşkımız şimdi görklü bir hayatın Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin Şanssızım diyemem ben kendi payıma |
| Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm, Yalnız işitme duyusu kalır ortada. Asya kentleri yürür dururlar, Höyükler burnumda hızma. Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap! Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada |
| İçkievinden çıkınca Camdan demin oturduğum yere baktım. Sigara paketimi Bir eli alnında Biraz daha mı benziyor Bir yaş büyüğüm babamdan |
| Gidilmemesi gereken bir içkievi (Dişçiler, sakatlar, kalbi çürükler gitsin) Gidilmemesi gereken bir ev Dikmen’de Gidilmemesi gereken bir ev Y. Mahalle’de Yolcu bir bardak çay için benimçin Yaprak, mevsimin içi ve Çin-i Maçin Yolcu o şarkıyı bir kez daha dinle benimçin Bin dokuz yüz o yıllarda içtiğim sigara Tam bir yıl can alacağım var birinden Her şeyi öğrenir kişi ve bağışlar sonunda Sen son kokladığım gül: adın zambak Sen incelikler antolojisi, uyut beni Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin |
| Önce bir ellerin var Yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ağzına kadar Sonra yüzün, Ardından gözlerin dudakların Sonra herşey çıkıp geldi Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde Sen çıkardın utancını duvara astın Ben masanın üzerine koydum kuralları Herşey işte böyle oldu önce |
| Kadın kendini gösterdi usulcana Çekingenlikle koşulu beyaz usulcana Gittiler gözleri aşka yaşamaya yangın Gidip gelenler oldu gitti geldiler. Kadın saçlarını getirmedi uzakta tuttu Kadın gözlerini koydu ortaya |
| Bir savaş: Otlukbeli Bir mavi: Spartaküs Bir soru: niçin Spartaküs Bir kuş: nereye gidiyon kuşu Bir çiçek: bilmem ki çiçeği Bir su: şüpheli Bir belge: noterlerinden Ey ince burunlu Güneyli çocuk Bir imza: okunmuyor |
| Adam şapkasına rastladı sokakta Kimbilir kimin şapkası Adam ne yapıp yapıp hatırladı Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar Bir kadın kimbilir kimin karısı Adam ne yapıp yapıp hatırladı Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
|
| Baktık çıldırmak işten değil Söndürüp attık cigaramızı Baktık olacak gibi değil Bir adam düşündük camların arkasında Baktık beyaz pardesülü burunlu Bir adam birdenbire peydahlandı Kaptığımız gibi şapkamızı eski O eski kadınları bilirsiniz Keder basınca bilhassa hatırlanan Sokaklarda yaşanmış veya evde Karanlığın ortalık yerinde beyaz Ve sevgili olan enine boyuna Baktık olacak gibi değil |
| Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar Hepsine yüzer kere rastladım en azdan Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda Verdi mi adama her şeylerini verirler Ben gördüm ne gördümse kadınlarda Porsuk nehrinin geçtiği Kızılırmak parça parça olasın Dicle kıyılarına tiren varınca Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete |
| Kırmızı bir kuştur soluğum Kumral göklerinde saçlarının Seni kucağıma alıyorum Tarifsiz uzuyor bacakların Kırmızı bir at oluyor soluğum Yüzünün yanmasından anlıyorum Yoksuluz gecelerimiz çok kısa Dört nala sevişmek lazım |
| Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Sabaha kadar koynumda yatmışsın Bak bende yalan yok vallahi billahi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur İşe bak sen gözlerinde burda Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların |
| Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızsırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar. Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır. Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde. Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım. Aylar ayları açıklıyor. Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor. Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık. Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu. Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır. Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlem evinde art arda mevsimler sökülür. Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz. Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir. Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu. Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey. Yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız. Siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan. Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan. Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar. Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış. Bakır kaptan günlük kokusu yayılır. Geceyle birlikte. Gece de. Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz? İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? ..
|
| Şu senin bulutsu sesin var ya Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi Yataklar var konuşmak için Güneşler var, yıldızlar, samanyolları, Tanrılar sofrası amma karanlık Şu senin tutkulu sesin var ya: Tutar ellerinden kaldırırsın Yeni törenler gerek bize Dert etme, bütün dilleri içerir Şu senin dolayık sesin var ya Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı, Kimlik denetimi yaptıktan sonra Şu senin alçaktan sesin var ya Aşklar var unutulmamak için, |
| Küçük kızları ve ölümü kuşatır yüzü Önce küçük kızları sonra ölümü Yıkar yüreğime öptükçe Ağzındaki yükü Dağlar ovalar ve atının terkisinde
|
| Sesinde ne var biliyor musun Bir bahçenin ortası var Mavi ipek kış çiçeği Sigara içmek için Üst kata çıkıyorsun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun |
| Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliğinde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde Alıp yaracak olsa yüreğini Şimdi bir güvercinin Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
|
| Ölüm geliyor aklıma birden ölüm Bir ağacın gölgesine sarılıyorum |
| Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, Bir yanlışı düzeltircesine açmış; Gelmiş ta ağzımın kenarında Konuşur durur. Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
|
| Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum |
| Sevdiğin kentlerin selamı sanki Sülüs kamyon şoförleri Kufi hamallar Anılar hep sonbaharda gibidir Belleğinin yerini tutar kadehindeki Hayatını sarsan binbir andan Ne varsa yarım kalmış, geleceğindir Bilir misin iki kökeni var hüznüniyetinin:
|
| Eskiden birinci işimdi sigara içmek Şimdiyse içmemek birinci işim. |
| Kim istemez mutlu olmayı Ama mutsuzluğa da var mısın?
|
| ben bütün hüzünleri denemişim kendimde canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını bir bir denemişim bütün kelimeleri yeni sözler buldum seni görmeyeli kuliste yarasını saran soytarı gibi sen tutar kendini incecik sevdirirdin |
| Erkekler arasındaki dostluklarda Av anlaşması da var. Kadınlar arasındaki dostluklar… Biri lambayı avucunun içiyle kapar Savunmanın binbir gizi Kurtarılmış zamanların Hele çocukluk dönemi dostluklarını Kadınlarla erkeklerin dostluklarında Kadınlar uçtadırlar, |
| Elif Lam Mim. Yirmi üç haziran dokuz yüz altmış yedi Bulanık atmosferin içinde gözlerim sımsıcak; Yel değirmeni’nden denize sarpa sararak inen bir sokakta. Vakit tamamdır diyorum. Ve sokağın sesi Diyor ki değil daha Vakit var daha Bir kilise tadı taşıyor Dolmabahçe camiinin pencereleri Diyor ki değil daha Mermerin memelerinden hafifçe hafifçe damlıyor mavi Diyor ki değil daha Bir koku gibi dururdu parmağı yüzüğünün içinde Diyor ki değil daha Evlerden çadırlardan toplananlar bini buldukça Diyor ki değil daha Genç Osman annesinin rahmini çekip üstüne Diyor ki değil daha Düşmanına ilerlerken tuhafça gülerdi Diyor ki değil daha Deve, devenin üstünde tabut, biri çekiyor deveyi Diyor ki değil daha Hafif kanlı Chevrolet’ler, hırslı Pontiac’lar, kıranta Buick’ler Diyor ki değil daha Sokak lambaları yerebatanlar yük kamyonları Diyor ki değil daha |
| Sen tam tabancayı Şakağına dayamışsın; Kapı açılıveriyor Ve üstündekileri Bir bir fırlatıp atan Bir leylak sesi… |
| Ben nice gözle nice denizle nice gazelle Rimle gördüm rimle bildim rimle yaşadım seni Sen ne iydin güzeldiysen de çirkindiysen de Sonra ilk çağlar savaşlarında para ve Babil Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbilirliğindi Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun Ama ben nice gözle nice denizle nice gazel
|
| Şimdi utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında. Ovadan Taşarak evlerden taraçalardan Sesimin esnek baldıranı Ve kuşlara doğru Tahta heykeller arasında Kan görüyorum taş görüyorum Annem çok küçükken öldü |
| Ben kibriti çaktığım zaman Her şey kırmızıydı yüzün olarak Ben kibriti çaktığım zaman Çünkü her yüz bir memlekettir Ben sigaramı yaktığım zaman Bir güvercin ben öldüğüm zaman
|
| Oydu bir bakışta tanıdım onu Kuşlar bakımından uçarı Çocuk tutumuyla beklenmedik Uzatmış ay aydınlık karanlığıma Nerden uzatmışsa tenha boynunu Dünyanın en güzel kadını oydu En çok neresi mi ağzıydı elbet Ah şimdi benim gözlerim
|
| Daha nen olayım isterdin, Onursuzunum senin! |
| Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle, Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, Hadi git, benden sana dilediğince izin, Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez, Her darbene tehammül edecektir bedenim, Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin, Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm, Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
|
| Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Üstü kalsın… |
| Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum Siz hiç hamama gittiniz mi? Ben gittim lambanın biri söndü Gözümün biri söndü kör oldum Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak Söylelemesine maviydi kör oldum Taşlara gelince hamam taşlarına Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi Taşlarda yüzümün yarısını gördüm Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? |
| İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar |
| Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beniNe kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu |
| Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya |
| Sevgilim, bir günün ortası şimdi Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde Uzat bana uzat ellerini İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor Ben seni düşünüyorum seni Günümüz ekmeğimiz, türkümüz Her şey biliyor her şey Geldiğimi? Hadi! |
| son yolcunun adı attila ilhan’dı miyoptu kısa boylu bir adamdı dostu yoktu yalnızlığı vardı yazı makinasıyla binmişti bizimle konuşmaktan çekinmişti gözlerini görseniz korkardınız polis’ten kaçıyordu derdiniz bir cinayet işlemişti derdiniz halbuki kendinden kaçıyordutatyosyan’la arkadaş oldu güvertede birlikte gördük hırsızlama durduk dinledik ermeni sicim gibi ağlıyordu karısı marsilya’da kalmıştı çocuğu karısında kalmıştı anası istanbul’da bekliyordu palermo feneri parlıyordu tatyos’u iki polis getirdiler “dövülmüş süt gibi yorgunum tatyos’un camları kırılmıştı tatyos’un üç cigarası olursa “aşkale’de kel bir dağ vardı attila ilhan bir şiir yazacaktı |
| doğarsın sorgudur başlar doğmanın hesabı sorulur dünya bir bela sofrasıdır lokmanın hesabı sorulur acı bir dumandır köyleri kıvılcım çektiğin demirden yürü attila ilhan yürü |
| Destur bre gökkuşağı Hangi devin kılıcısın Sabah sabah kanın damlar Besbelli can alıcısın Akıl almaz bir kelepçe Öfkeyi sorduk sarından
|
| onlara ün mü gelir bazı bir ses mi duyarlar yumuşak bir kedere ufalır bakışları idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları yorgun öksürükleri oturup kalkışları yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar her gece artık gitmek vaktidir sanırlar geçmiş günlerinden bir destek aranırlar uysal bir gülümseme tek sızlanışları idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları |
| haçan demir dökende ateş yiyesim gelir gök sofraya çökende doruktan sesim gelir dağdan yürek sökende kurşun dökesim gelir çatal şimşek çakanda yağmur perde çekende derya göğe çıkanda haçan ölesim gelir |
..
| garson masa iyi manzarayı değiştir sırası mı mehtabın yıldız yağmurunun bu gece yalnızım onlar gelmeyecek sapa bir yerindeyim umutsuzluğumun hava soğuk olmalı ağaçlar bütün duman eğer bulabilirsen ölü bir kar getir beyazlığı kalın bir su gibi uzayan bu gece yalnızım onlar gelmeyecek batan bu köhne şilebde ne işleri var çünkü battım kasa boş ne para ne çek garson masa iyi manzarayı değiştir |
| önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
|
| Işıkları söndür suna su Vapurları duyacağız ha Dün gece uykumda sıçradım Beni mi çağırdın suna su Nereye gideceğiz ha Yabancı değil ben kaptanım Kadehini dinleme çıldırırsın |
| bugün pazartesi senin galiba beş dersin olacak yine salondaki aynada taradın saçlarını istemediğin bir şeyi yapmış olmanın öfkesi yine karartmış alnını fakat acele etmek lazım geç kalırsan tramvay kaçacak ve bir yasak levhası gibi asacak suratını o suratsız müdire hanım bugün pazartesi ben senin hayatına muhalif bir rüzgar gibi girdim |
| Öbür ışıkları getir hadi süleyman Bulvarın ortasında dur bağırma Senin için bir yağmur hazırladım Hadi ışıkları getir yağdıracağım Al bu nisan akşamını benimkini ver O kadını da getirsene portakal yiyen Deniz fenerinden mi çalarsın işte çal Sen kimsin süleyman bir de bu var |
| eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum
gece yarısını yaşamaktan yorgunum ayazın avucunda unutmuştun ellerini ayazın avucunda unutmuştun ellerini karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim montmarte metrosu civarında seni gözden kaybettim bir gazete aldım ama evde okuyacağım kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam yarı gecenin içinden bir zenci sütbeyaz bakıyor |
| yıllar var ki serçeleri unutmuşum üzerimden gökyüzünü almışlar gibi asfaltların karanlığında boğulmuşum ufacık oysa hep böyle uçuşurlarmış karlı ağaçların arasındaki alfabemdeki iyimserlikleri bir türlü anlaşılmamış yıllar var ki serçeleri unutmuşum |
| istediğim yağmur hazır mı bakalım yerlerine konuldu mu soğuk katiller karanlığı ya gevşek dokudularsa öldürüleceğimden emin olmalıyım şimşekler gecikti herhalde unutulmuş yeryüzünde çok fazla bir yalnızlığım
|
| öyle büyük hicran ki cam çerçeve bırakmıyor kırdı kapıları döküldü sokağa havada yangın kokusu itfaiye sirenleri uzaktan uzağa öyle büyük hicran ki öyle büyük ki hicran |
| Şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın Nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın Gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın Yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda Bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
|
| Zarif bir hüzündür bembeyaz dolaşan kuğuya bakarsak Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak Dipten bir deprem yaklaşıyor suyun üzerindeki buğuya bakarsak Ne kadar yoksul ve çıplak görünürse görünsün ağaçlar O kadar yakındır ilkbahar özsuyu yürümüş dallara uğultuyla bakarsak |
| kirpi gibisin çocuk her tarafın diken kim elini uzatsa delik deşik üstelik sen de kan içindesin |
| su dinlerim gök anlarım alevi tenime sığmaz teni canla bütünlerim büyür bedenime sığmaz demiri tavında dövmeli |
| imdat çığlıkları mıdır bir felaketi mi duyururlar anlaşılmaz söyledikleri salkım saçak çökerler karanlığıma yalnızlığımı dağıtırlar yağmurda sis düdükleri camlarda çehreler hayal meyal yürekte keder yoğunlaştıkça
|
| hiç görmediğim gökler vahşi yeşil ağır şehirler oturmuş altına içinden sular geçiyor erimiş cam parıltıdan göz gözü görmez olmuş bu kız sevdiğim o kız değil insanlarla yanılmış eski sahil denizin üstü yıldız çil çil çil
|
| Geçerdi hep Pırıltılı kanunlar Neves gecelerden İhtimal buhranlı gecelerdi hep Yüreğinde yalnızlığın tortusu Vazoda yaseminler Ufukta yağmur kuşları Çözülmez bilmecelerdi hep Ansızın dalar Bir yorgunluğa uyanırdın Güneş çekilmiştir bahçelerden Lambalar çok erken yanmış Aldatılmak korkusu Sık sık bozulan yeminler Enfarktüs kuşkuları Sinsi bir kederdi hep Zaman zaman düşündüğün Aklına geldikçe güldüğün Şan şeref ve ün Beyhude şeylerdi hep
|
| Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korkuBuzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar |
| Kapıyı açık bırak Hiç kimse görmese de Belki biri gelir Elsiz ayaksız Varla yok arası Hanidir bekliyorum
|
| desen ki denizin tuzu çiğ düşmüş kadife donlu patlıcanlar desen ki kendilerinden karga çığlıklarıyla kaçanlar en fakiri en zengini çirkini ve orospusu seni unutmuş olsun sen ki üşümüş gökte o yalnız bulutsun kıskanmadığın cömert bir maviliğin ortasında o bildiğin yalnızlığın ellerinden tutmuşsun desen ki unutulmuşsundenizler kızılca kıyamet akıp geçiyor zamana karşı geliyorsun bir üç ve beş leylekler artık gitti şimdi seni artık karanlıkta bir liman çekiyor unutulduğun unutulmadığın bilinmediğin bir liman bir üç ve beş derken şişede rom bitti sen yaşamaya başladığın zaman üşümüş gökte o yalnız bulut |
| ufkun sonsuzluğuna hiç şaşırmıyorlar rüzgarın gizli ıslığını hiç kimse işitmiyor hangisi anlayabilir yazın son günlerinde tenha plajın ağır hüznünü |
| melengecin dalında çifte sığırcık diley çifte sığırcık ciğerime ateş değdi öley diley öley gencecik zehir pamuk ırgatlığı gavur gündelikçilik rinna-rinnan-nay melengecin dalında çifte saksağan diley çifte saksağan rinna-rinnan-nay melengecin dalında çifte güvercin diley çifte güvercin rinna-rinnan-nay melengecin dalında çifte ispinoz diley çifte ispinoz rinna-rinnan-nay |
| Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk Gece trenlerine binme, kaybolursun Sokaklarda mızıka çalma çocuk Vurulursun..
|
| yağmurun yerden göğe yağdığı bu gece yasak bölgedeyim büyük çingenelerin çaldığı kaçak silahların içindeyim sevişmek kapısının kapandığı bir nabız yoklar ki daima gök yarıldıkça şimşeklerden doğumdan öncesini yaşıyorum |
ŞUBAT YOLCUSU
| seni kim çizebilir şubat yolcusu yalnız akşam olsun dağınık olsun ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu geceleyin dörtte bir ölüm korkusu dörtte dört sabaha karşı yağmursun seni kim çizebilir şubat yolcusu bütün çizgileri bozuyorsun |
| Bu bizim gökler gibisi hiç bir dağda çatılmamıştır Yıldızlarımızın titremesi yüreğine deprem indirir Hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır Topraktan sağdığımız pekmez güneşin başını döndürür
|
| mevsimidir müphem bir meltem yoklar dal uçlarını gizlice ürperir yaseminler körfezde deniz dalgın bilinmez hangi aşktan arta kalmış vahim bir yalnızlığı dinler mevsimidir mevsimidir
|
| ikinizden hanginizin saçları gece laciverdi siyah yıldız tozundan ışıltılı ve zengin bakır çalığı gözleri ikinizden hanginizin ikinizden hanginizin sahi siz |
| Seni birden hatırlarım akşamlar içinde fevkalade tatlı bir sesin söylediği şöyle kolay dokunaklı aydınlık ve temiz gittikçe yakınlaşan bir melodi gibi kalbim artık ürperen bir mandoline benzer ne güzel şeydir seni hatırlamak saçların örülmüş örülmüş olsun insan bir düşünse ne çok şey bulabilir saçların mutlaka örülmüş olmalı |
| yüzünün yarısı göz kadife yansımalı bulutlu siyah ah bulutları eflatun o boy aynasından çıktı fransızın malı vişne asidi vardı tadında rujunun ah sinema yıldızı filan olmalı ağızlığı kristal son derece uzun bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu görkemli çadırında italyan lunaparkın tavana asılmış sosyalist saçlarından
|
| Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar Titrek dudaklarında sarışın bir keder Nabız kaybolur kan susar dolaşım yavaşlar Sisli bir nebuloz gökte yazılmamış şiirler Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor Anlaşılmaz çocukluğun ortaokullarından ders zilleri Dünkü delikanlıları yaşlılığa taşıyor Eylül şehirleri yağmurlu gürültülerle alır yerlerini Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor. |
| geceyarıları tenhadır buraları ne in ne cin kırmızı lambası sanki kan damlası demiryolu geçidinin dağılmış su dumanı şimşekli bir karanlığa geceyarıları şimşekler yaladıkça nikelajını geceyarıları |
| O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin Seni görür görmez özgürlüğümden utandım Söyle ne içersin, çay mı kahve mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. Saçların uzundu, omuzlarına akardı Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
|
| Bütün kapılar kapandı, dışardayım Birden karşıma çıkmayın korkuyorum Uykusuzum fena halde, sokaktayım Karanlık bastırdı mı bozuluyorum Fena bir yerimden koptuğum doğru Bütün kapılar kapandı, sokaktayım…
|
| yolumdan çekil yavrum bağlasalar duramam demir asa demir çarık dedim neyleyim! yolculuk dedim ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir rüzgar kendini yerden yere vuruyor kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor anamdan yolcu doğmuşum yedi dağın yolları kalbimden geçer salkım salkım mısralar gelir içimden dudaklarımda yağmur damlaları alır beni yollar beni alır gider anamdam yolcu doğmuşum |
| bu rüzgarın tadı senin hiç tatmadığın bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor konuştukları dil ömrünce duymadığın gözlerini sakla sen burda bir yabancısın akşam tren raylarına yağmur yağıyor devrilmiş bu sokak ayak basmadığın |
| o kitabı da okudum bitirdim hani o genç kızın beni unuttuğu bir ara fena halde fikrindeydim dudağındaki nem gözündeki buğu durmadan hayal değiştiriyorduk erteleyip durduk suç ortalığımızı yanıldığımız herşeyi birden istemekti tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
|
| hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan koşar gibi yürüyüşün karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların adımla nasıl berabersem öylece beraberiz hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
|
| kapının ziliyle sıçradım gecenin saat üçü açtım baktım kimseler yok zili duyduğum kesin
|
| aydınlık neyin oluyor senin gökyüzü akraban filan mı beni bulur bulmaz gözlerin şimşek çakıyorum yalan mı yüzünde yalazını gezdirdiğin saçlarından tutuşmuş orman mı akla ziyan bir şey elektriğin ayışığı mavisi dudaklarından mı |
| sayende sayeban olduk İstanbul şehri sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda ve yaktı perişan eyledi sine-i sad-paremizi saplanıp hançer misali bir hilal sokaklar serseri biz serseri yüksekkaldırım’da bir cezayir şarkısını dile getirdi plaklar cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir sinemalar nerdeyse boşalacaklarvay anam vay sen ne dersin İstanbul sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin kimin gücü yeterse kahretsin pazarlığı sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı kurtulmadık gitti bu denlü kepaze hayattan hep böyle gecelerin koynunda yaşadık geceler serseri biz serseri karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri kırılmış kavala dönmüşüz sen söyle serseriler kıralı İstanbul |
| daha önce bıçaktan hiç su içmedim hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım gururlu bir gemiyim oldum bittim sabah olur yelkenlerimi saklarım özgürlük dediğim yerde demirledim üstüme varma bulutları tutamam olur mu gecemi yeşile çalmak |
| Elimden gelen bu ben iki kişiyim Çoğalmak neyse ne azalmak zor Birisi seni her an bırakıp gittiğim Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim Gözlerine kirli bir bulut getirdim Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor Elimden gelen bu ben iki kişiyim Elimden gelen bu ben iki kişiyim |
| beni de kırdılar içimde kırdılar karanlık camlardan sular akıyordu şimşekli bir boşlukta saat vurdu beni de kırdılar belki yalnızdılar belki onların da çocukluğu yoktu bütün şarkılara kapalıydılar bir genç kız değmemişti saçlarına beni de kırdılar ben artık küsüm |
| Geleceğim bekle dedi Ben beklemedim o da gelmedi ölüm gibi birşeydi Ama kimse ölmedi
|
| o sözler ki acıdır mapusane avlularında demirli kırbaçlar gibi şaklar o sözler ki sırasında çiçek açmış bir nar ağacıdır dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı sırasında gizemli bıçaklar o sözler ki |
| nasıl iş bu her yanına çiçek yağmış erik ağacının ışık içinde yüzüyor neresinden baksan gözlerin kamaşır oysa ben akşam olmuşum |
| Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ölümüm birden olacak seziyorum. Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Aysel git başımdan istemiyorum. Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün Islığımı denesen hemen düşürürsün, Sevindiğim anda sen üzülürsün. |
| söyleşir evvelce biz bu tenhalarda ziyade gülüşürdük pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler zamanlar değişti ayrılık girdi araya hicrana düştük bugün ah nerde gençliğimiz sahilde savruluşları başıboş dalgaların yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller elde var hüzün o şehrayin fakat çıkar mı akıldan çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması sırılsıklam aşık incesaz kadehlerin mehtaba kaldırılması adeta düğün hayat zamanda iz bırakmaz bir boşluğa düşersin bir boşluktan birikip yeniden sıçramak için elde var hüzün |
| tut ki gecedir karanlık sıvaşır ellerine camlardan birden kırmızıya döner trafik ışıkları kükürtlü dumanlar yükselir korkuya batmış camkırığı adamlardan tehlikeye büyür sakalları tut ki gecedir tut ki gecedir ihanet bir bilmecedir |
| gecenin ortasında ne işin var yıldızlara dokunma yanarsın bak birazdan ay da batacak karanlık bulaşmasın ellerine tersine döner yolunu bulamazsın içi dışı uzay tozu yansımalar sevmek insanın yüreği kadar insan insanı kendisi tamamlar |
| ay soluk soluğa yıldızlar akla ziyan bir irilikte uzaydan yanmış kibrit kokuları koklasam korkarım koklamasam gizli yılan ıslıklarıyla özsuyu zaptediyor henüz birer iskelet gibi çıplak aşağıdan yukarıya ağaçları çiçekleri uyandı uyanacak koparsam korkarım koparmasam öyle yoğun bir elektrikle çıtırdar ki saçları kim değse tutuşacak dokunsam korkarım dokunmasam gözleri bir yangın başlangıcıdır dudakları kırmızı alarm uğultusu şehre yayılır sokak sokak tutulsam korkarım tutulmasam |
| öteki kapımdan gel bunu açamazsın eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel hem tetik bulun ardında biri olmasın hanidir ben bu evde saklanıyorum adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum öteki kapımdan gel bunu açamazsın sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel pancurların gerisinde kararıyorum artık hiç kimse beni yaşamıyor |
| Sen istinyede bekle ben burdayım İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım Çünkü ben buradayım karanlıktayım Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Şarabım bütün ekşi suyum soğuk Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin |
| cam yeşili bir kız çok kirpikli saçları nasıl karanlık bir kızıl örtülü bir güzellik benzeri olamaz dudaklarındaki kan etkiliyor asıl duyarlığı alıngan gönlü ikircikli ne yazsam ona tutsak / adı şehnaz belki kadın belki çocuk iyice kuşkulu saklı sevda sevdaların en saklanmışı saklı bir sevdadır bulduk sığındık |
| akşamın acı su karanlığı içinden soğuk kadife teması yalnızlığın şuh bir kahkaha balkonun birinden gizli işareti midir bir başlangıcın sevmek için geç ölmek için erken başbaşa çay elele yürümek derken sevmek için geç ölmek için erken içimdeki gökkuşağı besbelli neden sevmek için geç ölmek için erken sevmek sevildiğini bile farketmeden sevmek için geç ölmek için erken |
| sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harika bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz deniz yok
|
| Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım Bu gece dağ başları kadar yalnızım Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından |
| ne kadınlar sevdim zaten yoktular yağmur giyerlerdi sonbaharla bir azıcık okşasam sanki çocuktular bıraksam korkudan gözleri sislenir ne kadınlar sevdim zaten yoktular böyle bir sevmek görülmemiştir hayır sanmayın ki beni unuttular yalnızlıklarımda elimden tuttular |
![]()
|
içindeki çocuğu alıp kaç idris
bırak paslı hançerlerle parçalamayı uykularını ihanet torpil yapmaz hasret ardına bakmaz kır kanlı bıçakları içindeki çocuğu alıp gel idris… bir mavi için ağlama idris bilirim, mağlûbiyet içindeki çocuğu alıp gel idris kerhaneleri bütün dünyanın aldırma demiyorum ve yıllar geçer /düşleri hâlâ terasta |
![]()
|
“bir ölüm uzaklardan vurur yollara bizi
bilge bir yalnızlığa serer hikayemizi kırık bir kırlangıcı dağlara çeker beyaz fırlatmıştım kalbimi uzağa, en uzağa yazılırken ve bir ömür bakılırken |
![]()
|
“eski güzel şeylerden değil,
yeni kötü şeylerden başlamak gerekir.” -Walter Benjamin- göç geçer ayrılıklar baladı ağla sömürgem… belki dönemem sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri ağla sömürgem! ağla ve kucakla kumral delikanlını ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır ağla sömürgem… buralarda döne döne- |
![]()
|
şimdi
öfkemde dolandı gün allı-mor neydi az önce o zifiri karanlık ağarmadan ortalık selam civan dost bozkır mı uyanan güne dönmüş çorak toprak seslerle hele yokla kendini bahçesi olurmuş acılar ülkesinin tomurcuksuz, çiçeksiz çocukları oyuncaksız, şekersiz önceleri böyle değildi insan bir ala geyik seker ormanda mağrur, atik acılar yürür insanlarla yollarda insan, neyi anlatır duvaklı güzellikler |
EPİLOG ..
![]()
|
asolan hayattır
bir akvaryumda yazmak, akvaryumda yaşamaktan kolaydır;bu yüzden her dize biraz eksik her şiir biraz yalandır.. |
![]()
|
arınıyor, deviniyor gökyüzü
toz ve ter karışıyor hayatıma uzak git bölünüp dağılan merhaba doğrulup dirilten yanm arınıyor, deviniyor gökyüzü |
![]()
|
bir ömür düştü payıma
tufan! çıldırmak için… düşler besledim güpegündüz (artık bulduğun her sevgi kırıntısına sımsıkı kenetlen, bırakma sakın, gitmesin; büyüdün artık iyi ört günlerinin üstünü üşütmesin…) |
![]()
|
tenini sınar bir ustura ince ince sızar kan
bir tren sisleri yara yara geceyi çizer raylara bir adam, kapılmış da pervarili bir buluta gider kendi kendine, kendi kentine adamı orada unutmuşlar… üşütürken ömrümüz rengini paslı yalnızlıklarda vagonları orada unutmuşlar… her sevda yanılgıda, her menzil bir ıskarta sevgiyi sularda unutmuşlar… biz yenildik… daha çok yenecekler beni burada unutmuşlar… acımamışlar… hiç acımamışlar zulmü yurdumda unutmuşlar… sen şimdi buruşmuş ayrılıklarda seni orada unutmuşlar… bizi ter içinde ayrılıklarda, bizi düzenbaz şarkılarda unutmuşlar… unutmuşlar… böyle limansız, böyle imlâsız, yârsız unutmuşlar… unutmuşlar… bu şehirlerin rezil uğultusunda |
![]()
|
hayat hattında acemi tayfalardık
ne avunduk sevinç müsvetteleriyle aşktan ikmale kaldık… bak her sabah bağıran yeni sabaha heybetli dağlar arasında sen sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın * (artık ne teneffüs zilleri çalar * Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın |
![]()
|
gece eksilebilir, eksilmez tanıdık yüzüne susuzluğum
doğrul sorgusuz, korkusuz gözlerinle konuş gel ben gözlerini tanırım senin… bu gece oturup seni özledim şimdi yüreğime su taşıyan sesini sessizlik çaldı gözlerin… yıllanmış şarkılar kadar yalnız /şimdi parmaklıkların perdesi ışık |
![]()
|
herkes kırılamaz
ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için ama dünya kütüklerin… ağlayamaz herkes dünya ise küçüklerin… sevemez herkes bak ki dünya çöllerin… ve vakur bir damla olmak katılmak okyanusa aşk için,isyan için… |
![]()
|
kuşlar mıydı, ben miydim ölen gerçekten
bozgunum her sabah yeni bir kuşu yitirmekten… kuşlarım vuruldu kurak bir nehirle kaldım kuşlarım vuruldu, ömrüm paslandı, yiten yılları andım kuşlarım vuruldu, kalbim dağlandı, o ah aşklara yandım |
![]()
|
garına ve akşamına varmamış bir trenle
yolcusun özlemin, kimliğin ve arka cebinde terlemiş biletinle sen iki ömrü törpülerken sevgilim şimdi elini tutuşum bir anıdır/sen güne dönersin ve hüzün kara bir bulut gibi çöküyor gözlerine |
![]()
|
güldükçe
gün devrilir gözlerinin akşamına gecedir, bir rüzgâr getirir ellerini öperim… kimseler görmez dallar ıslaktır ay ışığında adın sonbahar yüzlü bir çocuk dallar ıslaktır ay ışığında gitmen bildiği gibi konuşuyordu /ve şarkın kanayan bir gül gibi iner |
![]()
|
dicle kadar kurudum
ne sustum ne konuştum çöplükte bir gül gibi böyledir savruluşlar ben yaktım yangınımı ömrümde çırpınışlar şimdi kim anlar beni kalmadı başlangıçlar |
![]()
|
I
suları boğdu dalgalar … ses hoyrat sevinç yılgın şakaklarım sonbahar II “muhbiri çoğalmış sevdanın” akşamdır akşamdır ellerim ah! ellerim |
![]()
|
I
yaban ve asi dağlara dağılan taylar gibi ve yangın gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi adana’da yollara dizilmiş garlarda /adı nevin /adı nevin o, kanadı kırık bir kuştu /adı nevin V kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda… avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcaklığına çarpıp erirdi… erirdi… biz yan yana, yana yana… yana yana! /o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı VI /adı nevin, |
![]()
|
bugün iki kez yağdı yağmur
iki kez eskidim sanki iki ömrü kol kola yaşadım hep iki şömine yandı yüreğimde ve iki kez aşık oldum sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü ilk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum |
![]()
|
“uygarlık ve barbarlık kardeştir.”
-Havel- dünya sığmıyor insana havel /insan, sığmıyor insana havel!/ ve her şey: oysa insanı büyüten yalnızlık mıdır havel? (kalbimde hazan dışarıda üşüyen bir haziran dışarıda üşüyen bir haziran ve dışarıda dostluğun, puştluğun kolunda gülümsemesi (herkes fanusuna asmış kendini ben de yaza yaza çürütüp dünlerimi bu yüzden her şey: |
![]()
|
karaca dağ
yamaçlarında kardelen çiçekleri her bahar umuda rengini verir ve her bahar Dicle’de ak köpüklere üşüşür papatyalar Siverek düzü orada pusuda karaca dağ, karaca dağ, |
![]()
|
“eksikliğim çoktur ben de bilirim
“eksiklikle kabul eyle gel beni” -Pir Sultan- ılıklığımı seriyorum gökyüzü çıplaklığına bölüş gel beni böyle darmadağın uykularda buluyorsun şu benim yosunsuz, kumsalsız kıyısızlığım darmadağın akşamlarda umutlar bulacaksın |
![]()
|
hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum hiçbir şey bilmiyorsun hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım tükenişi bir aşkın kendin ol buysan kederden öleceğim /ne diyarbakır anladı beni ne de sen |
![]()
|
I
uzun boylu ağrılara atıldım sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte “dünyanın şavkı kendine, efkârı bize mi?” demekte; kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara düşmekteydiler uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler… iyi yürekli çocuklar ama şalvarları gül desenli döne’ler sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs. defolu çıkmış hayat II kimin umurunda /sürerken ıssızlığın ödül töreni III iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte gölgeler paranın sultası düştükçe her şey pazar -yok yoluna geçti geçen günler solarken V sahnesinde sahnesinde (bırak rezil gündüzleri VI -işte bu vuruşlar sürdükçe aşkta /bizim çocuklar, |
![]()
|
önce sesini
sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında bu kent de tükürdü aşklarına kal orada! artık hiçbir şeyden kurtulamazsın ıslanmışsın bir kere oğlum yaş gününde kuruyamazsın.. |
![]()
|
gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
ne varsa uçurumlar eşiğinde hüzünlerle yalpalayan ne varsa gözlerimin önünde ve hayat gül kokulu bir sağanak yine unutuyorum sevgilim suretini gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma |
![]()
|
Bu aşkın nüshası rüzgarlarda
Aslı bende kalacak Bizi hasret saracak Bulutlar çıldıracak Ayrılık başımı döndürüyor Geçtim borandan kardan Bu aşkın nüshası rüzgarlarda Bu aşkın efkarı şarkılarda Geçtim borandan kardan |
![]()
|
“le bruyere, bir yerlerde, ‘yalnız olmamak gibi büyük bir mutsuzluk!’ der. kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki. bir başka bilge, yanılmıyorsam pascal da, ‘neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden geliyor başımıza’ der; böylece, içekapanış hücresinde, mutluluğu devinmede, bir de yüzyılımızın deyimiyle kardeşcil diye adlandırılabileceğimiz bir fuhuşta arayanları getirir usumuza.”
-Baudelaire- yalnızlığın atlası: I hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de… siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır… yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri; oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegene… bu gezegen her gün milyonlarca ton ağırlaşıyor; her gün aşksız, azıksız azalıyoruz… azalıyoruz, çoğalıyoruz: ikisini birlikte tartsak azlığımız çok gelecek. yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak! bunu bilmek için kutsal kitaplara gerek yok; işte hiç de kutsanmayan bir kitap bile bunu söylüyorsa, inanın, yalnızlığımız kitaplara da sığmayacak… III dal değil, köktür yalnızlık; kurumuş olmalıdır ve bir daha yeşermez… V kalabalık, kabarık verirsin kavgalarını; bin yumruğun tek olup göğe doğrulduğu günlerde de, akşam, dönerken evine ekmeğin kadarsın… yazıyorsan duyarlığınla yalnızsın kendi derininde; duyarlığınla: suya yazılan sözlerle… en az yalnızlık çeken şairlerdir yine de; bölüşürler seslerini birlerle, ikilerle, beşlerle, VI yalnızlığı deşiyorum: yapayalnız, yapayalnız! sonra bölüyor, bölüşüyor, topluyor, çarpıyor ve çıkarıp giysilerimizi birer birer sevişiyoruz; susup kalıyoruz belki, çekip gidiyoruz. geride kalanın adını yalnızlık koymaktan hep ürküyoruz… işte kadınlar da, erkekler de doymaz uzuvlarıyla birer yalnızlıktır… doğasının insana ihanetidir yalnızlık; özünde yaşamın da, ölümün de birer ihanet olduğunu kavradığımızda sorun yok… aşk nedir incil’e göre? nedir tevrat’a, zebur’a, kur’ân’a göre? insandır, insan aslolan: insana göre! bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde bütün gitmeler yalnızlıktır. VIII sonra biz, burada uçurumlara teslim gençliğimizle… bu da bir yalnızlıktır… yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük. bir bir türküleri, telaşlı koşuşları; silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde, ellerimizin üzerinde bir el bile yokken bölüştük vuruşları. yağmura yakalandığımız gece- XI yalnızlığa halay halay ellerim; kırılası, kırılası ellerim! benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim… kalemini silahıyla koruyan, kalemi de, silahı da yalnız ellerim; “yalnızlık bir yağmura benzer” yarayı anlatan, anlatırken; yara ise yara olarak yalnız sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır! XIV seviştiğim gece emzirdiğim gecedir. geceler insanlığımız “görgü tanıklarının ifadelerine göre” işte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde; hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle… hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar; ama kimseler bilse de, bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar! XVI XVIII /yangınlar ortasında: |
|
buralarda gece uzun
gün ışığı yakındır var git artık bakma ardına ölüme fazla sokulma ama düşün ki mevsim rüzgarlarının savurduğu bir orman insan sev onu, sokul, konuştur doludur fazla üstüne varma hep susmak var git artık |
|
I
gidersin; yağmurlarda kırık kalır mızrabım gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider gidersin; her şey gider gidersin; ne rezil bir an’dır bu /kanmadım aynalara sana kandığım kadar II /ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni III IV kalp, /kanmadım aynalara sana kandığım kadar |
|
diyelim ki sessiz gecede poyraz
sis çökmüş o heybetli dağlara yurdun da kar altında, gözlerin gök- yüzünde bir dolunay diyelim ki sınamışsın uzaklığın ihanetini diyelim ki şarabın dökülmüş, suların kesik diyelim ki sana çıldırmak yasak, sana ağlamak diyelim ki üşüyorsun kısacık bir ömrün sığınağında diyelim ki lekesiz hiçbir şey kalmamış artık kederli bir süvari ol bıkma bu puştlar panayırında yaslı bir kışa rehin düşse de günler (o tomurcuklar ki bahçedir bir gün insanlığa güllerden çünkü her insan bir limandır baş ucunda tekneler kimi kesik, kanıyor şah damarından (yamalı yerlerinde bu yüzden salıver düşlerini kendi uğruna yansın tutunduğun yerlerinden solarken hayat bıkma sendeki insan için yaslı bir kışa rehin düşse de günler yaslı bir kışa rehin düşse de günler kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt çünkü senin de bir ütopyan varsa, |
![]()
|
(yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin…)
ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle… varsam, buradaysam belki de onlar için… yüzün için belki de, yüzün nerede? birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? bu koşuşturmada, bin telaşla! herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler. bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha! bütün düşleri yakıyor günler. yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar… işte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. düş gidiyor, peşisıra şarkı da. bir de(n) paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin. her düşle bir şarkıyı yakıyorlar… şarkılar yakıyorlar; şarkılar onları yakıyor sonra. /İnsan, bunları düşünüyorum ve akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında. sormuştun ya, işte her şey ortada, her şey! önce kuşları vurdular orada, paramparça parçaları bir yana; bir bir savruldu yangınların ortasına kanatları da! ben soluk soluğa dışarıdayım, seni buldum… seni buldum ya, bu kez seni vurdular orada, seni! her şey sürdü yine, her şey! baktım daha durmuş da uzayın rengini demliyor asalak dünya; baktım ki dağlar ve güller yine akraba; daha bembeyaz uyuyordu kadınlar o esmer uykularda. oysa seni vurmuşlardı, seni, orada! sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda… yüzünü özledim, yüzünü, anlasana! “anlasana” diye yazdım ve üç nokta koydum yanına, ama boşuna, boşuna; “boşuna!” diye yazdım ve kalkıp dışarı çıktım. saat 0.5’i birkaç dakika ve bir miktar saniye geçiyordu; ağaran günün teninden sağanak dökülüyordu. uçaklar pike yaparken bu kentin göklerinde, bak dedim, bakacak bir göğümüz bile kalmadı işte! yüzünü aradım gökyüzünde… yüzünü aradım: sabahın tenine birer birer dağılırken işçiler; yüzünü aradım rastgele atılırken kahve önlerine iskemleler. günler siyah beyaz resimler hırçınlığında ve ben burada bir eski çağ enkazında! kızlar, boyanıp kuşanıp kız kıza dansederken düğünlerde, yüzünü aradım, kendi olan yüzünü düğünlerde… sonra gelinler korkularını atmışlardı eşiklere; yorgunluktu sonrası işte, yüzünü aradım gelinlerde… yüzünü aradım, geçtim… geçtim: şarkıları paramparça görmekten, bu satırları yazmaktan geçtim! oysa hep kalemimle değil, bir gün kanımla kıpkızıl yazmak istedikleri vardı benim de; onları henüz yazmamış olmaktan geçtim… çalışma masamdan kalkarak elimdeki fincanı duvara çarpıp paramparça etmekten geçtim! geçtim: sabahla birlikte kaynayan çorba kazanlarının kokularından, yol boyu uykularını alamamış köpeklerin korkularından; siyah ışıklardan, çoğalan çocuklardan, azalan ağaçlardan, arabesk feryatlardan ve ucuz umutlardan… “iyiyim, sağol, sen nasılsın”lı merhabalardan; ağır ağır yayılan çöp kokularından, farlarını kapamayı unutmuş taşıtlardan, feodal şatolardan ve yasalara yelkovanlık yapıp, kendinin saniyesi bile olamayanlardan! sis kaplamıştı kenti; dağılsa sanki bir ..k varmış gibi! sisleri yarıp geçtim… yoktun, kendimden geçtim; kızdım, dağıttım, sana küfürler ettim… bir bilsen sana ne güzel küfürler ettim; yoksa kederden geberecektim! gökyüzü tümünü de ağır ağız izledi; gökyüzünün renginden geçtim… sonra yeni kuşlar üşüştü gökyüzüne. bir sevindim, bir sevindim; gökyüzü yüzlerce kanattı işte! ama sen, sen orada bir serçe gibi üşüyor muydun yine? üşüyordun ve bunu biliyordum; çünkü her şey ortada, her şey! bak, kimin temiz bir göğü varsa kirletip bırakmışlar avuçlarına… bu yüzden insanlar elleri ceplerde çıkıyorlar sabahlara. coşkular deprem, sevinçler sıtma… söyle senin yüzün nerede, yüzün? nerede, yüzün nerede? sonra çıkıp bu kentin uğultusuna çarpıyorum; bu kent de uğultusunu bana çarpıyor, çarpışıyoruz, kimseler görmüyor… bir sorudur: “kurtarıcılar işgâlci olabilir mi? ya da işgâlciler kurtarıcı?” sonra oturup yüreklerden damlayan terin hesabını tutuyorum… hesabını kimselerin bilmediği bahçelerin dudağında kanayan uzak güllerin. sevgiye bütün misillemelerin, gecelerin, seslerin, kederlerin… karacadağlı bir çocuğun kan çıbanının, şemdinlili bir ağıdın, kasrik’ten esen poyrazın, peru’da bir balıkçının ve botan’da yakılan köy evlerinin… öyle acı ki her şey unutmak istiyorum! kendimi bir menekşenin rengine, bir gülüşe k(atıp) unutmak! unutma düşüncesini bile unutmak! uçarı bir çocukluğu yitirmiş benim de yüzüm; yüzüm, zamansız ihtilallerde. ihtilalleri tutun çocuklar erken yaşlanmasınlar! eski yoldaşların gözbebeklerinde kaynayan bir düşün düşüşünü unutmak! unutmasam, ben de kalemimi kendim için kıracağım! biz kapkara gecelerin göğünde küçük, ak noktalardık; bir düşünün, ne aklıklar gizler gece; ne aklıklar öyle susar gecede, ama öyle öyle çok gecedir ki gece, aklığımızı büsbütün örtecek kadar… örtülüşünü işte bundan, coşkuyu sevmiyorum artık öyle kabara köpüre nehirler gibi; siz orada kalabalık ve kabarık kalın, sağolun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi… yalnızdım, üşüyordum ey özlem! beni bir gün belki bu özlem öldürecekti. ölecektim bir gün erken, belki kederden. yakın o gün! beni yakın! savrulup aksın küllerim dicle nehrinden… akıp geçerken günler siyah beyaz resimler hırçınlığında, sormuştum ya, işte her şey ortada, her şey! /ben ölürüm; dağlar ve güller yine akraba…/ artık gün doğunca bütün darağaçlarını kursunlar, kursunlar, kur-sun-laar! her şey bu kadar güzelken, böyle bir yanıyla sığ yaşanana, boğulana, savrulana, kirlenene dalkavukluk, çirkinliğe figüranlık etmekten bık-tıııııııım! ya kuşlar? |
![]()
|
bitme!bak,içtim,yürüdüm,kederlendim
denize girdim,üşüdüm,sana geldim düş bitmeden sen bitme bitme!bak,koştum,savruldum,hep örselendim günler bitmeden bitme bu yangın geceler,bu intihar düş bitmeden sen bitme |
![]()
|
gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın
gittiğin yer bir uçurum kadar uzak herkes yeniden yazgısına kanacak gittiğin yeri anlamak bir çerçevede yarım bir gülüş yine bahar açacak, güvercinler uçacak gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın seni benden zaman, seni ölüm alırdı ancak |
![]()
|
bu aşkın nüshası şarkılarda
aslı bende kalacak bizi hasret saracak bulutlar çıldıracak ayrılık başımı döndürüyor geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri bu aşkın nüshası rüzgârlarda bu aşkın efkârı şarkılarda geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri |
![]()
|
(ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
aslında yokum ben bu oyunda ömrüm beni yok saysın…) yaşam bir ıstaka tırmandıkça yücelir dağlar eloğlu sevdalardan dem tutar birini sevmişsindir geçen yıllarda yolunda köprüler çürür yapayalnız bir ünlemsin yaşam bir ıstaka sonra vakt erişir, toprak gülümser sana yazdırmalısın mezar taşına: |
![]()
|
ne gül
ne yarın! gül, sakla yamalarını kalbim… insanlar büyüdükçe günler kısalırlar sakla yamalarını kalbim… kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla |
![]()
|
Bu sensin
Ve sesin Bu terin ve tenin haklı ıslaklığı Birazdan kapılar kırılacak belki de Gün gülümsemeleri ardında Sen de yanaş kıyılarıma bir vapur gibi |
![]()
|
I
biz bu kentlere sığdık da bu kentler bize sığmadı âsiya ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında arttıkça yalnız, sustukça silik… ay ışığı gölgeleri büyüttü kaldık… kırık bardaklar gibi biz bu kentlere sığdık aslında ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun ay ışığı gölgeleri büyüttü aşk bize küstü âsiya… IV ay ışığı gölgeleri büyüttü |
![]()
|
(gidersen hani sığınaklarım?
eksilir, zarar kalırım kalırım! yeni günün tenine dağılır yaralarım sana yağmur diyorum…) uzun boylu umuttun sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan gün, vursun yükünü gecenin hırkasına o an yeter |
![]()
|
(martılar gelmezdi ki sizin ordan
martılar sizindi ey evlerinin önü deniz bizde ölen kartallardan, dağlardan size haber veririz bir bakımlık deniz, bir avuç imbat göndermediniz!) I bak, kentleri de, dağları da bozdular kıyametler koparken alnından bu kentin |
![]()
|
sensizlikle flört etmeyi sen değil
sensizlik bilir sesi ses/sensizliği sensizlik bilir korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin -ve önce kendinin ellerinden tut!- tutunca kendimin ellerinden sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş |
![]()
|
I
nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde o nehirler benim nehirlerimdir aşk ki azar azar benim yerimdir üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam gözlerin ey yâr benim evimdir /vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım iyi ki bu sestesin II iyi ki bu düştesin /vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım |
Yılları ben eskittim,
Yıllarda beni.
Oysa gönlümüz umut dolu,
Yollar ne uzundu.
Yürüdükçe yollar bitti,
Umutlar tükendi.
Doğrular yanlış,
Yanlışlar doğru oldu.
Artık sona geldim,
Ve şunu öğrendim;
Yaşam bir mucizeler yumağı,
Çözdükçe dolaşıyor.
Ne kadar uzun yaşarsan,
Kafan o kadar karışıyor.
Sırlar ortaya çıktıkça,
İnsan daha çok şaşırıyor.
Bak bir yaprak düştü,
Nereden gelmişti ki?
Güneşi görünce sevinir,
Yağmurla ağlarmı ki?
İpek kanatlı kelebek,
Bir o yana bir bu yana.
Uçarken mutlu mudur?
Kimbilir ne hisseder? .
Kısacık hayatı için,
Sorsan ne söylerdi ki?
Bu yıl yaz geç geldi.
Varsın gelsin, geldi ya.
Soğuk rüzgarlar esti baharda.
Tomurcuklar yitip gitti,
Birliktelik sürmedi dallarda.
Bazıları direndi, benim gibi.
Bazıları kayboldu senin gibi.
Yapraklar sarıydı gittiğinde.
Bilmem kaç kış geçti?
Kaç defa kar yağdı?
Varsın yağsın,
İçimdeki ateş sönmedi ya.
Direndim sevgilim,
Direndim ama;
Şey, artık gelsen diyorum.
Vakit epey daraldı da.
Sen gençsin, bense yorgun.
Hani gelirsin de, bulmamak var ya.
Geceler mi uzadı sevgilim,
Elveda demeden gittin gideli?
Yoksa ben mi sabırsız oldum
Yaşlarım ve yıllarım karışalı beri?
Geceler uzun sabah olmuyor.
Sabah olsa da güneş doğmuyor.
Güneş doğsa da sevgilim bilsen,
Yalnız ruhum huzur bulmuyor.
Anlatamam kimseye bu yılgınlığı.
Geceler ümit, gündüzler düş kırıklığı.
Böyle yaşamak kolay mı sanırsın?
Dilerim sevenler tatmaz böyle ayrılığı.
Damlalar düşse toprağa sicim gibi,
Kuruyan dudaklarımı ıslatmaz hiçbiri.
Susuzluğumu sadece sen dindirirsin,
Gitmesi kolay ama dönmesi zor gibi.
Dalgalar vururken teknemin bedenine,
Kısmetimi ararım bu koskoca denizde.
Bugün buradayım, yarın kimbilir nerede,
Mendilini sallarken gözüm kaldı geride.
Cigaramın dumanı çizer senin simanı.
Biraz para bulursam gönderecem anamı.
Bir fırtına denizde bir tanesi içimde.
Ben balığın peşinde balıksa can derdinde.
Ben, takam ve deniz ne yaparız biz sensiz?
Günler geçiyor ama gecelerim hep sessiz.
Kara sardı denizi oldu ha bu “Karadeniz”.
Ben de sarsam seni kalmasam artık sensiz.
Hayalimde saçların, atarken şu ağları.
Çekin uşaklar çekin dolu dolu balıkları.
Bir sevda türküsü bu dolandı dilime.
Sen olduğun sürece razıyım kaderime.
Sevgimi teslim ettim rüzgara
Götürsün sana versin,
Hafifçe yanaklarından öpsün,
Saçlarının tellerini okşasın diye.
Bazen sevincime ortak oldun,
Bazen üzüntüme ve umuduma.
Birbirimizden uzak kalsak ta,
Bilirim ki, benimlesin daima.
Şimdi hiçbir şey dokunamaz sana.
Ne kış soğuğu ne de yaz yağmuru,
Gözlerim nemlenir, gizlice ağlarım,
Hatırladıkça senin yokluğunu.
Artık yazın üşüdüğümü kimse söylemiyor.
Kimse söylemiyor tok iken aç olduğumu.
Bilmiyorum kim hissetirecek bana,
Aslında hala küçük bir çocuk olduğumu?
Rüzgar sevgimi sana ilettiyse.
İlettiyse giderek artan özlemimi,
Sen de ver rüzgara getirsin bana,
İhtiyacım var senin dualarına.
Teknemi takip ediyor çığlık çığlığa martılar,
Rüzgar haydi git, deniz bekle der gibi.
Ruhumda fırtınalar, gözümde yaşlar,
Kalbimde yaşanmamış sevgiden geri kalanlar.
Sevgimdi gözümden akıp, ruhuma dolan.
Ruhumdan taşan, koşan ama varamayan.
Bu ben miyim söylenecekleri söyleyemiyen,
Sevgisi her an büyüyen ama veremeyen?
Benim gibi aşıklara bin kere yazıklar olsun.
Yazıklar olsun yaşanmayan tüm sevgilere.
O sahipsiz sevgiler şimdi ortada kaldılar,
Boynu bükük ve biraz da mahsunlar.
Belki de birgün birileri onlara rastlar,
Kırık dökük mazinin hesabını sorar.
Sorar da öğrenir bu sevgide neler saklı,
Acaba rüzgar mı yoksa deniz mi haklı?
| Sen giderken gözlerim dopdoluydu Ve yağan yağmurla caddeler ıslak Yokluğundan bir rüzgar esti hazin Teselliler döküldü yaprak yaprak Gökyüzünde bir bir söndü yıldızlar |
| Sana şiirler okuyacağım, gitme Güneşler doğacak yalnızlığımdan sana bir ışık getireceğim Büyük aydınlığımdanSana bir dolu umut getireceğim Küçük ellerine sığmayacak Sana Afrika gecelerini getireceğim Sımsıcak Sana çiçekler getireceğim Sana avuç avuç yıldız getireceğim Sana bir rüzgar getireceğim |
| Her şey güzeldi bir zaman, çok önce Şehirler, insanlar, güneş deniz Mutluluğumu görebilirdiniz Çökmeseydi içime bu son gece Her şey bir anda bitmeseydi, yazık Orada her şey değişirdi belki Oysa şimdi nerdeyiz, neyiz bak Her şey kurşuni bir renk almış, soğuk Her yerde bitmişliği güzelliğin Hadi öl bakalım ölebilirsen Yenik düşmüşüz işte gerçek ortada Yargıç hükmünü çoktan vermiş oku Terkedilmiş şehirleri bilirsin Öyleyse çek sapla göğe bıçağını De ki; ömür verdin; en büyük yalan |
| Şimdi en açık renginde gözlerin Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin Şiir gibi bir şey seninle yaşamak Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin Çirkin olan,fena olan ne varsa unut Aşkın büyülü sesini duyuyor musun Varlığın dudaklarımda bir bal tadı Benimle kal zaman bitinceye kadar Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz |
| Bütün sevgililer, dostlar gitti Bir sen kaldın kadınım beni terketmeyen Batan gemilerin kaptanları gibi Denizlerin ortasında ölümü bekleyen.
|
| Bana benzeyen bir gözlerim kaldı Bir de kederli bakışlarım Düşüncemin olmadığı Aynalarda ben varım Yalan değil değiştiğim, yalan değil Zamandı avuçlarımdan uçup giden İlk sevdiğim şimdi kimbilir nerde?
|
| Bir daha dünyaya gelsem Yine seni severdim Beni üzesin diye Beni deli divane edesin diye Biliyorum Sen de bir daha dünyaya gelsen Yine beni sevmezdin Kahrımdan öleyim diye
|
| Ne kadar dönüp dolaşsam, yine de Hep o çıkmaz sokaktayım çaresiz Bir umut kırıntısı gözlerimde Yürüyorum durmadan, dalgın, sessiz Sokak o sokak, bense ben değilim Yitirdiğim neydi, aradığım ne Bir yerlere varmadan, nasıl böyle Bir çıkmaz sokağın sonunda, işte Sevdimse; verdiğin yürekle sevdim Ölüm buysa, Tanrım buysa yaşamak |
| Bütün kadehlerimi hep sana adıyorum Hep senin için bu bir bir boşalan şişeler Umutsuzluğum, sarhoşluğum senin eserin Senin yüzünden bu delicesine içmeler Dayanmak zor yalnızlığına akşamların Odur bu boy boy şişeler, bu renk renk kadehler |
| o yaşamak kadar güzel kadın bana ölümü hatırlatıyor onu her gördüğümde ‘ya ölürsem’ diyordum ya ölürsem bu kadın benim için ağlarsa bilsem bana acımayacağını cenazeme çiçek göndermeyin bembeyaz bir kefene saracaksınız beni demek o beni sevmiyor |
| Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. İşte yaşamak maceramız bu. Özleme bir diyeceğim yok. İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
|
| İnsan bir kere ölüyor ne fena Bu düzeni değiştirmeli Bir kere yaşamalı Çok çok ölmeli En büyük kederler bizim için Bizim için karşılıksız sevgiler Kör kuyular, çıkmaz sokaklar bizim için Dünyaya nasıl gelmişiz sormayın Saygı değer annelerimiz incinmesin Her yerim ayrı ayrı ölmeli Yoksa ölüm yok bana bu dünyada Bir kurşun beynime girsin Bir bıçak kalbime saplansın Kızgın bir demir dağlasın gözlerimi Sonra gelsin bir manga asker Sert bir komut Bir yaylım ateş Bırak kim bağlarsa bağlasın gözlerimi. Çok düşündüm bilek damarlarımı kesmeyi Rönesans öncesi devirlerden kalma zehir içmeyi Ve düşmeyi yüksek kulelerden mermerler üstüne Ayaklarıma taş bağlayıp denizler altında ölmeyi Yine de ölmedim görüyorsun, ölmedim O aşağılık hesaplar, küçük korkular bırakmadı beni Belki de sen bırakmadın, bilmiyorum Bıraksaydın çoktan unutmuş olacaktın Halbuki şimdi benden kaçman da zor Anlıyorum beni sevmen de zor Dedim ya bir yere kadar yaşamak güzel Ama bir yerde ölüm güzel oluyor. |
| Ne varsa en güzel üç gün üç gece Bir kıyı şehrinde seninle yaşadık Tutuştum,elim ellerine değince Öylesi sıcaktın,öylesi aydınlık Güzellikten,mutluluktan,sevgiden Nasıl geçip gidiverdi o zamanlar Ey şimdi o kıyı şehrinde kalanlar |
| Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omuzuma bir beyaz güvercin kondu Aldım elime, usul usul okşadım Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı Eğildim kulağına; dur, gitme dedim Duydum; avuçlarımda sıcaklığını Çırpınan kalbini dinledim bir süre Ak güvercinin iri gözleri vardı Soğuk sularından içtim, serinledim Belki buydu sevmek hayat belki buydu Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan Uzattı sevgiyle pembe gagasını Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış |
.
| Bir tas zehir verin bana içeyim Tek unutmak için acılarımı Baksana; kırdılar kapılarımı Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim Kurşuna dizdiler anılarımı Yenik düştüm bu savaşta neyleyim Bir mezar nasılsa işte öyleyim Unuttum en güzel şarkılarımı Gündüzü yok upuzun bir geceyim Yitirdim umut kırıntılarımı Sevgimi, neşemi, bütün varımı Çaresiz bir yokluğun içindeyim Gömdüm içime yıkıntılarımı Arıyor bir yarım öbür yarımı |
| Yıkılmak,ezilmek her gün biraz daha Dostlar değişiyor aldanmalar değil, Aksimizden eser yok şimdi o sularda Çirkin olan biziz aynalar değil… Şerefsiz ellerin şerefe kaldırdıkları Ne bir anlayışlı el,ne bir dost bakış
|
| Düşüncem var, dağlar kadar Deli olmak işten değil Bende kış, alemde bahar Deli olmak işten değil İşiten yok, ağla bağır Arzu, o bitmeyen yarış Sonsuzluğa giden gemi Karanlık mal oldu bana |
| Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa |