female orgasm

Kategoriler

 

Haziran 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« May   Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Sayfalar

Etiketler

Ahmet Oktay Beşir Fuad Şiiri Ahmet Oktay Beş Kuruşa Aşk Şarkıları Ahmet Oktay envanter şiiri Ahmet Oktay Eski Bakır Şiiri Ahmet Oktay Gölgeleri Kullanmak şiiri Ahmet Oktay Kaç Kişiyiz Kendimizde şiiri Ahmet Oktay Ulukışla'da Saat Beş şiiri Ahmet Paşa Beyitler şiiri Ahmet Paşa Eyâ Peri Nicesin şiiri Ahmet Paşa Yandım Elinden şiiri Ahmet Telli 81 Yılında Bir Fotoğraf şiiri Ahmet Telli Acının Tutanakçısıyım şiiri Ahmet Telli Acıya Alışılmaz şiiri Ahmet Telli Akbabalar Kelebekler şiiri Ahmet Telli Akşamı Geciktirebilirsin Belki şiiri Ahmet Telli Ana şiiri Ahmet Telli Ankara şiiri Ahmet Telli Anladım şiiri Ahmet Telli Anısı Biz Olalım Bu Sokakların şiiri Ahmet Telli Asmin şiiri Ahmet Telli Eski Bir Hüzünle Şiiri Ahmet Telli Eylül şiiri Ahmet Telli Geceleyin Kırda Şiiri Ahmet Telli Geldim İşte Şiiri Ahmet Telli Gidersen Yıkılır Bu Kent Şiiri Ahmet Telli YAK SEVDANIN ÇIRASINI Şiiri Ahmet Özbek Ay Şehri III şiiri Ahmet Özbek Eğer Kanıyorsa Laledir şiiri Ahmet Özbek Gökyüzü Rüzgârını Sakın Ahmet Özbek Karanfil Vakti Erken şiiri Ahmet Özbek Kar Ve Sitem şiiri Ahmet Özbek Rastlantı şiiri Ahmet Özbek Solan Şehir ll şiiri Ahmet Özbek Solarken Ülkem şiiri Ahmet Özbek Yok'sun Dönmeyeceksin şiiri Ahmet Özbek İsmin Hiç Solmayacak Yakamozların Solduğu Yerde şiiri Ahmet Özbek Şiirin İnce Günü şiiri Ahmet Özer Düşün şiiri Ahmet Özer Gecenin Kanayan Yerinden şiiri Annem Üşür şiiri can yücel biraz değiştim şiiri http: ne için bıraktım okulu niçin bıraktım okulu şiiri Sevgiliye..

Arşivler

Meta

Kolumda saat olup da,baskalarina saati sormak gibi bir sey,seni usul usul unutmak..
(Cemal Süreya )

Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,
Bir parça uzaklaş kederlerinden.
Bir ruh gülümsüyor gibi derinden,
Mehtabın ördüğü saatler nerde?

Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,
Yağmur ince ince toprağa sinsin,
Bir başka alemden gelmiş gibisin,
Dalmış gözlerinle pencerelerde.

Durgun havuzları işlesin bırak
Yaprakların güneş ve ölüm rengi,
Sen kalbini dinle,ufuklara bak.

Düşünme mevsimi inleten rengi
Elemdir mest etsin ruhunu yeter
Eser rüzgarların durgun ahengi.

Yan yana sessizce mevsimle keder
Hicrana aldanmış kalbimde gezin
Esen rüzgarlara sen kendini ver.

İçme, ilk yudumda zehirler seni
Bahtın kadehime döktüğü şarap.
Her akşam koynunda uyutur beni,
Her sabah alnımdan öper ızdırap.

Sen, yirmi yaşında bir baharsın ki
Gölgende neş’enin rüzgârı eser.
Düşünen alnımda benim her çizgi
Baharı olmayan bir kışa benzer

Sana ufuklar “Gel!” diye bağırır,
Ellerinde çiçek haykırarak
Seni gür sesiyle hayat çağırır,
Beni de çiğneyip geçtiğin toprak…

Selâm olsun bizden güzel dünyaya
Bahçelerde hâlâ güller açar mı?
Selâm olsun sonsuz güneşe, aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına
Günlerin geçişi ardı ardına.
Hasretiz bir kanat şakırtısına
Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,
Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,
Dönmeyen gemiler olduk açıktan,
Adımızı soran, arayan var mı?.

Serin rüzgârlara pencereni aç!
Karşında fecirle değişen ağaç,
Bak, seyret ağaran rengini ufkun
Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.
Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr,
Gümüş çıplaklığı bir başka bahar
Olan vücudunu ondan gizleme.
Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,
Esîrden dudaklar okşasın sevsin
Mademki geceden daha güzelsin!

Kime dokunsam sensin
Kimi çağırsa dudaklarım…
Başımın tacı, canım efendim.
Görünmez çığlıklarımı gören
Eğilmez başımı öpensin.
Sen bir deniz derinliğisin
Uslanmak bilmez kederler ülkesi…
Coşup yağan fırtına sessizliğim
Kül kedisi yorgunluğunda kalbim
Masalcı ninesini arıyor

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında,

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdı
Boşluğu ve üzüntüsü
İçinde ne garip yazdı…

Garip, güzel, sonra mahzun
Işıkla yağmur beraber,
Bir türkü ki gamlı, uzun,
Ve sen gülünce açan güller.

Beyaz, beyazdı bulutlar,
Gölgeler buğulu, derin;
Ah o hiç dinmeyen rüzgar
Ve uykusu çiçeklerin.

Mor aydınlıkta bir çınar
Veya kestane dibinde;
Mahmur süzülen bakışlar
İkindi saatlerinde…

Birden gülümseyen yüzün
Sabahların aynasında
Ve beni çıldırtan hüzün
İki bakış arasında.

Kim bilir şimdi nerdesin?
Senindir yine akşamlar;
Merdivende ayak sesin
Rıhtım taşında gölgen var.

Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm
Derdini ağlarken yanan bir muma;
İpek saçlarını elimle ördüm,
Ve bir kemend gibi taktım boynuma
Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm.

Leyla… Ela gözlü bir çöl ahusu
Saçları bahtından daha siyahtır.
Kurmuş diye sevda yolunda pusu
Döktüğü gözyaşı, çektiği ahtır.
Leyla… Ela gözlü bir çöl ahusu.

Bir damla inciydi kirpiklerinde,
Aşkın ızdırapla dolu rüyası
Bir başka güzellik var kederinde
Bir başka alem ki ruhunun yası
Sessiz incileşir kirpiklerinde.

Ne güzeldi o kış bahçesinde
Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu
Sana bir bahar hazırlamak için.

Dallar, filizler, eski masal dilberleri gibi
Hüzne ve hülyaya gömülmüş
Doğmamış çocuklara
Ninni söylüyorlardı sanki…
Ana rahmi gibi sıcak ve yüklü idi hava
İyi mayalanmış hamur gibi
Gizli nabızlarla atıyordu toprak

Karışan saatler içinde hâtırana
Bazı sabahlarla ikindiler yan yana,
Değişik gülleri sanki tek bir baharın;
Bâkir hülyasıyla beyaz ve ürkek yarın,
O sükût bahçesi, ufkunda kuş yerine
Hasret kanat çırpar düşünen ellerine…

Hep aynı nağmede çılgın dolaşan yaylar,
Bir yıldız kervanı gibi haftalar, aylar
Hep aynı hayalin peşinde bu yolculuk,
Hep gül yangını ve bahar sıtması ufuk…

Tenha bir ucunda gecenin bir sır gibi
Fısıldanan adın kardeş, dost ve sevgili,
Durgun havuzların süsü ten rengi çiçek
Bir mevsim cümbüşü içinde süzülerek
Ömrün gecesinde ve kader rüzgârında
Bir ürperme olur çıplak omuzlarında…

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türkusü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.

Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak
Rüyaların kadar sade, güzeldin,
Başbaşa uzandık günlerce ıslak
Çimenlerinde yaz bahçelerinin.

Ömrün gecesinde sükun, aydınlık
Boşanan bir seldi avuçlarından
Bir masal meyvası gibi paylaştık
Mehtabı kırılmış dal uçlarından

İçlenme, beyhudedir, maziyi sakın anma!
O vefasız yavruya benzer ki günlerimiz.
Kendini yuvasından bırakır ki akşama
Benzeyen göle, sessiz…

Ruhundaki susuzluk engin mesafelere
Duyurmadan ne anne ne bir yuva hasreti,
Narin kanatlarıyla uçar orman, dağ, dere
Ve bir gün bir çukurda bulunur iskeleti.

Bu yekpâre akış, durgun, derinden…
Her aynada yalnız kendi görünen
Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın
Kendi cevherinde mahpus bir ânın
Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,
Dalgın, unutulmuş sesleri uzak
Bir uykudan bana tekrar dönenler,
İçimde, dışımda hep aynı çember!
Bin elmas parıltı oyun ve halka
Küçük ve hiç değişmez dalgalarla
Bende bana meçhul akşamlar yoklar!
Gülen ve gömülen gölge ufuklar
Acayip davetlerin rüzgârında
Her lâhza yine kendi sularında!

Uzakta, aya çok yakın bir yerde,
Çılgın ve muhteşem harabelerde,
Büyük sükûtların fırtınası var.
Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,
Çok genç uçuşunda ve hangi haşin
Yıldıza gülerek çarptığı için
Alnında bir siyah nokta geceden
Kovulanlar ışık bahçelerinden,
Bütün ayrılıklar hepsi orada
Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.
Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü
Göğsünde kanıyan bir zaman gülü
Mahzun bakışlarla dinler derinde
Olup olmamanın eşiklerinde.

Garip telâşını, binlerce fecrin
Ocağında nezir güvercinlerin
Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru
Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!
Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca
Gölgesi güneşin üstünde uçan
Dişi kuyruğunda ebedî yılan,
Ve üstüste rüyâ!
Bir ses yavaşça,
Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin
Zümrüt usaresi maviliklerin
Suların üstünde arar kendini
Yoklar, ömrün bütün sahillerini
Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz
Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz
Hep birden tutuşur, nârin kemerler
Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,
Alevden sütunlar, altın, mücevher,
Ah bu çılgın yağma…Orman çatırdar
Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar
Büyük masalını aydınlıkların.

Elele bir oyun bugün ve yarın
Bütün pınarlara koştum cevap yok
Tekrar bana döndü her attığım ok
Her çığlık önümde tutuştu, yandı
Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
Yabanî otlarla örtüldü duvar…
İlhamlı çehresi hilkatin sular
Kaç kere değişti önümde böyle,
Birbiri ardınca gün ve mevsimle…
Ve kaç kere bahar güldü derinde
Güllerin kanıyan bekâretinde
Taze gülüşüyle toprağın suyun…
Tılsımlı kadehi her susuzluğun
Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl
Yıldızların bize ördüğü masal
Kaç kere yarattım tenhada seni
Beyaz kollarını, sıcak buseni…
Bakışın, gülüşün, neş’en ve hüznün
Ay altında bir gül nağmesi yüzün…

Evet çok bekledim, kaç kere hazan,
Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan
Yeleler alevli, ağız köpüklü,
Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü
Geçtikçe batıya doğru önümden
Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,
Duyardım her an uzlette bir yeni
Âlemin yıkılıp devrildiğini
Çılgın mahşerinde ses ve renklerin…
Benden sor sırrını mesafelerin
Benden sor ve benden dinle akşamı…
Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı…

Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,
Hayat bu kapıda…ne çıkar varsın,
Nakışlar gülmesin beyaz taşında
Ölüme benzeyen bu susuzluğun
Çağlayan hayâller yeter başında…
Bir fikir, bir şekil dalında olgun
Bu ağır sallanan hazan meyvası,
Gurbet, mendillerin çırpınan yası,

Her türlü ışığa kapanmış gözler,
Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan
Rengiyle toplanır bende ve akşam
Rüzgârla tarumar, mevsimle sarhoş
Gelir ta kalbimde düğümlenir…
-Boş…
Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü
Bu tenha çeşmede bir an yüzünü
Seyredenler altın sazlar içinde
Ruh muammasının ürperişinde
Kaybolmuş sanırlar kendilerini…
Bırak bu tesadüf bahçelerini…
Hakikat çok uzak, karanlık, derin
Bir dille konuşur, büyük köklerin
Toprakla ezelden karışmış dili!
Geceyle ölümdür asıl sevgili
Bu ikiz aynada toplanır yollar
Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
Kaçalım seninle biz de geceye
Ölümün kardeşi saf düşünceye…
Yeter büyüsüne aldandığımız
Güneşin…biraz da yalnızlığımız
Kendi aynasında gülsün, gerinsin
Güvercin topuklu sükût gezinsin.

Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede…
Sen zambaklar kadar beyaz
Ve ürkek bir düşüncede,
Sanki mehtaplı gecede,
Hülyan, eşiği aşılmaz
Bir saray olmuştur bize;
Hapsolmuş gibiydim bense,
Bir çözülmez bilmecede.
Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede

Bursa’da bir eski cami avlusu
Küçük şadirvanda şakirdayan su,
Orhan zamanindan kalma bir duvar,
Onunla bir yaşta ihtiyar çinar,
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rü’yadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden
Sanki bir hatıra serinliğinden:
Ovanın yeşili, göğün mavisi
Ve mimarilerin en ilahisi.
Bir zafer müjdesi burda her isim,
Yekpare bir anda gün, saat, mevsim,
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın,
Hala bu taşlarda gülen rü’yanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bu eski zaman vehmiyle…
Gümüşlü: Bir fecrin zafer aynası,
Muradiye: Sabrın acı meyvası,
Ömrümün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı menkıbesi binlerce erin,
Sesi arşa çıkan hengamelerin
Nakleder yadını gelen geçene.
Bu hayalde uyur Bursa her gece
Her sabah onunla uyanır, güler,
Gümüş aydınlıkta serviler, güller,
Serin hulyasiyle bahçelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtısından
Billur bir avize Bursa’da zaman.
Yeşil Türbe’sini gezdik dün akşam
Duyduk bir musiki gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur’an sesini
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydinlanmiş buldum tebessümünle.
Isterdim bu eski yerde seninle
Baş başa uyumak son uykumuzu
Bu hayal içinde… Ve ufkumuzu
Çepeçevre kaplasin bu ziya, bu renk,
Havayi dolduran bu uhrevi ahenk.
Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm, bu tilsimli ebediyette
Belki de rüyasi eski cedlerin
Beyaz bahçesinde su seslerinin

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet isyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

 

Bekleyeceğim

Aylar geçip yıllar olsa da
Yıllar geçip zaman dolsa da
Aşkın arzuları beni boğsa da
Bir gün seversin diye bekleyeceğim

Bugün nişanlansan, yarın evlensen
Benden başka binbir kişi sevsen
Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen
Bir gün dönersin diye bekleyeceğim

Seni beklemekle geçse de ömrüm
Şu fani dünyada kalmasa günüm
Senden uzakta ölürsem bir gün
Ahirette seni bekleyeceğim…

Başımızın üstünde bir bulutun
Güneşe asılmış gölgesi,
Uzakta toz halinde dağılan
Yoğurtçu sesi,
Gün bitmeden başladı içimizde
Yarınsız insanların gecesi.

Derin sularında bu ayna her an
Sizden bir parıltı aksettirecek
Kah çıplak bir omuz sessiz düşecek
Eriyen bir kuğu beyazlığından

Bazen bir tebessüm, tutuşmuş mercan
Rüyasıyla sanki bir kızıl çiçek
Ve saçlar öyle ümitsiz yüzecek
Olgun akşamların ağırlığından

I

Kader cellâdına
Sessiz uzat boynunu;
Acıma ne kendine, ne de gelecek günlerine
Yalnız bir düşünceye yum gözlerini
Son darbe inmeden evvel, en son anda
Bir çiçek, bir kuş, bir tebessüm ol;
Düşüncen kurtarsın seni senden,
Bil! Biraz sonra
Ebediyen senindir
Senden uzak olan her şey…

II

Ellerini yüzümde gezdir,
Sil alnımdan yorgunluğu,
Gözlerimin altından
Yaşamak korkusunu al,
Avuçlarından çıkmış bir heykel olsun başım.
Sonra sen de gözlerini kapat,
Bırak, ellerin sessizce düşünsün
Düşüncende yaşamak isterim ben senin:
Bir gün en yalnız saatinde
Parmak uçlarından
Ve avuçlarından
Gelip konuşurum seninle.

III

Ayrılalım,
Sen annen güneşe git, nur ol;
Ben toprakta dağılacağım.
Bir akşamüstü
Ormanı tek bir saz yapan
En son dalda
Son ışık ol,
Gel, beni bul.

Aşk dediğin nedir ki
Tenden bedenden sıyrık
Çocukların içinde
Yaşadığı bir çığlık

Aşk dediğin nedir ki
Histen nefesten varlık
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık

Bir günümüz bile sensiz geçmezken
Şimdi mezarına hasretiz anne…

Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer
Gölgesinde ulu, loş bir mâbedin
Bir yığın toprakla bir parça mermer
Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.

Bir yığın toprakla bir parça mermer,
Üstünde yazılı, yaşınla adın;
Baş ucunda matem renkli serviler
Hüznüyle titreşir sanki hayatın.

Seni gömdük anne yıllarca evvel
Gözyaşlarımızla bu ıssız yere
Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel
Matem dağıtırken hasta kalblere.

Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun
Hüznüyle erirken Dicle de sessiz,
Öksüzlük denilen acıyla vurgun
Bir başka ölüydük bu toprakta biz.�

Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
Tek damla yaşın düşmesin yere.
Bak, tek güzelliğimiz yokluk,
Sana bir öğüt; ağlama boş yere.

Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
Senin bir damla gözyaşına.
Ağlayana kimse boyun eğmez.
Kimse bakmaz kimsenin yaşına.

Ne kadar kötülük, pislik varsa;
Sen herşeyi tertemiz öğren.
Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;
Seni garip sanır her gören.

Ağlama sakın çocuk, ağlama!
Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
Sevgini hep söyle, sakın saklama.
Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil.

Picasso’dan Sözler

“Benim arayışlarımdan söz ediyorlar, ben aramam ki… Bulurum.”
“Ne yapacağını iyi biliyorsan, gidip de onu yapmanın ne anlamı var? Nasılsa, biliyorsan böyle bir deneye girişmenin bir anlamı yok. Başka bir şey yap, daha iyi”
“Anlaşılmaktan daha tehlikeli bir durum var mı? Üstelik bu zaten olası değildir ki hep yanlış anlaşılırsın. Yalnız olmadığını sanırsın, oysa her zaman8kinden daha yalnızsın.” …
Devamını Gör
“İnsan hiçbir zaman iyi iş becerdim, üstelik yarında Pazar dememeli durduğun anda yeniden başlamalısın bir daha hiç dokunmayacağım diyerek deyip tuvali köşeye atabilirsin. Oysa son hiçbir zaman gelmez”
“Herşeyi söylemem ama, her şeyin resmini yaparım”

İmtihan içinde imtihan vardır,derlen toplan da ufak bir imtihanda satma kendini…Mevlana

SİZ KAFANIZI BÜYÜK HAYALLERLE DOLDURMAYA BAKIN,KAFANIZ SONRADAN CEBİNİZİ PARAYLA DOLDURACAKTIR… BENJAMİN FRANKLİN

HİÇ KİMSE SİZİN İZNİNİZ OLMADAN,SİZE KENDİNİZİ DEĞERSİZ HİSSETTİREMEZ…ELEANOR ROOSEVELT

Burada yağmur yağıyor Aralıksız yağıyor günlerdir Ama sen yine de şemsiyeni Almadan gel ilk otobüsle Buğulanan camlara usulca Yüzünü çiziyorum ki yüzün Bir yağmur damlası olup Düşüyor yapraklarına gülün Güller de bozamıyor bu uzun Karanlık sessizliğini kentin Anılarını …yitiriyor sokaklar Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları Tarih de kekemeleşiyor bazen Ki o zaman aşktır tek bilici Aşksa yürümek gibi bir şey Duyabilmek kuşların gelişini Anısı bizsek eğer bu kentin Unuttuğu türküler bizsek Acıyı rehin bırakıp bir güle Anımsatmalıyız bunları bir bir Sonra yürümeliyiz seninle Sokaklara caddelere çıkmalıyız Belki bir aşktır bu kentin Belleğini geri getirecek olan Burada yağmur yağıyor ama sen Şemsiyeni almadan gel yine de Özletiyor bu çılgın sağanak seni Sırılsıklam özletiyor biliyor musun…AHMET TELLİ

”Öyle Bir Sihirbazdın ki…Beni Bile Kaybettin..” //Cemal Süreya

Bana okuduğum kitapların
en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, Söyleyeyim: ANNEM’dir

Bu dünyada insanlar bir kere aldatılınca gerçekten
bile şüphe duyarlar.
(Hitopadesa)

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol!
(Mevlana

Bir yabancının gülüşü Çalmışsa senden sevdiğini, Hayat hazırlanmış bekliyorsa Takmak için son çelmeyi, Nefes almak bile artık acı veriyorsa Ve birkaç basit cümleden ibaretse Böylesi büyük bir aşkın özeti; İşte o zaman anlıyor insan Zamanında söylenmeyen sözlerin pişmanlığının Bir ömür boyu süreceğini

Kalk âşık, kalk!… Acele et biraz… Bak, su sesi geliyor. Sense susuzsun ve uyuyorsun…”
“Kim ki AŞK’a meyli yoktur, Vah! ona”
Hz Mevlana

Bulutların üstünde danstır zaten seninle yaşam… Kapatmışım gözlerimi mutluluk ezgileriyle ritim tutuyorum… Teninin kokusu mu?? Onu hiç sorma, ahenkten düşmek var yeryüzüne ama ince belini iyi sarmaladım… Ruhun gıdası bu ezgi işte..işte aldı lezzeti ilk defa bu yür…ek… Açma gözlerini…!! Sarıl,sımsıkı sarıl,bitmesin bu ritim. Bak dokun kalbime hadi.. Eşlik ediyor derinden gelen ezgiye… Durmasın bu ritim,durdurma EŞLİK ETMEYE ALIŞTI BU GÖNÜL ONA,DURURSA O DA DURUR,BOZMAZ AHENGİ… Selim AKGÜN

Biletimi, Kör bir piyangocunun Titreyen ellerinden çekiyorum Savrulmuş hayatıma bir amorti vursa bu, en büyük ikramiye bana! Sen’lerden örülmüş bir duvarın kenarından yürüyorum Sen’lerden örülmüş o duvara tutunarak Yalnızlıklardan… kaçıyorum güya Yalnızlıklarıma birer davetiye gönderirken Ben o sen’leri bölüyorum O sen’ler beni Bölük pörçük hayatımı İliklemeye çalışıyorum beceriksiz ellerimle! Yamalı bir kum torbasına dönmüşüm Kendimi dövmekten geliyorum Bir iş dönüşü saati Yorgunum, bitkinim Dargınım kendime! Cevapları kendi içinde saklı sorguların Binlerce soruya gebe bakışlarında Bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikte Sürüklüyorum kendimi Bir kaplumbağanın “evim” dediği heyecanda Taşıyamıyorum artık bedenimi! Kendimi ispiyonluyorum Bir casusun kurşuna dizilme hakkını Görebilmek için kendimde Terazi burcundan gündönümlerinde Akşamdan kalma yorgun bir gündüzün sarhoşluğu, Kazandığı savaşlardan topladığı madalyaları Ağlayarak sayan bir askerin gölgesiyim Ah! Göz özü görmeyen bir havada Fareli köyün kavalcısını arıyorum: Ömrümün kalan kısmına hükümlü Peşinatsız dört taksit sudan ucuz üç kuruşluk acılarımı Dökmesi için denize! Reha Yünlüel

Gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik… birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin her satırını çizip notlar düştük kıyılarına Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara ve düşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün kayıp gidiyor parmaklarımın arasından bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda kaçırıyor korku bakışlarını eski tanıdıklar Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum

Bu benim ilk aldanışım değil
Bu benim son yıkılışım değil
Bırak bu sahte gözyaşlarını
Bırak bu masum bakışlarını.
Üzülme benim için üzülme
…Üzülme bu son için üzülme
Ben ben ben yeterim kendime
“Ahmet Selçuk İlhan”

En kanadığın yerden başlarsın kendini onarmaya.
Ki unutmak kendini onarmaktır yeni yaralar açarak içine.. [Kahraman
Tazeoğlu]..fatoş

benim hiç sevgilim olmadı anne,
ne bir yuva kurdum,
ne bir gün şansım güldü…
öpemeden bir bebeğin gidişini,
tükendi gitti çağım…
…kimi yürekten sevdiysem,
yüreğini başkasına böldü…
bir muhabbet kuşum vardı,
o da yalnızlıktan öldü

İnsan, aklıyla anlar belki ama kalbiyle yaşamalıdır.
Çünkü önemli olan ne kadar çok şey anladığın değil,
ne kadar güzel yaşadığındır

Ben diye bir gece yokken, Olmayan yıldızların
ışığı gözlerini yakacak, Ağlamalarım gelecek aklına, Durup dururken
sigaran sönecek, Söylemediklerin dudaklarını ıslatacak, Taa gözlerinden.
Kıyamazsın sen bana bilirim, Kıyamazsın sen bana biliyorum, Bu gece
beni düşüneceksin.(Ceyhun Yılmaz

Mutluluğumu Sahte Kelimelere Satmıyorum Ben,Hak
Edenlere Armağan Ediyorum;Kırdığım Her İnsanın Gönlünü Almayı Biliyorum,
Gönlü Bile Olmayanlardansa Artık Özür Dilemiyorum.Sadece TEŞEKKÜR
EDİYORUM. Siyahın Yanında Beyazın Nasıl Durduğunu Bana Gösterdikleri
İçin,Vaktimi Harcamak İstemiyorum… BAĞIŞLAYICI YÖNÜMÜ MEŞGULE …V…

Yaşamak, sevgi dolu bir kalp sıcaklığında…
Umutlar kadar tükenmez bir saadetin kolları arasında, gönlümce…
Karşılık beklemeden sevmek isterdim herkesi ama herkesi…
Ve ağlamak isterdim doya sıya, sadece başkaları için…
Yetimlerin başını okşamak yılgın gönüllerine, ağlayan gözlerine sevinç olabilmek isterdim.
…Ve sadece gönül almak, sadece gönül olmak isterdim her zaman ve her şeyimle…

En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası
bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
…Kulağımda
bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri
yok. Eksiği fazla.

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru
kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim
yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni
bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna
tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle
yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı
gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın
tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler
vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç
günde gelirdi?

Varlığı bile sıfır çeken bir adamın,yokluğuna anlamlar yükleyecek kadar da ahmaktım

 

alıntı

Uzun yollardan gelmiştim aşkı bulmaya,
Evet
buldum..
Mutluydum..
Ta ki zaman gelene kadar,
……Gitme vakti
gelmişti artık,
Birinde ne kadar mutlu olduysak,
Ondan
o kadar şüphe etmeliydik.
Duramadım…
Vurdum kendimi Nicelerin
cehennemine,
Cennet cazip gelmemişti,
Cehennemin tadına bakmak
istedim sadece..

Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor
Boğazımı yırtarcasına susuyorum
Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım
Ya sorulmamaktan solan sorularda
Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam
Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak
Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam

Pimi çekilmiş coğrafyalarda
Zaman ayarlı bir aşkın en tesirsiz parçasıydım
Ve ben günah şeridinde hatalı sonlanandım
Az gittim… uz bittim… hiç geldim!
Uyurken bile uykusuzluk akan gözlerinde
Kaçan trenlerin hesabını istasyonlara kesen
Kalabalıkta unutulmuş bir yalnızdım
Kendine kaçak yolcular bindiren…
Her yolcu da kendini ihbar eden!

Kalbime girmek teklikeli ve yasaktırlarla
Yaşamamaya kalkışıyorsun hayata
Ve ben senden yırtılma bir yelkenle
Aynı yöne gittikçe aynı yere geldim
Sonumu baştan yazdım;
İçimde hala bana ilk aldığın acım!
Gece, sabahı da siyah kusuyor üstüme
Aklıma yaprakların dökülüyor
Bugün aklımda sen vardın;
Aklımı karıştırmadım!
Artık biliyorum…
Aşk bir intihar saldırısıdır; yalnızca iki kişinin öldüğü!
Aşka nişan alıp ayrılığı ıskalayan acemi
Hala gözlerinde kalp kapaklarım

Seni almadan içimden nasıl giderim?
Ve sen kaç kez bu hırsla sevildin
Koca koca kışları;
Kısa kısa şubatları biriktirdin…
Susku sınanmamış bir ustura gibidir
Susardın…
İç denizine sığınmış gemileri yakan bir limandın
“Bak şimdi gönülsüz gittiler senden;
Gönlünü çaldıkların !!!”

Yazmadıklarından korkarsın en çok yaşadığın hiçbir şey de
Ve adın gibi bilirsin;
Aramayı unutan bulmayı öğrenemez
Bugünler dünlerinden utanıyorsa
Hiç yarın olamayacaklar
Şimdi ne bugünsün ne de yarın
Olsa olsa sadece bir yarım;
Ya da eksilen yanım!
An kaybından ölen zaman
Senden daha katilini bulamadı kendine
Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan
Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından…
Dünyanın bütün dillerinde sustum ve bir şair bıraktım geride
Ekmeğini aşktan çıkaran!

Sustalı bir aşk seninki
Sesinle çıplaklaşıp suskunluğumla giyiniyorum
Korunak sandığım tüm senlerde
İçimde yoktan başka bir şey kalmadı
Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında
İki büklüm acılarla …
Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum
Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum
Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç?
Bende mi eksikti sen de mi fazlaydı sevinç?
Dilsizler yalan söyleyemez anladım,
Ya ben konuşamadım ya sen sağırdın!

Her şeye rağmen bana öyle çok sığdın ki
İçimde kimseye yer bırakmadın
Bildiğim; Ağaç misali toprağa bağlandıkça gökyüzüne uzamak
Çelişkim; Giden bir tren de kalanların şarkısını haykırmak
Hangi dil kendini kandırabilir ki?
Aşk bir suç değil mi ;
Her defasında kendini ihbar edip yakalatan.
Ve en saf ihanet, kendi ihanetine kanan
Senin gibiler vakitsiz susan aşkı severler
Seni bu kör kuyulardan salan neyin şarkısıysa
Gözlerinin kahvesinden içtiğimde oydu
Şimdi eksilen her yanıma adını verdim
Bu yüzden güzelim ben

Dudağını düğümlediğim fırtınaları kopardım sonunda bir bardak su da
Ben hancı sen soncu
“Sana dayanamadı bıçak kemiğe dayandığı kadar”
Elbette unuturum sonunda
En fazla bir mevsim ağlarım
Alışırım yalancı baharlara ama;
Ama yine de biri beni kandırsın yokluğunda
Sen bu şiiri okurken ben başka bir şiir de olacam
Başkasının kollarında da senin yollarını adımlamak varmış meğer
Sana anlattıklarım ne çok şey susuyor
Ve sustuklarım neler söylüyor
Gittin değil mi?
Şimdi ne desem kar yağıyor…

Kahraman Tazeoğlu

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz
En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?
İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım
En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım
E
n fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde

En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.
Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?
En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim
Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk
Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım

Kahraman Tazeoğlu

Ardından “keşke” demedim diye, “iyi ki” dediğimide düşünme. varla yok arasında olan birine ne denebilir

Her yeni aşkta kandırdın beni gönül, Hepsi güneş kadar sıcaktı ama, Hiç biri yoktu yanımda geceleri, Acı bana artık gönül, Ben vazgeçtim sevmekten…Birazda sen üzül.. ( Ceyhun Yılmaz )

Sevdikçe öldüren aşk için kötü olmayı seçtim

Kurşun öldürmez insanı, bedenin toprağa düşmesi değildir ölüm. O, olsa olsa vuslattır. Birbirine hasret iki toprağın yeniden kavuşması… Oysa hakiki ölüm; kalbin acı sözlerle zehirlenerek duygunun, yani insanlığın mihenk taşının sert sözlerle parça parça edilmesidir. Ve asla unutmayın ki kırdığınız her kalp camdan par…çalarıyla ilk önce sizi yaralayacaktır

bir damla su gibi aktın yüreğime ,ruhunun elleri sardı tüm benliğimi , artık ben ben değildim senin cumhuriyetinde , herşey başka bi anlama büründü ,var oldum tekrar seninle,gerçek yeniden yazıldı ben olan sendea

Git… Öyle bir git ki gidişin yıkmasın beni… Öyle bir git ki ;gidişin akıtmasın gözümde ki seli… Öyle bir git ki çığlıklarımla uyandırmayayım içimde ki depremi… Ve öyle bir git ki beklemeyeyim bir daha seni

”Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir

devran dönünce arayacaksın
herzaman gel başıma tacsın
inkar etme gözlerinden belli
hem aşkıma hem bana muhtacsın

AĞaçlar denize doğru gidiyor
deniz karşı dağlara doğru
gittikçe küçülüyor,ufalıyorum
olduğum yerde
nerdeysen uzat ellerini
…başım dönüyor.

bir sevinçtir aldı kırlangıçları,rastgele öpüştüler;düşünmeden günahı,öbür dünyayı..
ben deli-divane olsam çok mu görülür?…

Akşam haberlerinde adını arıyorum ölmüş olmanı dileyerek.. Bir kaza bir cinayet.. Bir şekilde ölmüş olman gerek.. Sonra rüyalarım başlıyor.. Hepsi korku filmi gibi.. Hepsinin sonunda ölüyorsun pisliğe bulanarak.. Ömrüne ömür katıyorum istemeyerek.. Murathan Mungan

Ama sen yinede biriktir gözyaşlarını, belki birgün tutuşturur seni de bensizlik, belki birgün sende beni ağlarsın… K.Tazeoğlu

Ben seni bağışlamadım sevgili.. Hele bir başkasına hiç bağışlamadım!!! Alıntı

Bilemezsin,
yılların koynunda kıvrılan ümitler var…
Vaz geçme, çalış desen, onda da limitler var…
Akıl çareden aciz, beden takatten yoksun…
Hayat denizinde de bilinmez gel gitler var…

Çalkalanan düşlerin ortasında kararsız…
Çırpınmaktan usanmış, perişan vakitler var…
Ne söylesem boşuna, ne söylesem yararsız…
Kaderimle aramda bozulmaz akitler var…

“Erdoğan AKSU

Sensizliğin idamınında
Titriyor bedenim,
Kelebek yüreğim
Lakin bir tek seni düşünmekteyim

…Zalim aynalarda hayalin
Yabancı sokaklarda ayak izlerin
Mısralarımda harflerim
Sadece seni hissetmekteyim

Şarkılarımı anlatan duygularım
Yüreğini anlatan
Gülüşlerim
Gözlerini anımsatan bakışlarım
Sadece seni yaşamaktayım

Gözlerinden dökülen gözyaşlarım
Hıçkırıklarıma karışan acı dolu sözlerin
Dudağıma düğümlenen sözlerin
Sadece Acı çekmeteyim

Azraili görmekteyim lakin bir tek Senin Uğruna Ölmekteyim…

Satır aralarında kalmış bir sevda bendeki…
Mısralarımın isyanına aldırmayan
Cesur ama yarılı bir sevda

Gecenin sessizliğine kaptırdığım hayaller
…Kanser gibi yüreğime işleyen anılar
Unutamadığım o inci gibi gözlerin…

Sen hep gözbebeklerimin altında pusuya yatan bir gözyaşıydın
Yahut ben öyle sanıyordum

Sen değil miydin, gözlerim yaşlıyken çekip giden
Sen değil miydin,
Beni korkutuğum karanlığa iten
Sen değil miydin,
Beni hıçkırıklarımda boğan,
Sen değil miydin yüreğimi kandıran

Evet SENDİN !
Sensiz sabahlara uyanırken
Seni seven yüreğime küfürler yağdırırken
Gözlerimden dudaklarima akan donuk sözler kaçmakta

‘Ne Olur Gel! ‘Devamını Gör

Dilinin iddiasını yüreğin ispatlayamıyorsa, sükût Et..!!!!

EngeLLer,sıradan insanLara sıra dışı oLsunLar diye tanınan fırsatLardır . . .

Varlığım, varlığına adanmış, varlığıma sorulmadan. İşte sevgilim avuçlarındayım, hem de hiç yorulmadan. Bir yol olmalı ki kurtulmalıyım aşkı esaretten ama, korkunç bir aşkın tesirindeyim eser yok ki cesaretten

Stratejisi bozuk bir aşktı bizimkisi, hiç düşündük mü ne olacak sevmenin ertesi?

Dünya YaLan” DerLer, Ve “GerçekLer Acıdır” !
Ben Bu Dünyada Okadar Acı Çektim,
YaLanLarın Arasından Çekip Gittim

Ve
…Öğrendim Ki Dünya Gerçekmiş, YaLanLar Daha Acı !
ÖLmeden Çektiğim Kaçınçı İhanetindir Bu Sancı.
Gerçek OLan Sana KaLsın, Ben HayaLLerimLe MutLuyum

Kısa olur ayrılık sözleri, bilirim. Ve bilirsin dilsiz olurum, son bakışta.
‘Konuşsana’ deme! Görmüyor musun, nasıl da haykırıyor gözlerim. Şart mı
duyguların gelmesi dile? Hem benim sevda lügatımda, sözcük yok bu gidişe!
Sadece ağzımdan çıkacak sözler caydıracaksa eğer seni yolundan; Lanet olsun
dönüşüne…

 

alıntı

Ey sevgili..↲
Dünyadaki bütün yangınlara vaktinde su yetiştirmeye çalışırken, kendi içimizdeki yangınları söndüremeyişimiz ne hazin, ne can yakıcı..!

Aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır…

Elif Şafak- Aşk

her sevda yeni bir “keşke”ye yer açıyor yürekte (kahraman tazeoğlu

Bedenim tatminken herşeye ruhum aç kalbin olmadan..

Mustafa Özdamar

Yalan aşklara koşa koşa giderken sen,
ben
emin adımlarla ölüyorum ve Sana yürüyorum..
çünkü senden daha güzel
kimse öldüremez beni,adım gibi biliyorum..!

Bize ara verdin
gidiyorsun demek..
Sen bi ara kendine gelde yüreğine sevmeyi öğret….!

Sensizliğin ne olduğunu öğrenmedim yanımdayken,
O kadar pişmanım ki yokluğunda,
Herşeyi silebilmeyi öğrenmişim,
Ama ya o güzel tenini?
o renkten başka değecek yok benim tenime,
…Bedenin olmasa bile ,
Ruhunla bütünleşmişim..
Gerisi Kaç yazar..

Mustafa Özdamar

şimdi….
seni özlemeye dayanamayıp ,
bir bahane ile arasam,
aklıma geldin bile diyemem,
sende biliyorsun ya ,
…hiç gitmiyorsun ki ……

Sen bu şehirden gittin gideli seni arar olduGözlerim sesini duymaya hasret öylece seni bekliyor Hani seni görünce şu kalp yerinden frlıcak gibi olyor ya Onu çok seviyorum işte ..Hani sen gelir bişeyler anlatırdın ben dinlerdim ama bişey anlamzdım Ama napiyim anlatırken öyle gzl gülerdinki alamzdım gözlerimi senn gözler…inden Bazen unuturdum seninleyken hayatı unuturdum ben Şüphe ederdim bazen yaşadığımdan Hayal mi gerçek mi diye az düşünmedim Ama sen ne yaptın hiç sevmedin hiç ben öylece barkken gözlerine hiç bişey hissetmedin O yağmurlar anlatmadı mı sana olan haykırışlarımı Hiç mi fısıldamadı kulagı Kimse söyleyemdi mi sana Bnde korktum aslında karşına çıkıp bi söyleyemdim Ama sen biliyodun sevdiğimi neden sustun …kolaydı susmak çünkü ….Devamını Gör

Yatağım buz kesti gidişinle..
Ve ben artık donuk bir hayalet..!
..Sen son bir defa sarıl sevgilim…
Var olduğumu hayal et…

Yüreğime
sapladığın hançerin izi varsın geçmesin..
Senden kalan tek hatıra
sonuçta herşey kabulüm..
Ben zaten gelişinle üstüme kan örtmüştüm..!

”Sen” dedi, ‘intihar gibisin’
”Hem cesaret edilmeyen” hem de,
”Herkes tarafından en az bir kere düşünülen”
”İşte, öyle güzelsin”…

 

alıntı

Sen gözlerimin önünde içindeki beni
harcarken ben bir an bile seni unutmaya meyletmedim.. Sen bildiğim gibi
kalmadın ama.. Ben unuttuğun gibiyim halaMurathan Mungan

Keşke hep masum kalsaydın benim için,
Uzaktan ve duvarlara dayanarak izleseydim s…eni.
Keşke tanışmamıza hiç fırsat olmasaydı.
Ve seni hayatıma şeker misali karıştırmasaydım.
Hayat kavramım senden ibaret olmasaydı keşke.
…Seni hayatımın öznesi yaptım da ne oldu ?
Her gece bir acı, her anımda yaralı bir kalp…
Öznesi olmayan bir hayata mahkûm bir nesne kaldım sayende.
Oysa ne kadar masumdun önceleri,
Bir gülerdin dünya gülerdi sanki.
Kazara göz göze gelsek yıkılırdı içim.
Öpülesi bir el uzanırdı tenime,
Dokunurdu içime işlercesine.
Ne güzeldi eskiden, uzaktan seyreder,
En yakınlarıma anlatırdım seni.
Ne masumdun sen bana.
Aniden çıkınca karşıma,
Yağmuruna kavuşmuş toprak misali sevindi yüreğim (Can YÜCEL)
Devamını Gör

lanetli bir gecenin koynundan çıktım yine.. bütün gece tiksinerek baktım ayrılığın yüzüne..o sarıp sarmaladıkça beni, yüreğimden taşacakmış gibi oluyordu gidişinin ertesinde küflenmeye bıraktıgın düşlerim..bir zehir gibi işliyordu kanıma gece, bunalımlı bir aşkın şizofren aşığıyım..bilmiyorum neden sana yasaklı neden s…ana uzaktım..Bunları lanetli bir gecenin koynundan mezar taşına uzanan hikayesimin hemen öncesınde yazdm..Şimdi sana ölüm kadar uzağım..
.. Gülbari Arslan ..
Devamını Gör

hayatta kimi seversen sev kendine ait hissetme….bırakta o sana kendini ait hissetsin…..içindekileri çok paylaşma ki kaybedince canın acımasın…

Kimseyi
değiştiremezsin hayatta…. Ve kimse için de değişmemelisin ! Kimliğini
kaybettiğin an , yaşamını çope attın demektir. Bırak hayatına eşlik
etmek isteyenler gelsin seninle ..Ne sen başkası için mecburi
istikametsin , ne de bir başkası senin için…Yanındakiler seni mutlu
………ettiği sürece kalsın hayatında… İstediklerim yanımda…
İstemediklerim yolunda…
Devamını Gör

SORARLARSA Beni Sana SEVILMEDEN, SEVIYORDU Dee… Ne Kadarda SAFTI Dee.. O Kadar Seviyodu ki KALDIRAMADIM BU SEVDAYI Dee… İçinde Bir Ateş Yaktım HALEN YANIYOR Dee… Gitmeyince, ARAMAYINCA Eridi, BITTI Dee… Birde Dünyası Vardı Onuda BEN KARARTTIM Dee.. Kendi Eliyle Bir Çukur Kazdı BENDE GÖMDÜM Dee..

nerden bilebilirdin ki alnımdan kaldırdığın tek virgülün bu öznesiz yazgımın anlamını böylesine değiştireceğini (kahraman tazeoğlu

Uç güvercin gibi gönlümde vuslat
Yeterki yarime ulaştır beni
Yeniden doğuşa bu aşktır milat
…Yıllardır nazınla bekliyor seni

Başucumdan hicran hiç eksilmiyor
İki göz pınarım boşalıp dolar
Durmadan akıyor yaş kesilmiyor
Günden güne çehrem kuruyup solar

Yaklaştır zamanı kısalt yolları
Mesafeler bir dert sanki bir asır
İki yana açtım yorgun kolları
Dağ taş dolaşırım her yanım nasır

Sana yalvarırım görün ufuktan
Melul gözlerime ölmeden önce
Bir farkım kalmadı çoluk çocuktan
Mecnun der dururlar bu garip gence

akıntı

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi,ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi…
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
……Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz…

[Murathan Mungan/Yalnız Bir Opera

Yaşamak; Çok bilinmeyenli bir denklem, imkansız bir bilmece, Yaşamak; Yalnızlık,çaresizlik, karanlık ve soğuk bir gece… Oysa ben tüm bunları öğrenmeden yaşamak isterdim. Yaşamak; Bir ağacın dibinde sadece öylesine.

Sonra ; kapıyorum gözlerimi … Kelimeler , cümleler arka arkaya ! Bu kalabalık , bu telaş … Geçiyorum ; serdeki yiğitlikten , senden , benden , bizden … Daha fazlasını veremem , bana kalan küçük bir dünya zaten ! gökçe çora

Seni sevdim tek bir an pişman olmadan.çok düşündüm çok yalvardım.Tanrım alma canımı teniyle bir gün buluşmadan.belki şimdi belki asla..ya ölüm ya aşk istedim dudağından..uyuyorsan bırak lütfen..sen kal aşk ben giderim buralardan sabah olmadan

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var Tabiki ben böyle oldugum için bahar Çünkü sana değdiğinden beri ellerim Bütün kış dallarında tomurcuklar var

Bir bir atıyor dikişleri kalbimin …Ellerimle taşıdım kerpiçten tuğlaları ,yıkılıyor duvarlarım … Çıkmaz benim sokaklarım ; Gelme ! Kurudu işte fesleğenler …Sen dünya değilsin ; Dönme !gökçe çora

Baktım ki kimse kalmamış yanımda… Hep yanındayız diyenler bir bir uzaklaşmış gizlice kaçıp gitmişler. Yanlızım.!! Vursunlar yanlızlığımı yüzüme olsun varsın… Asıl yanlız olanlar onlar… Çekemeyip bırakıp kaçanlar!!! Unutma gerçek dostlar senin yanlızlığında yaşayanlar, yanlızlığını bilip bununla savaşanlar. Yanlız…lığını avutmaya çalışanalrsa sadece arkadaşların

Farkında olmasanda her gün seninleyim ben! Şükrediyorum ki aynı şehirde nefes alıyoruz. Aynı gökyüzünün altındayız ikimizde. Sen bilmesende senin gözlerini düşleyip bakıyorum yıldızlara o saatlerde belki sende bakarsın diye gecenin karanlığına…

Hırçın dalgalar sahillerime vuruyor ve bin hançerli ordular yalnızlığımı kovalıyor.Şehir çıkmazda sevda da ölümüne uykuda.Yarına dair bir kaç ayrıntı gizli,çıplak insan suratlarında…”

BebekLiğimdeki Oyuncak KumandaLı ArabaLarım Kadar Seviyorum Seni Dediğimde, DaLga Geçip GüLmüştün ,

ErgenLiğinde Kendini Tatmin Ederken İzLediği PornoLardaki YıLdızLar Kadar Seviyormuş Şimdiki SevgiLin.

Şimdi Oyuncak KumandaLı ArabaLarımLa Seni KarşıLaştırdığımda,
…En FazLa Kumandadaki PiLLerin – Kutbusun,
Hoş + Kutupda OLmasa Oyuncak Arabamı BiLe Hareket Ettiremezsin !

Yani sevgili dediğim yalnızca bir fıkradır,hem insan bir fıkraya daha ne kadar gülebilir!

Cümlemin sonuna koymaya korktuğum soru işareti gibisin… Tek başına merak uyandırmayan…ille sol tarafında kelimeler olan.. Ve mutlaka bir cevaba sığınan..

Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere… (cezmi ersöz)

Yorgunum… Yorulmuş, göz yaşlarıyla ıslanmış bir veda daha ekledim sol yanıma, biraz daha ağırlaştı yüreğim…! Duyuyorum sesini biraz uykusuz gibi. Haydi git biraz uyu ama yine GEL. Kurumuş ol, yanlızlıkarından ve yorgunluğundan arınmış…

Saçlarından ödünç ver, Dört bahar geçti çiçek kokusu öpmedim, Çok oldu mutluluktan vazgeçeli…Gülüşünden ver Ömrümden al (Ceyhun Yılmaz)

Biz bu aşkı sürdüremezdik,
İnan, sürdüremezdik…
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.

Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur…
…Unutmasan bile artık
Unutur gibi yapacaksın.
Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
Hiç bitiremediğim
Bir şiir olarak kalacaksın…Yusuf HAYALOĞLU

Cebindeki 5 KuruşLuk Sigarana OLduğun Kadar BağımLı OLamadın Bana.
Onun Kadar Çok Ve Onun Kadar Uzun Dudağına Değmek İçin Ücret İstemezdim,
ÜsteLik Senide ZehirLemezdim

Hayatla sidik yarıştıran çocuklardık biz: Kin tutardık. Kin tutmak, karanlığın lütfudur. Kin tutmak, racondur. Kin tutmak, hafızadır, unutmamaktır. Zehrini son güne, son darbeye, o saniyeler arasındaki tek vuruşa saklamaktır. Kin tutmak, bir insandan bir halk yaratmaktır! ~ küçükİskender

Yansıması kendi qöğsüne yöneLen vedaLarımız, suskunLukLara takıLınca bir bıçak arardık qönLümüzü døğrayacak.. HızLa eriyen bir qünün sLayt qeçişLerine kapıLır, yanık yüreğimizin daLqaLarLa sörfünü izLerdik…

Sen Şimdi Beni YanLız Sanıyorsun Ya,
AsLında Çok YanıLıyorsun.
Sen Ki Ruhumu Şarhoş Ederdin,
“KÖPEK ÖLDÜREN”de Bedenimi Sarhoş Ediyor,
Ve Beni, Senden Kurtarıyor ! !

Adı Üstünde Zaten “KÖPEK ÖLDÜREN”,
Her Sarhoş OLduğumda,
Seni Kaç Kere ÖLdürdüğümü Bir BiLsen !

 nehirlere karışan zehirli atıklar gibi ağır ağır akarak kanıma karışmakta yokluğun…
K.iskender ♥

aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarın’dı ..

DoğruLarımı
götürmeye yetecek kadar yanLış yapmadım bu hayatta.
Çok sıkıştığım
yerde boş bıraktım hep soruLarı.
Şimdi bıraktığım boşLukLarın
…birindeyim beLki de.
Ve ben kimsenin doğrusunu götürmedim bu hayatta.

En önemLisi de kimsenin yanLışı oLmadım

bu kenti yalnız koymak içine sinmemeliydi…
gülüşümün,
en saf
en temiz,
en içtenini sana bıraktım…
……bu sana yetmeliydi…

cezmi ersözDevamını Gör

Benden O’nu unutmamı istiyorsunuz!! Farkında mısınız ne çok şey istiyorsunuz.Sokak kenarlarındaki kaldırımları kırmamı,köşedeki ağacı yakmamı ve dalındaki kuşları öldürmemi istiyorsunuz.Bütün sokak direklerini sökmemi,yarım yamalak yanan sokak lambalarını kırmamı istiyorsunuz.Siz benden bildiğim bütün şiirleri ve dinle…diğim bütün güzel şarkıları unutmamı istiyorsunuz.Sigarayı bırakmamı istiyorsunuz.Kederlenmeyi,ağlamayı,kızmayı ve gülmeyi bırakmamı istiyorsunuz.Ve hatta siz; güneşin doğuşunu ve batışını bile yok etmemi,gece ve gündüzü,bütün mevsimleri birbirine katmamı istiyorsunuz benden…Üzgünüm dostlarım benden çok şey istiyorsunuz,ben zamanı durduramam…

 Bu aşkın efkarı şarkılarda kahrı bende kalacak.. Sende ihanet gülüm bende matem kalacak.. Ayrılık başımı döndürüyor.. Kavuşmayı özlettin.. Intiharlar kuşandım.. Bu aşkı sen kirlettin.. Geçtim borandan kardan.. Yitirdim bahçeleri.. Ellerimi tutmazsan gülüm yatamam geceleri.. Yılmaz Odabaşı eLf

çok değişti senden sonra herşey değişti sayende yeni bir leyla mecnun yetişti Sen anılar albümünde yerin alırken aşkın bu ayrılığa karar vermişti…

Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsınız ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür

Gideceksin biliyorum,adım gibi hem de.
Üç vaktin birinde yarım
bırakıp bu öyküyü
Şarkıları susturup,şiirleri küstürüp te gideceksin…
Maviden
… öteye renk,sevgiden kutsal kavram,ölümden öteye adres yok.
Sen
yoksan hiçbir şey yok

Kimse pahalidan
satmasin kendini, biz biliriz herkesin indirimli gunlerini. Gidene
uzulme baskasina gidiyordur, gelene sevinme baskasindan geliyordur. Biz
3 kisiyiz; Ben.. keyfim.. ve kahyasi.. Beni taniyan bilir, bilen anlar,
anlayan susar, anlamayan uzar.. Ayik ol panik yapma, rahat ol bak
…dalgana.. Giden donmek ister birak dönsun, ne kaybetmis birdaha gorsun

ellerin avuçlarımda kaybolurduya hep,sessizliğinde öyle kayboldum birtanem…
garip bir his bu,güneşin rengini görüyorsun ama yakar mı bilmiyorsun,
aydınlığa vuran yaşlı bir yüz sahibi çizgilerim senden sonra daha da arttı
yanaklarının o masum pembeliğine muhtaç gözlerimin bebekleri
topuklarımsa bir uçurum kenarında haykır…ıyorken boşluğa sarktı
adını koyarmısın benim için nedir bu?sayamıyorum gelen ve gidenleri

sırtını güneşin ardında gördüğümde içinden fısıldadığın iki kelime vardı
hani hep ihtiyacın olduğunda sana yalvardığım gibi kelimeleri
hafızam yavaşladı,zor hatırlıyorum yüzündeki o masumane enstanteneyi
gözlerinde kendimi gördüğüm bir güzellik vardı sol yanımda adı aşktı
soyadını unuttum bir ”gül” vardı,
gülün beyazıydı,etrafına güzel kokusunu saçtı,beni ise…………………….

Zaman şimdiki zaman …
Ve sen artık hep Benim geçmişte kalan – yaram -..

hani bir gün özlersen
geri dönmek istersen gel
hiç düşünme bir an bile
BİR gülüşün yeter
hani bir gün özlersen
…geri dönmek istersen gel
hiç düşünme bir an bile
bir bakışın yeter
hani bir gün özlersen
gelipte beni göremezsen
hiç üzülme bir an bile
BİR GÖZYAŞIN YETER…
Devamını Gör

sen söyle serseriler kralı istanbul
sen söyle iki gözüm
hangi merhem çâredir şu bizim yaramıza
yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
…meydanlar serseri biz serseri
sağımız sefalet solumuz ölüm
işte geldik gidiyoruz
kahrolasın
kahrolasın istanbul şehri

Attila İLHANDevamını Gör

Beklemekte olduğun şey, ancak onu
beklediğini unuttuğunda gerçekleşir; bu, evrenin ”Sen bakarken
soyunamıyorum” deme şeklidir…

Aç gözlü”yüm artık..
Gözlerine doyamıyorum!
Özgürlüğümü bıraktığım geçmişime hasret çekmemek elde değil..
Takıldım sana..
……Başka bir şey göremiyorum!
…Başka birine bakamıyorum
Devamını Gör

Demiştim sana hatırlarsan: ” önemli olan zamana bırakmak değil zamanla bırakmamaktır” şimdi bana geçen o zamanın unutulmaz sancısı kalır (nazım hikmet ran)

Ben
yaşadıklarımınhiçbirini unutmam. Ama evet yeri gelir susarım. Canımı
çok yakanşeyler olur ama yinede susarım, tükenirim. Buna izinde
veririm…aslında. Salaklığımdan mı? Hayır.. Ben kimseye ”GİT” de
demem,diyemem.. O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır.. Ona okadar
… şeye…rağmen okadar değer veririm ki,hergün yaptıklarına utansın
diye.. Ama birgün öyle bir giderim ki .. Kaybedeceğim hiçbirşey
olmaz! .
Devamını Gör

Gittiğim eğer bensem söyle bana kimden gittim.. Sende yoktum zaten.. Ben yine bende bittim.. Nazım Hikmet

bu kentte her yağmur kendini ağlar..aklıma düşsen yalnızlık oluyorum..ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir..nerde kime üşüyorsun..artık kendini yakan bir ateşim..kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz..şimdi boş duraklara yaslanıyorum..boş kentlere..oysa “gel” desen gelecektim..(kahraman tazeoğlu-ARAZ

Yalnızca yağmur yağdığında seviyorum bu şehrin insanlarını..Herkesin yüzü gözü ıslak, Başları eğik omuzlarının arasında.Yağmur yağdığında herkes benim hep olduğum gibi(Ceyhun Yılmaz)

Leyla degilim dost,Lakin cagirirsan çöllere gelirim.Sana yalan halde
gelmem,Toplarim özümü yalın halde gelirim.Kapıyı caldigimda kim o
dersen,ben olmam kapinda sen olur gelirim.Sen gel de yeter ki, yola yük
olmam yol olur gelirim…(Hz. Mevlana) gülümc@n

kendimi korlarda denemişim ben.Senin alevlerin ellerimi ısıtır en fazla.Merak ediyorsan eğer,giderken ölümüme bıraktığın yalnızlık,kendisiyle yaşamayı öğretti bana.
Uslanmış değilim yani,ıslanmış olsam da gözyaşımdan…

Kønuşursam yaraLı keLimeLer sunmaktan kørkuyørum.. Geri aLınmayacak keLimeLer adına, ağzımın sürqüsünü çektim! SuSuYøRuM

Duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç..
Dokunmuyorsun bana..
Sen gibi bir şimşek çakıyor..
Tam kalbime düşüyor yıldırımı..
Ben gidiyorum.. Alıntı

Bedenimi sarıp sarmalayan yalnızlık,
Yıkıl git!
Bir enkaz gibi yaptın ruhumu,
Tamir ettikçe yıkılıyor tabularım,
Dünü kurtarabiliyorum,
…Ama yarına ne hacet..
Bir kristal gibi dağılıyor yaşanmışlıklar,
Geç kalıyoruz hayata,
Geç bırakıyorsun hayata..
 Mustafa Özdamar

senden önce kışım vardı bnm: pencereden karı seyrederdim sen geldin pencereme perdeler indi. baharım vardı benim senden önce kuşlarla çiçeklerle konuşurdum:sen geldin kuşlar uğramaz çiçekler açmaz oldu. benim yazım vardı senden önce koşardım alabildiğine deniz kıyısına dalgalar vururdu ayaklarıma serinlerdim:sen geldin dalga…lar gelmez sular ısınmaz oldu. benim güzüm vardı senden önce yaprakların sararmasını izlerdim sessizce:sen geldin yaprak düşmez sessizlik olmaz oldu. Benim senden önce güneşim vardı sen geldin gözüme perdi indi, oyun bitti sis yığını çöktü hayatımaa alıntı

Kimse VazgeçiLmez DeğiLdir , VazgeçtikLerim Bunu İyi BiLir

yalnızlığım bu gece matemini yaşıyor dokunma!
gözyaşlarını sayamadım 3 yılın temsili
sensiz gecelerin müptelası bir sigaram
ve birde donuk bakışlarım dumanıyla harman

…dokunma!..tenim kaldıramaz bu ağır yükü
sabah ezanıyla uyanır gözbebeklerim duvarlardan
hani Allahın adını vermiştikya,bak çınlıyor kulaklarımda
ölüm esintisiyle geliyor lütfen kapama kapılarımı…elveda:

alıntı

yasadımız
hayat elimize tutuşturulmus rengarenk ve emanet bi oyuncaktan
ibaret.kimisi oyuncagı o kadar ciddiye alirki aglar;perisan olur onun
için.kimisi eline alir almaz söyle bi kurcalar oyuncagı,kırar ve
atar.ya asırı kıymet verir ya kıymet bilmeyiz.

Değer Verdiğin İnsanların Verdiğin Değere Layık Olmadıklarını Anlarsan,Sen Üzülme, Bırak Layık Olmadıkları İçin Onlar Üzülsün… (Necip Fazıl Kısakürek

Biz Aşkın İbadetLerini Eksik Yaptık SevgiLi,
BeLkide KıbLesini Şaşırdık.
AsLında Biz “AŞK” Dinine Yakışır KuL OLamadık.

Rehberim Sendin Benim,
…Cehennemde Senin Layıkın.
Ben YoLumu DüzeLtim,
Cennet’i Arayıştayım.

[ Seyfettin ÇoLak ]

Sevmek, ifade edebilmek
kadar, ifadeyi unutmamaktır da… Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım.
Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu
önemsemediğini biliyorum.Umarım mutlu olursun…Bunu bir çöküntü anında
da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! .
… Yüzüme öyle bakma nefretle,

bi nedeni yok yalnızca öptüm…

(Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm-Küçük  İSKENDER

İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın
Onca yaraların ardından
Yeni bir aşk yaratamazsın (Murathan Mungan

Nutkuna
sığmazsın hiç bir lisanın, Yazamaz şair-i azamlar seni, Pabucu damdaydı
Monalisa’nın, Keşfedebilseydi ressamlar seni

Yalnız kalmaktan daha kötü şeyler de vardır hayatta…Ama genellikle bir ömür alır bunun farkına varmak..O zaman da çok geçtir..Ve çok geçten daha kötü bir şey yoktur hayatta…——Charles …Bukowski

Aynı dili konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz, diye dert yanmayın bana. Bizim onunla; bırakın aynı ülkenin dilini konuşmasını, aynı bölgenin şivesiyle konuşmamız bile anlaşmamıza yetmedi.

neden sonra farkına varıyor insan..ayağına takılan bütün taşları..yoluna kendi döşediğinin..

Kanayan yaralarına kan dursun diye başka bedenler basarsan mikrop kaparsın. (murathan mungan) ‘

Gönül bu kimi seveceğini bileydi
>Onca yanar mıydı?
Eğer aklı olaydı kalp asırlarca kanar mıydı?
Ömür aşkın kulu, aşıklar kölesi olmasa
İnsan bir anlık mutluluğu bir ömre sayar mıydı

Dikenler içinde yüzüyorum, kefenler dikiyorum masallarıma büyük bir özveriyle,
Büyük bir yalnızlıkla tüketiyorum gri zamanları.
İğne batıyor şaşkınlıktan elime; ben kanıyorum.
Hayır bayım, hayır!
Kesinlikle ağlamıyorum.
…Ben…
Ben sadece kanıyorum.
Devamını Gör

Sessiz bir çığlıktı aşk…Gözlerden inen yaşların adıydı ayrılık…Boğazımda düğümlenen,söylenemeyen kelimelerdeydi veda…Konuşulacak o kadar çok şey varken, hep susmaktı hasret..Hasret sendin…Ayrılık sendin…Aşk sendin…Gözlerim dalarken boşluğa..Adını sayıklarken kimsesiz ..dilim..tek günahım,Sen oL istedim…

‘Özledinmi beni’dedm.Sustu!Nefesini enderinden aldı ve özlenmezmi…dedi!’Git dedm git’ sen kalınca genişliyor bu dünya ve kayboluyorum uçsuz bucaksızlığında!Hayır dedi,sertçe!Gidersm,kahraman olurum,kalrsam,senİn!’Küserİm,dedm’ Hayr,dedi gülerek!Küsmek,susmayı göze almakır.Ama sen korkarsn kendi sesszliğindn ve susama…zsn!
‘Gel dedim ozaman’sesim fısıltı gürültüsünde gel?DurduHayır,dedi,Gelirsem biter aşk..
Devamını Gör

Komik değil mi! Yanından geçen binlerce insan için sıradan birisin.. Hayatımda yanımdan geçen insanları sıradanlaştıran tek kişisin! (elçin gelir) ‘fatoş

… Kirpi gibisin çocuk.. Her tarafın diken.. Kim elini uzatsa delik deşik.. Üstelik sen de kan içindesin.. Attila İlhan

Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni..

Pir Sultan Abdal

Vedayı yapan, bırakıp Giden suçlanır her zaman..
Sormaz kimse Gitme sebebin neydi diye..? Sadece Gittin der..
Ve Geride Kalana Burkulur Tüm Yürekler..
Veda zor şey.. Geri dönüşü yoktur çoğu zaman..
Cesaret İster.. Kalmakta ağırdır her zaman..! Elveda diyemez kolay kolay insan….Ama Sebepliyse Bu Veda Elbet Hazırdır Çe…kilmeye de Cefa..!
Devamını Gör

Ben öyle bir kadındım ki;Birisi bana aşk dese kirpiklerime kadar kırılırdım…Öyle bir kadındım ki ben; Çok adamlar tanıdım,Bu yüzden bir tek Allah’a inanırım…

İnsan o kadar acı çeker ki tüm canlılar arasında yalnız o gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır….

Sırtımdaki meleğimi bile ağlattın,
Şimdi seninle aynı havayı solumak bile kahrediyor beni,
Gidebildiğin kadar uzağa git ki,
Hissetmeyeyim varlığını.

…Yaşamama izin ver,
Seni,senli günleri sileyim,
O kadar yıldan sonra Deşarj edeyim kalbimi,
Ben yine yaşarım kimsesiz..
Düşünme beni..
Sadece Sen düşünme beni..
Öldü bil..
Öldürdüm bil..
alıntı

Yok istemem diyen gönlüm çöle bile razı şimdi
Yanlış yola giden bendim lütfen dön gel Ben yazdım kadere hüznü, perişanı Sonu gelmez yinede bitemez ümitler Ama yoksa bahçemin eski şanı Sebebi koparılan çiçekler…

Seninle kalayım ne olur!”aradıgım Sen’sin..”Olmaz”
demis bosluk..”sen benımle kalırsan boslugumu doldurursun..O zamanda BeN “ben”
olmam..

 

alıntı

Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
…Cennetin cehennemin üstündesin.

Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye!
Bir şey daha var, bütün yaptıklarından başka.

Okunu attımı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.

Ömer Hayyam

İki gözünde iki zindan
On parmağında on çeşme nur
Yüreği yanmış tutuşmuş
…Sıvas’tan bir aşık gelir.

Kara diken tırmalama yüzünü
Deli poyraz köstekleme hızını
Dağlar taşlar incitmeyin dizini
Yedisinde kaybetmiş iki gözünü
Sıvas’tan Aşık Veysel gelir.

Sekizinde düzenlemiş sazını
Dokuzunda düşmüş garip yollara
Sazına banmış sözünü
Acısını, sızısını ekmeğine katık etmiş
Pençe vurup sarı teli inletmiş
Dağlar çiçek açmış Veysel dert açmış
Elinde sazı var dut dalından
Bir kara gün dostu tutmuş elinden
Dağlar taşlar hoşnut kalmış dilinden
Yol verin ağalar yol verin beyler
Bu gelene Veysel derler.

Saz petek misali, söz de bir arı
Beraber uğraşıp yapmışlar balı
Veysel bu sırra mazhar olmuş
İki sanat bir gönülde birleşmiş
Samanlık seyran olmuş.

Ama sadece sanat sevgisi mi dersin
Veysel’i Veysel eden?
Usta olmak yeter mi dersin sazın sapına kadar?
İşin içinde zokayı yemek var
Yedisinde kaybetmese iki gözü
Ne tadı kalırdı şu beytin ne tuzu
Kuş olsaydın kurtulmazdın elimden
Eğer görse idim göz ile seni…

 Kendi bahçesinde dal olamayanın biri Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.

 

 

Özdemir AsaF

Biri gelir, diğeri kalır..
Gelen bilir yaşama ihtimalini,
Kalan çürütmüştür ümitlerini,
Gam doldurmuştur içini,
Saatinden sonra zevkine kaldırır kadehini..
…Gelen bir tek bunu bilmez,
Umud eder,
İhtimalleri köreltme çabasındadır doymuşçasına,
Yutkunur hayallerine ,
Tutunur geçmişine..
Zor olanı yapar gelen ve kalan,
Bunları yaşatansa bakmaz ardına,
Koşar adım uzaklaşır,
Bir tepeden bakar ..
Lanetler..
Kopartır düğümü en kalın yerinden..

Mustafa ÖzdamarDevamını Gör

neden güneşi gülerken çizdiğimiz kadar bulutu ağlayarak çizeriz… neden hayat bize göre tersine insanlara göre yolunda gider ki… ya da biz mi değiştiriyoruz akan suyun yolunu yoksa yön verilmiş hayatları mı yaşıyoruzz

Gözlerin gözlerime acil aranan kan grubu kadar lazımsa,
Ellerin ellerime en uygun kelepçeyse,
Ve bu kainatta bize göre her şey iki kişilik hazırlanmışsa,
-Adamım buyurun lütfen bu yürek sizin…
…-Kadınım ömrüm sizin,
‘Benimle yüreklenir misin’?

Bazen bir kadının gözünden aşağı kendini atıp, intihar eden bir gözyaşıyım…
Bazen bir adamın iki dudak arasından kürtajla alınan küfürlerin arasında saklıyım…
Bazen can kırığıyım, bazen eski bir yarayım…
Ayakları yerden kesen bir mutluluğum kimi zaman,
…Kimi zaman kabul olması için Allah’a yalvarılan bir duayım…
Tanırsınız beni…
Mutlaka gözünüz kör, kulaklarınız sağır olmuştur hayatta bir kez…
Ben AŞK’ım…
Ben, bir kadın ve bir adamın ayrılsalar dahi bir kez dünyaya getirip,
Onları ilk kez anne baba yapan çocuklarıyım

yağmurlu bir gökyüzü akşamı hani olur ya!düş
yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni“ziyan ömürler
kucağında kendine has ölümler büyüten bir deli çocuktu” dersin…hadi
git şimdigit ki gözlerine “ayrılık” değmesin…

bir insanı ayrılığa yüz üstü düşürmekten temize çıkaramazdın sen çürüyüp giderdin ücra bir köşede,ben idam ederdim kendimi sende..
diz üstü çok düşmüştüm peşinden koşarken ama ayrılığa yüz üstü düşmek başka oluyormuş.. artık bir yüzüm yok! Yok! Yüzsüzlüğünde yalnız kalma diye onu da sana bağışladım.. Nefesin nefesime değmesin diye oru…çluyken sana ne almaya geldin benden? yada nasıl bir acı bırakmaya?

Aslında, çöle sinmiş bir ölüm kokusu var..
Kaynayan kumlarıyla İbrahim Dergâhı’nda
Ve fakat öyle değil.. Öyle değil hakikat
Şanlıurfa bir vaha!.. Rabbimin ihsanında

Sarı, beyaz ve sıcak kesme taşlar belli ki
Gönüllerden damlamış ve taş olmuş, muhabbet
Denizinden bir eser… Öyle lâtif ve müşfik
Bir anne kucağında, anne kokan bir sohbet…

Ey Nebiler Otağı, efsunlu şehir; seni
Ateşleri güllere tahvil eden Kudret’in
Güller kokan aşkıyla zerre zerre seviyor
Bağrıma basıyorum… Hasretle, serin serin!..

Su, yeşil ve kızıl gül en güzel şiirini
Dergâh-ı İbrahim’de yazmış, belli; yıllardır…
Ve gönüller okumuş, sessizce; ince ince
Şiirin Sultanı’nı… Seneler, asırlardır…

“Ne geçmemiş ki; âlemde, aşk gibi sessiz ve derin?
Bir ölüm yağar üstüne; bir hayat, zerrelerin…
Zerre der, lisanıyla: ‘Lâ ilâhe illallâh’
Ne garip: Ruhu donmuş, zerreden heykellerin!…”

Aslında, çöle sinmiş bir ölüm kokusu var..
Kaynayan kumlarıyla İbrahim Dergâhı’nda
Ve fakat öyle değil.. Öyle değil hakikat
Şanlıurfa bir vaha!.. Rabbimin ihsanında

Uyanmak var ya, sensiz; yataklarda bir bilsen
Sanki gökler, bir kurşun buharıyla omzumda…
Ve ne tuhaf, gözlerim… gözlerime bir nehir
Bağlansa dolmayacak bir boşluk var başımda

Aynası gözlerimin, gönlündedir bilirim
Ruhuna sinmiş derim, dudağımın izleri!
Günahı hayal eder, utanır, irkilirim
Kirletmek bize düşmez, derim, nur denizleri

Bakma sen gönlüme, sitemi bitmez
Ne hüznü eksilir, ne sana doyar
Bilmez ki, kor ateş hülyalarının
Yağmuru, bilinmez bir başka diyar…

Açılır perdeler, bir gün ansızın
Bir hülya bitmeden, bir hülya başlar

Uyanmak var ya, sensiz; yataklarda bir bilsen…

Bin kerre secde etse yeridir, garip başım;
Seni taştan, topraktan çıkarıp gönderene.
Belki, seni görmeden dağılır mezar taşım;
Ve belki Rabbim verir, gülünü gül derene!.

Kim öper eteğini, yeşil kırmızı sarı
Çiçeklerle iz kalır pak yürekli Erciyes!
Yıldızlara, doruğun; götürür mü yolları?
Eğilmemiş başında, ak çelenkli Erciyes.

kırılgan günler edinmişsem
altmışından sonra.bir çiçeği
koklar gibi tutacaksınız demektir bu
tutarken saydam ellerimi

aşkın önüne geçen şiirler beklemesin
artık benden sevdiğim kadınlar

ve bütün güzel kadınlar,beni
öper gibi öpsünler yaz ırmaklarını
sevgilim olan, kızım olan, ıssız
ormanım olan ülkemin o kadınları

ölümü ardına almış,çağcıl
soluğumdur yarışır durur hala atlarla

ben yalnızca bir tanımı arıyorum
belki de, büyülü yorumlar yorumunu
diyelim ki:aşk bir mektuptur
bir şairin göndermeyi unuttuğu

ey ülkemin en güzel şair kadınları
bana bir mektup yazın ve unutun onu

seni öptüğüm sokakta mı
kaldı o yağmur, o rüzgar

duvarların ardı karanlıktı üşütürdü
soluğumuzla ısıtırdık ıssızlığı

ve biz aşıktık o yüzden aşkla
katılırdık işçilerin direnişine

ahmed arif’i arardık ulus’ta
hasan hüseyin içerdeydi

bulvarda şiir okur, sokaklara sığınırdık
parklara usulca kar yağardı

aklımızdan geçmezdi
kırılan bir dal, susuz kalan bir ağaç olmak

bir gün ölecektik iki güzel
kırmızı gül açacaktı toprağımızda

seni öptüğüm sokakta
ne o yağmur kaldı, ne o rüzgar

On beşine bastımı
dudaklarında bir türkü
elinde bayrak
kavga sokaktaki oyuna benzer artık
çocukluğu
benzemez
çocukluğa

Deniz okşayabilir mi
sarışın bir dağın
rüzgarlı saçlarını
uzanarak yelesine hayatın
tutuklayabilir mi zindanlar
onun
vuruşkan sevdasını

Açar da acının rüzgarına
hüznün solgun yelkenini
ne zindan karanlığı
ne zulüm
ne işkence
indiremez dudaklarındaki gülümsemenin bayrağını

 

 

Zaman Kekemeydi

Gün bitti, elindeki güller de soldu
anımsanacak neler kaldı bugünden
paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
belki bir türkü söyleriz geceye karşı
saçlarını tarazlayan bir şafak olur

Zaman kekemeydi ve tarihe sızan
soytarılar gördük genç ömrümüzde
ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı

Rüzgâr suyu soğutsun şu terli bedenlerimizi
ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
gidersek gülüşler azalır buralarda
kim bulur kayıp adresteki dostları

Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın
saçlarından sızan bu karanlık yağmur
ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar

Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların
ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
- Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
kendimi, seni ve bütün dünyayı

 

I

Gün ağarmadan yola çık
sislenmeden bütün dağ taş
Dönüp dönüp bakma artık
bir ozan gibi ayrılığa düş

Dehşetli bir acıdır belki
uçurum, orman ve rüzgar
ve ağzında kuş tüyleri
taşıyarak geçen bulutlar

Neyi bırakmışsan geride
bir kül yığınıdır şimdiden
ömrün gibi savrulup gider işte

Ama ıslığını unutma sakın
bir türküdür yine de
yolcuya en çok yakışan

II

Dağın eteklerine vardığında
şöyle bir dur ve soluklan
sonra meşeliklerin orada
sırtüstü uzan gün batarken

Dinle bir an ormanı ve suyu
başlayacaktır az sonra
doğanın yabanıl konçertosu
hışırtılar içinde kalacak ova

Kayıp giderken bulutlar
usulca sokulacak yüreğinin
gizli geçitlerine bir rüzgar

Buğulu türküler duyacaksın
ve aşk çılgınlıklar bekleyecektir
yolları uçurumla kesilenlerden

III

Dizginlerinden boşanmış bir at
gibi soluk soluğayken doğa
soluğun yetiyorsa yaylanıp tut
yelesini ve katıl rüzgara

Unutma ki yalnız değilsin
yüreklendiriyor seni aşk
ve birdenbire boşanan
bu çılgın sağanak

Aşk ile sağanak
hep aynı kokuyu taşıyacak
hangi kentte bir koklasan

Yolculuklar özetleyecek ömrünü
Gülüşü ve hüznü sürükleyen büyü
elinde bir gül olacak sevdiğinin

                               Yenildik;  
Şimdi kim bilebilir zakkumun  
O kekre tadını bizim kadar  
Tenimize sinmiş sülfür kokusunu  
Soluğumuzdaki cıvayı kim duyar  

İntikamcıydı bilim, sezgimizse  
Gölgesi sulara vuran bir ceylan  
Neyi yaşamışsak ömrümüz diye  
Derimize yazdı o vak’anüvis  
Kehribar saplı bir hançerle  

Kehânet kuyularında sınandık  
Terkettiğimiz her şehir yakıldı  
Anıtlar dikildi kahhar ve kutsal  
Zamansa bir karadeliğe dönüştü  
Belleğimizin oksitlenen çöllerinde  

Çöl ve moraran cesetler, rüya  
Kâbusa dönüyor cinnet saatidir  
Coğrafyanın bu yakasında bir halk  
Kendi oğullarını boğazlıyor artık  
Kûfi bir cesaret oluyor cinnet  

Biz keder diyorduk, tarihmiş  
Dilimizde işte o kil ve kül tadı  
Şimdi kim bilebilir yenilginin  
O kekre kokusunu bizim kadar  
Soluğumuzdaki cıvayı kim duyabilir

Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
ben inanmıyorum, kim ne derse desin

Sodom ve gomore efsanelerde kaldı
yaşanan bir başka tarih şimdi
şöyle bir dokunsak toprağa yalınayak
duyacağız belki tarihin akışını

Bahar da gecikebilir unutmayalım
böyle okuduk hayatın kitaplarından
Hele vakt erişsin, sevda dal versin
uzanacağız bir sabah çiçekli bir ağaca

Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
suskun bekleyişlerini varoşların
Kitapları, fabrikaları unutmayalım
Unutmayalım dağların öyküsünü

Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
Aurora’yı unutmayalım
Kışlık saray ne kadar dayanabilir
hayatı kollamasını bilenlere

 

Bir süredir kuşlar da yok
Kentin bulanık göğünde
Dumanlı bir uğultu
Uzayıp dururken sokaklarda
Ürküttü bütün kuşları da

Öfkeyi kollayarak sakin
Kalabilmenin zamanıdır
Biliriz ki bizimledir doğanın
Ve sevdanın gülümseyen sevinci
Ve onlar sahip çıkacaktır bize

Biz ki acılarla olgunlaştık
Biliriz kederi, kahrı ve zulmü
Aşkı ve hicranı da biliriz
Nice onmaz denilen yarayı
Acılarla sargılamadık mı

Ve ölesiye bağlıyızdır
Sevdamızı paylaşan
Uzak ve yakın dostlara
Ki ahde vefa denilen şey
Bizimle girmiştir kitaplara

Ama neler getireceğini yarının
Ve neler alacağını bizden
Hesaplamanın zamanıdır
Bel bağlayamayız çünkü
Feleğin ve zalimin insafına

hayatın devraldığı
sessiz bir özsudur acı
birikir yüreğinin kıvrımlarında
ve ağar gözlerine ağır ağır
bulutlar yere inmiştir artık
ya da gurbettesindir
unutma

bir hayalet gibi kapındadır
yalnızlık denen şey
ufkun kararabilir birden
için çölleşebilir
kaçışın bile bir adımdır
ya da dönüşündür kendine
unutma

Her sayfası kederle kararan
bir hüzün defterine döner günler
ve her sabah “merhaba hüzün”
“merhaba yalnızlık”
diyerek başlarsın hayata
ama hayat bağışlamayacaktır seni
unutma

Üstelik günlüğü yoktur hüznün
hiç bir zaman da tutulmayacaktır
serüvenlerin yorgun yeniği
elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
ya da hasta bir tanıdıktır ancak
hepsi o kadar
unutma

Yüklenmiş kanadına uzak kırların
ve gecelerin kar ürpertilerini
taşıyıp gelmiş buraya dek
hâlâ uğulduyor ürkek göğsünde
dağ başlarının çelik fırtınaları

Çocuksu bakışlarında yorgunluk değil
bir hasretin direnci var daha çok
ama üşüyor yalnızlıktan, üşüyor
tek düşmüşlüğün acımsı utancından
boynu eğik bekliyor şafağı şimdi

Bir yalnızlık mıdır bunca çoğaltan
acıyı ve biberli yanılgıyı
ve bir yalnızlığı kabullenmek midir
inceden ve usuldan başlatan
yürekte burgaçlanan sancıyı

Sessizce çekilmiş dostların arasından
bir yanlışı sürdürmenin ortasından kendince
Ayrımına bile varılmamış o yangın günlerinde
Ama üşüyor şimdi kar fırtınasına tutulmuş
gibi üşüyor yalnız kuş

Şimdi biliyor artık yalnız kuş
biliyor ki artık gecikmiştir
yolcular varmıştır varacağı yere
Anlıyor ki şimdi yalnız kuş
yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır.

 

 

Toprağı nasıl kavrarsa ayrıkotları
ve nasıl çölleştirirse usul usul
öylece sarmış seni yanlışlar
çürütmüş yüreğindeki öfkenin
dayanıksız tohumlarını
çorak bir toprağa döndürmüş içini

Zehirli sütleğenler sürülmüş ökselere
sinsi bekleyişler gibi yapışkan
iğrenç gülücükler serpiştirilmiş
belli ki sen
konacaksın acemi sekişlerle
yalnızlığın bu hayın ökselerine

Ve şimdi uysal bir kedi gibi sokuluyorsun
gergefini sessizce işleyen gecenin koynuna
Usulca okşuyorsun yalnızlığını
usulca ve sessizce yaşamak diyorsun buna
oysa hayat
açılmamış bir yumak gibi duruyor ellerinde

Ah yalnız kuş
belli ki sen hiç bilemeyeceksin uçmayı.

 


Ne hüzünler kurtarır seni
ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi
ve ne de acının ses duvarındaki
yorgun ve bıkkın bekleyişler

Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

Yak sevdanın çırasını türkülerle
barajını yıkan bir ırmak gibi katil hayata
Hüznün isyana dönsün artık
bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya

 

 

Tuzağa düşmüş bir ceylanın
bakışındaki hüzün değildir umut
Kınalı keklik gibi ürkek
bir kuş da değildir
Ne yalvar-yakar olmuştur
zulmün pençesinde
ne de düşürmüştür
kırların ve türkülerin
onururunu yere
Baharda bir tomurcuk
gibi patlayan öfkedir umut
barajını yıkan bir ırmaktır
açılır serpilir
ve büyür kıyısında sevda
Emzirir aşkı
emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan
ferhat’ın direncini
bin yılların sabır taşını çatlatırlar
açar bin yılların kapısını

Düşmana dönük
bir mavzer gibidir umut
yaratır tetik ve parmak
en gürbüz çocuğunu tarihin

Ne gözlerindeki çöl yalnızlığı
Ne de yüreğindeki sönmüş volkan
Büsbütün kopmuş sayılır yaşamaktan

Şüphesiz eski bir frenks kadar
Alışkın değilsin bekleyişlere
Ama suskunsun bir sfenks kadar

Susmak bir şeylerin anlatımıysa
Şüphesiz en anlamlı şeydir susmak

Uzak dağ yalnızlığını anlatmak
Ürpertse de bir şairi her zaman
İnsanın en görkemli yanı yaşamak ve susmak belki de
İkisi de sevgiler kadar anlamlı

Susmak bir şeylerin anlatımıysa
Şüphesiz en iyi anlatıcıdır doğa…

 


Hiç kimse yakıştırmamıştır hüznü kendine
hüzünler ki aşkın ve şiirin
yıllanmış şarabıdır
damıtılmış acıların imbiğinden
hüzünler ki şairlerin yüreğinde uçuşan
sararmış çiçek tozlarıdır

biraz da şairlere özgüdür hüzün

Bozkırın yalımına direnen
solgun bir gül gibi yüzün
Acının sabrın ve yalnızlığın
sessizliği sararıyor
yorgun güzünde alnının
ve artık bir şey bırakamıyorsun
bekleyişlerden başka kendine

biraz da şairlere özgüdür bekleyiş

Hiç kimse senin kadar
alışkın değildir ayrılıklara
ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin
acılar ve türkülerle çeyizlenir
bekleyişlerin sararan güzüne
ve hasret kızıl bir güldür
ayrılıkların mendiline nakışlanmış

biraz da şairlere özgüdür hasret

 

Ölürüm diyor ki,
- Ne diyor ölüm?
- Cemal hariç değil!

Diyor ki,
- Ne diyor Cemal Süreya?
- Her ölüm erken ölümdür / üstü kalsın

- Olur diyor ölüm, kabul!

Sedef, safir ve kör uyku, dünden  
Kalan bir aynaya vuruyor düş gibi  
Ve kâhinin her remil atışında ölüm  
Kara değil, karada havada ve suda  

Ağlayan narım da çatladı çünkü ben  
Çocuklarımı kaybediyorum dağlarda  
Dağlar ki ceylan yurdu, bir gülistan  
Olsun içindi düşerse yolu Şahmaran’ın  

Ve anılardır diye bilinen Şahmaran  
Belleğin derin kuyusundaki uykusunu  
Bir hançerle kesip çıkmalıdır günyüzüne  
Ve bırakarak derisini çöl iklimlerine  

Tozlaşan ve durmadan tozlanan keder  
Sedef, safir ve kör bir uykuya dönerken  
Çöl hep çöldür, daima çöl, gri söylence  
Ve buhurun incelttiği ölümcül bir büyü  
  
Gülen ayvamı soruyorum ağlayan kızımı  
Nerdesin bunca zaman ey Şahmaran  
Dağlar ceylan yurdudur, bir gülistan  
Düş yollara, keder öcünü almalıdır çünkü

 

 

Susar kuşlar
Susar kent
Cadde…
Sokak…
Kurulur suskunun saati

Öpüşleri nasıl da soğuk sevdiğimin
Donup kalmış
Sevda kokanı bile sözcüklerin
Buz tutmuş şiir
Buz tutmuş türkü…
Kurulmuş suskunun saati

Gelinir sonra
Hem nasıl gelinir gör
Devinir tarihsel birikim denizi
Çatlar tohum…
Çatlar zaman…
Kırılır suskunun saati

Gör nasıl kırılır…

Filler mezarlığında fil ölüleri
Ve belki birkaç da şiir bulursunuz
Ki o şiirler kendi ölümlerini sezen
Birer kuğuydular kuytu sularda

Suçlama beni
böyle bırakıp
gidiyorum diye
bağrımı yakan
bir yaradır
bu ayrılık şimdi

Bil ki kanımdadır
sevişmelerin yangını
öylece girerken
gecenin bağrına
taşıyorum sımsıcak gülümşeyişini

Yaşanan günler
hayatı oyarak
gedikler açıyor
durulur mu artık
durgun sularda
bekleyerek seheri

Talan ediliyor
bahar ve aşk
öyle bir soyun ki
duracak gibi değil
vurmazsak eğer
kendimizi yola

Yaşamak zorunlu
kurtarılırsa eğer
bahar ve aşk
ve şimdi hayat
acı yeşil
bir kader renginde

Hayatın ve sevincin
kaderinin altettiği yer
kavganın ortasıdır
ki umudun çiçeklenişi
aşkın
yengisidir bu

Söylenecek bütün sözler
sevincin ve sevdanın
savunulmasına dairdir
ve şimdi onlar
yaralarını saracak
birilerini beklemektedirler

Ey anısıyla
kalbimi yakan
kederlenme hemen
ve suçlama beni
böyle bırakıp
gidiyorum diye

1

Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
havayla ışıkta… (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım,
jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
edip savurdum.
        
        Adımdan gayrısını bilmiyorum.

2

Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi… Acı duvarını aşan bu
sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum belki. Ama
durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar…

        Adımdan gayrısını bilmiyorum.

3

Iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi…

       Adımdan gayrısını bilmiyorum.

4

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim… Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
Ellerim… Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara… Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. Irinin bir rengi… Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın…

         Adımdan gayrısını bilmiyorum.

5

Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. “Insana benziyorlardi”
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık…

        Adımdan gayrısını bilmiyorum.

6

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası… Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek… Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah…

         Adımdan gayrısını bilmiyorum.

7

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim… Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu… Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye… Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su…
Su çürüdü…

       Adımdan gayrısını bilmiyorum…

 

Newer Posts »