Şiirler
Şiir ve güzel yazılar
Kategoriler
- anlamlı sözler (104)
- aşk için (210)
- Ayrılık (123)
- Ayrılık Şiirleri (19)
- Benim Kalemimden (8)
- güzel sözler (36)
- hayata dair (37)
- hikayeler (43)
- Komik Şiirler (3)
- popüler yazı ve şiirler (84)
- Sağlık Köşesi (5)
- şairler (1554)
- A.Hicri İzgören (3)
- A.Kadir (13)
- A.Kasım BALTACI (3)
- A.Vahap Akbaş (2)
- Abdulbaki Kömür (4)
- Abdulhak Hamit Tarhan (5)
- Abdülhekim Koçin (7)
- Abdulkadir Budak (6)
- Abdulkadir Bulut (1)
- Abdullah Işılak (2)
- Abdurrahim Tırsi (2)
- Adem Ünal (1)
- Adnan Durmaz (4)
- Adnan Özer (5)
- Adnan Yücel (12)
- Ahmed Arif (13)
- Ahmet Altan (6)
- Ahmet Arif (14)
- Ahmet Cemal (6)
- Ahmet Hamdi Tanpınar (25)
- Ahmet Haşim (18)
- Ahmet Kutsi Tecer (19)
- Ahmet Muhip Dranas (36)
- Ahmet Oktay (7)
- Ahmet Özbek (11)
- Ahmet Özer (2)
- Ahmet Paşa (3)
- Ahmet Selçuk İlkan (75)
- Ahmet Süreyya Durna (10)
- Ahmet Telli (110)
- Ahmet Tevfik Ozan (4)
- Ahmet Uysal (2)
- Ali Kadir Bilgin (15)
- Ataol Behramoğlu (10)
- Atilla İlhan (67)
- Atilla İlhan (1)
- Avdurrahim Karakoç (176)
- Avşar Timuçin (57)
- Aziz Nesin (5)
- Bedirhan Gökçe (10)
- Behçet Necatigil (73)
- Cahit Sıtkı Tarancı (72)
- Cahit Sıtkı Tarancı (1)
- Can Dündar (24)
- Can Yücel (23)
- Cemal Safi (2)
- Cemal Süreya (65)
- Ceyhun Yılmaz (3)
- Cezmi Ersöz (67)
- Edip Cansever (1)
- Erhan Güleryüz (19)
- Fazıl Hüsnü Dağlarca (6)
- Haldun URAS (14)
- İbrahim Sadri (29)
- İbrahim Sadri (2)
- Kahraman Tazeoğlu (10)
- mehmet Çoşkundeniz (9)
- Murathan Mungan (126)
- Naşide Göktürk (12)
- Nazım Hikmet (7)
- öMer Hayyam (1)
- Ömer Köroğlu (1)
- Orhan Veli (2)
- Özdemir Asaf (40)
- Rıfat Ilgaz (16)
- Rıfat Ilgaz (15)
- Selim Akgün (18)
- Uğur Işılak (3)
- Ümit Yaşar Oğuzcan (89)
- Yılmaz Erdoğan (4)
- Yılmaz Odabaşı (29)
- Sevgi Duvarı (8)
- Sevgiliye.. (38)
- top 50 (3)
- Yılmaz Erdoğan (1)
- Yılmaz Odabaşı (13)
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Haz | Ağu » | |||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | |
Sayfalar
Etiketler
Arşivler
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Ağustos 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
Meta
4 mevsimdi hep yaşanan. ben 5. mevsimi yaşıyorum adı Hazan.
sonbahar yağmurları değil,ayrılık yağmuru üzerime yağan. yüreğim lal ..
görmüyormusun hala yar..
kan kaybediyor sevdam.
yasaklı bir kelime gibisin artık cümlelerimde
dilime almaya korktuğum bir kaç hece
ve söylenmemesi gereken yemin gibi bir kelime
yüreğim lal
görmüyor musun yar kan kaybediyor sevdam.
bu gece şöyle bir baktım gökyüzüne
ve döndüm artık özüme
inanmam artık tek bir sözüne
yüreğim lal
görmüyor musun kan kaybediyor sevdam..
arife kurt 29/07/2010
çok vagonlu bir trende her istasyonda yeniden başlayan, çok seferli bir yolculuktur yanlızlık. sana gelirken yolları günlerin ardında bitirmek,giderken yollarda ömrünü bitirmek! k.tazeoğlu
bana geldiğin yol, aşk izlerinle doluydu.. bir dolu aşkın izini örtüyordu şiirlerin. gelmek eylemi pörsümüştü adımlarında.. oysa ben gelişini milat sayacak kadar başlıyordum aşka! ! k.tazeoğlu…
Özne olmayı bırakıp zamir oldum, edat oldum, yüklem oldum…ama senin gibi aşk ile ihanet arasında bağlaç olmadım asla…
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken… Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman… Şimdi sana söylenecek tek cümle:
…
Bende sana yetecek kadar ben kalmadı..
alıntı
Vazgeçtiğimde taşımaktan umutları
Beklemekten gelmeyecek yarınları
Bekçilik etmekten yorulduğumda olmayacak hayallere
Ve yasak konduğunda el kadar yüreğime
Bırakıverdim hayatın ellerini
…Uzun bir ıslık gibi verdi, tuttuğu nefesini
Hayat kollarımda son buldu
Ben ardından baktım…
Görünmek için görmek isteyenlere
Ben dünyada kaldım…
Şimdi GözyaşLarım İstanbuLun YağmurLarıyLa Yarışır,We TıkLım TıkLım YaLnızLığım İstanbuLun KaLabaLıkLığına Karışır.YıkıLmış Bi Dünyanın Enkazı ALtından BeLki KüLLerimden Doğarım,Kim BiLir BeLkide Kendi Kanımda Kendimi Boğarım . . .
bu şehre hep mi yağmur yağar yâr’la karışık? ya da hep mi ayrılık yağar aşkla karışık?
Ben istedim bitmesini
Evet..!
Çok sevdim
Delice sevdim..
Bu denli sevdiğim için bıtmelı sandım,
…Üzülmekten kaçtım..!
Lafta sen olmadanda yaşardım..
Her seven ölürken ben nasıl bu kadar hayatta kaldım..
Sahi ölmeden önce ne kadar nefes aldım..?!
Bir kez yüreğine ayrılık zehri düştü, ya tutamam artık seni, İkimiz içinde en hayırlısı olarak görüyorum, bir an önce gitmeni. Ama merak ediyorsan söyleyeyim, her zamankinden daha çok seveceğim seni çünkü geride kalanlar nedeni bilinmeyen bir şekilde daha çok severler gideni…
git gidebildiğin yere kadar…bu liman da kaybettiğim ilk gemi sen değilsin..ama şunu unutma…rıhtımda kalanı değil çekip gideni vurur fırtına….
Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. Ne kötüdür an kadar yakın bir asır kadar uzak olması.. Ve bilir misin? Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..”Ben” deyip susması “Sen” deyip ağlamaklı kalması…
Önceleri hatayı hep kendimde bulurdum… “Az geçtim” kalbinden…! derdim hep… söyleyemedim sewdiğimi diye ağlardım geceleri… Ama senin bir başkası için yandığını gördüm ya… “az geçtim” demiyorum artık… bir harf daha ekledim acım diner belki diye… artık ” Vazgeçtim”..
Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin… Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir ; sabahlarsın, “olsun” d…iye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın… Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!
Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…
caN yüceL..
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…
caN yüceL..
Bana huzur dileme HAYAT… Kendime hep kötü bakarım çünkü ben.. Hiç hoşça kalamadım bugüne kadar. Hatta hiç kalmadim. Benim için mutluluk dileme HAYAT.. Benim gülümsemelerim hep bayat.
Yüzüne tüküreceğim!Ama şerefsizliğine tuttuğun orucun bozulacak diye korkuyorum.Lütfen sen iyiyi oy…nama, böyle kötü kal.Ben topun atılmasını beklerim..
Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor, sadece sen yanlış insanların üzerine hayal kuruyorsun o kadar.
Öğreniyorum hayata tutunmayı, eskisinden daha güçlü, başım dik geçiriyorum dikenli tellerin arasından… Kendi adaletimi kendim yaratıyorum… Hayat bir oyunsa kuralları ben koyuyorum!!! Sınırlarım yok benim durmuyorum artık… Önüme çıkan ilk zorlukta.. Hayat güzelse benim sayemde… Aglarsam eğer yine benim sebeb……. Kimse üzemez beni ben istemedikten sonra… Ben severim ben isterim hayatıma ben alır yine ben yol veririm… Tutamıyorum zamanı kayıp gidiyor elinden,hergün yeni bir başlangıç oluyor benim için bembeyaz sayfalar açılıyor doğan her güneşin ardından… Yeni merabalar haykırıyorum dört bir yana… Yeni umutlar ve hatta küçük mutluluklar yaratıyorum kendime… Bir an dönüp bakıyorum geçmişe hayat benden neler götürmüş diye… Sonra düşünüyorum yüzünde alaycı bir gülümsemeyle… “KEŞKE BÜTÜN KAYBETTIKLERIM SENIN KADAR BASIT OLSA ŞU HAYATTA”
”Yalnız’ın” adı okunduğunda Okulda ya da yaşamda.. Kimse “Burada” diyemez.. Ama Yok da..
Varlığım varlığına adanmış, varlığıma sorulmadan. İşte sevgilim avuçlarındayım, hem de hiç yorulmadan. Bir yol olmalı kurtulmalıyım askı esaretten, ama korkunç bir aşkın tesirindeyim eser yok ki cesaretten
Büyük sevdalar, kamu morguna dönmüş yüreklerde unutulur. Ve aşk kurşunla değil ancak, göz yaşıyla vurulur..
. sayfa gazete köşeleri gibiyim, faili meçhul aşklarla dolu yüreğim..
Aşkı fütursuzca kirleten insanlardık biz seninle. Aşk yoktu gönlümüzde, bir papağan gibi tekrarlanıyordu. Süresi gelen cümleler yalancı bir aşk dilinde….Velhasıl, koynumuzda büyüttüğümüz ayrılığı öldürmek, sevgiyi eşit ve hür yaşamak için, bir aşk devrimi tek yoldu. Ne yazık ki aşkın bir gece yarısı intiharıyla bu ey…lemimizde son buldu…
Güvenimi kısırlaştırsaydım keşke,senden sakat bir çocuk doğurmasaydı. Adını Umut koysaydım keşke, piç bir umudum olsaydı…
Bazen susarsin,bazende suskunluguna yanarsin.Bazen uzulursun,bazende mutlu olmaktan kacarsin…Bazen deger verirsin birine ama bazende onun degersizligine verdigin degerten utanirsin…Bazen knusmak dertlesmek istersin biriyle ama bazende insanlarin iki yuzlulugu gelir aklina yine susarsin…Bazen birini gozlerine saat…lerce bakmak istersin ama baktign gozlerin senin gibi bakmadigini gorunce basini cevirirsin…Bazen aski buldum diye haykirmak istersin…Bazende sesini duymak istedigin kimseyi asla yaninda bulamazsin!
Çay bardağında bırakılan
Dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine
aşk yasal bi duygu değil kalp içindeişte bu yüzden her davada ilk o hüküm giyiyor…ve bir kalbin her devriminde darağcında ilk o sallandırılıyor
Gidiyorum. Ardımda
kırık istekler, satır satır geceye bulanmış kanayan birkaç şiir. Unutma;
şairin ne yaşadığını en iyi şiir bilir ve bir şiir kanarsa şair
cinayete kurban gidebilir…
“sen bir defa olsun “seni seviyorum” yalanını at ; melekler günahını bana yazsın olur mu ?”
çekinme,anlat..söz veriyorum ağlamayacağım.benim ömrümü sığdırdığım dudakların,hangi paslı organın üç kuruş zevki için çırpınıyor şimdi! o ketum bakışların,düş’ümün gözüne gire gire kaç kere harcamıştı beni,saydın mı? hadi yapma..yapma!çaban boşuna sevgili..canını tak dişine istersen..onla seviş,bir başkasıyla hatta! o……lmaz..olmayacak! diğer yarın gitti senin..bir daha da dönmeyecek..sen şimdi,ölsen yeridir..yoksa yaşadıkça eksik kalacaksın(alıntı)
bir baskasiyla gördügünde… Sabrede bilecekmisin? Artik o benim degil baskasinin… Diye bilecekmisin? Sana dügün davetimi gönderdigimde… Gele bilecekmisin? Beni siyah damatlığımlagördügünde… Dayana bilecekmisin? Ve iste yillar sonra cocuklarim senigördügünde…”Teyze senin resmin babamın odasinda sakli” dedi…kl…erinde Gözyaslarini Tuta bilecekmisin
Neden azmin bu kadar süreksiz, Senmi yoksa davanmı yüreksiz…
Daha aşktan kesilmeden ağzım, bir cami avlusuna bıraktın beni. Kimliksiz, kimsesiz ve en önemlisi sensiz. Oysa o kadar çok inanmıştım ki sana, herkes, her şey, hatta kendimden bile kaçarak sığınmıştım yanına…
Bir eşi olmalı insanın!
Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken… özlemeye başlamalı. Seni şimdiden özledim! Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı.Aşkla karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle koklayıp, öpmeli,Yıllarca uzak kalmışcasına! Her gü…nü bir başka güzel olmalıYaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında.Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı,Daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli.Mutluluk saçmalı etrafına. Bir eşi olmalı insanın,Cennetten köşe almışcasına sevdiği,Sakındığı, bakmaya kıyamadığı…Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı! [ Can Yücel ]
Annesinin kucağında mutluluğu göndere çekilmiş bir çocuk gibi hissettim, ilk buluşmamızda kendimi.Annesinden dayak yemiş bir çocuğun sitem ve kırgınlığıyla gönderdin son buluşmamızda beni
bu son öpücüğü mıh gibi çakmalı alnına.!! utancından açama gözlerini..!şimdilik öldürüşünün şerefine.. daha çok silah taşıyorum dudaklarımla yarına..
Sana tuz yalatsam,sabaha kadar tuz yerine suyu düşünürsün; İşte çelişki burada gibi görünse de, nesnel hareketin kanıtıdır bu. Bir durumla uyarılan her durum, bir başka durumu işaret edecektir. Beni sevdiğini söyledikçe sen, ben bir diğerini sevdiğimi hatırlayacağım. Buna ihanet diyemezsin … …
Aynı duygular ! kulaklarımda yine aynı melodi ! , eski bir piyano
başında tüm beceriksizliğiyle oturan kalbim aşk için çalıyor şimdi ,
parçanın adı ” hoşçakal sevgili
Bu benim hikâyem başrolde benim figüranda. Fonda yalnızlığı seviyorum, mümkünse kalabalık yapma dekorda!!!
Ve ne kadar yıkarsan yıka kalıyor bir izi.. Her giden başka renkler bırakıyor içime..Senden kalan ise hep kırmızı , hep kan , hep acı.. Sana aşk kaybından ölmek üzereyim
O ‘ bir varmış ‘ derken ben çoktan ‘ bir yokmuş ‘ diyerek bitirdim tüm var olanları. Geriye ise sonbaharda ölüp, evlerinden düşen aşkımızın sararan yaprakları kaldı
Yüreğimi ona verdim, lades !Yeni aşklar sunmayın bana, Aklımda !
Başaşağı bir gelecek tasarlıyorsun bana. Seni seviyorum, hiç yokmuşsun gibi seviyorum seni. Artniyetsiz, haketmediğin kadar temiz
Aşk , ağır iştir: Emekli olamazsın , sigortası yoktur , ikramiye alamazsın , yıllık tatil izni verilmez , greve kalkıştın mı yersin sopayı , her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır , kaza riski yüksektir , amatörce uğraşılır ! Aşk , ağır iştir!
Seni anlattm sayfalarca, bende kalan neyin varsa. Bi şişeye koydum sonunda, denize attm. Benden uzak ol istedin, düşünmekten vazqèçtim. Kaçtım saklandım onun içinde, kimse bulmasın istedim… Çünkü sevmeye qörmeye qücüm yok benim. Basit bir cümleden ibaretim, sèni unutmaya çok istekliydim. Beceremedim…
Elbette, kendi katilini kanundan saklamaktır biraz da sevmek! Hele ki seni sevmek, adalete büsbütün ihanet demek!
Bir kez yüreğine ayrılık zehri düştü ya, tutamam artık seni. İkimiz içinde en hayırlısı olarak görüyorum, bir an önce gitmeni. Ama merak ediyorsan söyleyeyim, her zamankinden daha çok seveceğim seni. Çünkü geride kalanlar nedeni bilinmeyen bir şekilde daha çok severler gideni
Ve ne kadar yıkarsan yıka kalıyor bir izi.. Her giden başka renkler bırakıyor içime..Senden kalan ise hep kırmızı , hep kan , hep acı.. Sana aşk kaybından ölmek üzereyim .
Herkesin uyuduğu saatte
Uyuyamadım bile
Uyku tutmadı
Yüzüme sürdüğün elinin sıcaklığı
Hala duruyor yanağımda desem,
…Durmaz.
Çok gözyaşı aktı üstüne
O ellerin üşür mü bensiz desem,
Üşümez!
Kim bilir kimi ısıtır yine
Sevgisiz geçen günlerimin tek katilisin,
Sadece
sen !
Gelmeyen Sen !
Mühebbetliksin…
…
Mustafa Özdamar
Kimseyi Üzmemek İçin ÇabaLadım Hep..Gerektiği Yerde Kendimden Ödün Verdim.. KırıLdım , DağıLdım Ama Sustum.Ben Sustukça Cevap Veremiyorum SanıLdı.. Sustum Çünkü Her SuskunLuğuma Bir AnLam YükLedim.”İyi Bir İnsanSın!” Bu Lafı Çok Duydum Ama Nedense Hep Kaybettim..Ta Ki Artık Kaybedecek Birşeyim KaLmayana Kadar
Aşk nedir? Ahret demek değildir her halde.
Çınlamalıdır neşesi bu anın gene bu anın kahkahalarıyla
Çünkü ne olacağı yarının meçhulümüzdür hala,
Boş yere vakit geçirmekten artık yoktur bir salah:
Öyle ise gel öp beni, genç ve tatlı sevgilim
…Ömrü pek azdır gençliğin.
William Shakespeare
Sinirli bir postacıyım.Canım sıkkındı o gün.Kaldırıp denize fırlattım çantamı.Vazgeçtim küçük mutluluklara büyük umutlar taşımaktan….!
Çok uğraştım.. Gitmeye de kalmaya da.. Ikisi de aynı acı.. Ikisi de rezil.. Daha önce de gitmiştim.. Ama böyle kalarak değil..
Herkesi sevebilirdim.. Sevmeye senden başlamasaydım eğer. can yücel
Aşk başlamadan güzel.. Kalplerde heyecan, bakışlarda korku olduğu zaman güzel… Birbirimize sezdirmemek için çırpınış, başkaları görmesin diye çabalayış.. Gözlerim gözlerinin mavisine değdiğinde .. Aşk başlamadan güzel..
Yan!”diyorum içime!sadece yan!ve”dayan!diyorum gönlüme…
herkes mutlu olsun…sen dayan!
…
AŞK dediğin ya ALLAH’tan gelmeli… ya ALLAH için olmalı …
ya da ALLAH ‘a ulaştırmalı;yoksa YERLE BİR olmalı…. (hz. MEVLANA)
Hayatım raydan çıkmış bir tren kazası şimdi.
Sen yine sükutu giyin!..Dilersen hiç konuşma..Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda…çarpsa da bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim..! Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim söz verdim ben bu yüreğe;Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim…*
Bir tek senin görebileceğin bir yerden sana gülümsüyorum, Onların duydukları kahkalarım değil, Aşkı tarif gerekirse sana anlatayım, Aşk ne biliyor musun? Benim sana yaşadığım, Senin durmadan hep üstüne bastığın (Ceyhun Yılmaz)
Ben hilebaz seçeneklerin arasında kayboldum, en doğruyu ararken. Yırtıldı ruhum ucuz bir elbise gibi orta yerinden. Pek de kutsal bir adam değildim aslında, yokluk meydanlarında sana dair kanlı ayetler yazarken. Vuruldum! Ah, vuruldum işte bir cin tarafından dürbünlü tüfekle, aşkın en yüksek katında manzarayı izlerken…
Başka türlü olsaydı daha ii olurdu tabi…
Mesela sen daha düzgün durabilseydin karşımda, İnsaniyetsiz tarafının
dirilişine müsade etmeseydin Yada madem oyun oynuyorduk, Hazır sen bu
kadar kaptırmışken rolüne kendini, Perdeler kapanmadan son bir kez
hayran bıraksaydın beni kendine… Öyle ki bende alkışlarla uğurlasayd………ım seni, Hayal kırıklıklarıyla değil.
Sebepsiz sevmektir aşk
Nedeni olmadan bağlanmak birine
Gözlerine baktığında
erimektir içteniçe
Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle
…Hatta sarılamamktır utançtan
Çünkü utanmaktır sevmek aslında
Sevmek nedir aslen
Ölmekmi uğruna
Yaşamakmı onunla
Sevmekmi ömür boyunca
Yoksa ayrılmakmı gerekince
Nedir insanı başkasına bağlayan
Güzelliğimi
Bilmez kimse bu soruların cevabını
Kimi sever güzelini,kimi sever özelini.
Çokmu şey istedik
acaba hayattan. ´Hiçmi haketmedik sıcak bir sarıLmayı. ´Hep
yanLış kişiLer içinmi akmaLıydı gözyaşLarı
hayali sevmek
hayali sevmek büyük yetenek !
hergün başka kıyafetler giydirmek üzerine…
…ve hergün farklı tavırlar bahşetmek ona
bazı zamanlarda da kavga etmek,
öyle bir siması var,o değişmeyen;
ne güzel:değemesemde bu güzelin hayali…
ve eşe dosta bahsetmek ondan,
havaya dumanla çizilen tasvir misali…
anlatmak onu uzun uzadıya,hiçi hiçine
ya gerçekten varsa böyle biri ?
belkide gelip geçmiştir dünyadan !
şimdi saçlarını tarıyordur cennetinde….
hayali sevmek büyük yetenek !
o bilmesede, fedakarlığa alışmam gerek..
safa emre
sevgilim,
hengamede kaybolanlar içindeydik ikimiz
elalemin menfaatine ses duyuramadık
ve bıçak gibi kesti seni benden kalabalık
…kışın içindeyiz diye mi soğudum senden ???
yoksa haber alamadığım için mi bu durum;bilemem !!!
sızmışım yine sandalyede, sırtımda hırkam
bardağımda çay soğumuş,içimde sevdam..
safa emre
Kavga
etmiştik,
Ayrılıyorduk…
“Şuraya gel, yüzyüze ayrılalım” dedim.
“Yok
…gelemem” dedi….
Sonradan anlamıştım..
Hangi yüzle gelecekti?
Murat YÜKSEKTEPE
Tutamıyorum artık seni, düşlerimden düşüyorsun. İçimin en soğuk yeri sensin, yaz kış demeden üşüyorsun…
Seninde bugün son gülüşün olsun
Aşkımı burnumdan getiren zalim
Dönüşü olmayan gidişin olsun.
…En kötü günümü arattın bana
Ne benli hayalin nede düşün olsun
Melekten bir şeytan yarattın bana
Dönüşü olmayan gidişin olsun.
Kimseden merhamet dilenmemiştim
Kapımda dilenmek son işin olsun
Kimseye ah edip ilenmemiştim
Dönüşü olmayan gidişin olsun.
Ben aşkın narına yandım seninle
Mum gibi eriyip sönüşün olsun
Gözyaşın ismimi yazsın diline
Dönüşü olmayan gidişin olsun.
Hıçkıra hıçkıra çığlık çığlığa
Martılar misali ötüşün olsun
Peşimde koşuştur soluk soluğa
Dönüşü olmayan gidişin olsun
Sarhoşa meze ol meyhanelerde
Günahkar ellerde bitişin olsun
Enkazın bulunsun viranelerde
Dönüşü olmayan gidişin olsun
Cemal Safi
Seni bir kar tanesinin safliginda sevdim.
Küskünken aglaya aglaya sevdim.Dilde suskundum belki ama seni Çiglik Çigliga sevdim!
Bir bebegin sirinligi gibi,
bir yasin hüznü kadar sevdim.
Ben seni zamansiz,
…ben seni mekansiz ben seni ansiz sevdim.
Bazen deli gibi bazen ölürcesine yorgun sevdim.
AMA HEP SEVDIM
Bir gecenin en pastel sessizliğiydi tırmanılamayacak olan basamaklar. Pazarlarda varlığımı satıyorum, çürümüş hayatlarına ağır makyajlar yapıp insan görünmeye çalışanlara. Yok mu alan? //Dedde
” Kederi boynunda tasma,hüznü kulağında küpe, dilinde meşk yaralarıyla çöplerde umudunu kurcalayan bir İT gibi sokaklarda kaldım
Aç kapını bir sev/ap işle , birtas aş(K) koy önüme ”
”Giderken bıraktığın şu ihanet hırkasınıda al üzerine;
Yalnızlık soğuk olur üşütürsün geceleri”
BEn sana haram mıydım ki ? helaline gittinn??!
Duydum ki kapıma gelmiş,
tokmak olmadığı için kapıya vurmadan geri dönmüşsün. Bilmez misin, kalp
kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur; o ancak içeriden açılır…
Hz. Mevlana
Çocukken Annem Her Gidenin Arkasından Su Dökerdi. Birgün Sordum Çabuk Gelsin Diye Oğlum dedi…!! Sende Gittin…!! Ben Çabuk Gelmen İçin Şehir İtfayesini Görevlendirdim…Söylesene Sevgili Hangi Cehennemde Kaldın Gelmedin…!!
KADIN dedi ki : Meğer ne kadar vefasızmışsın !
Bunca yıl geçti aradan ne bir mektup ne bir haber?
ADAM dedi ki : Ey sevgisi kalbimde yer edinen selvi boylu,
…senin yüzünü görme bahtiyarlığından ben mahrum iken,
…o şerefi postacıya mı bağışlasaydım ?
Acı; ayrılığa geçirilmiş kırmızı ip. Ayrılık memlekette apo denen piç. Çek ipi,çek! Vur sandalyeye tekmeyi! Düşmesin yine toprağıma bir şehit
Hani bazı şehirler vardır ya saat 10′dan sonra kimsecikler olmaz.
İşte senden sonrası 10′dan sonrası
Etme Gel Sevgilim, Bu Akşam El Gibi Çıplağım, Gırtlağıma Kadar Doluyum
Ulan Bu Akşam… Bütün Balinaların Kıyıya Vurup İntihar Ettiği Okyanus
Gibiyim Sevgilim… Biliyorum Bir Daha Elin Elime Değmeyecek…
…Ayrılık nedir biliyormusunuz?
…Ayrılık; İki Rayı Gibiyiz Bir Tren Yolunun, Yakın Olması Neyi Değiştirir Son İstasyonun.. Çünkü Raylar Asla Kavuşmaz Biliyorum… Bu Şarkıyı Sana, Hediye Ediyorum…
Ülkenin, farklı şehirleriydik.. Ben sürgün yeri.. Sen başkent.. İlk isyan hep sende başlardı.. Cezasını çekmek hep bana kalırdı…”(CAN YÜCEL)
Daha aşktan kesilmeden ağzım, bir cami avlusuna bıraktın beni. Kimliksiz, kimsesiz ve en önemlisi sensiz. Oysa o kadar çok inanmıştım ki sana, herkes, her şey, hatta kendimden bile kaçarak sığınmıştım yanına…
Oysa ben hiç insan kaybetmedim…Sadece, zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim,o kadar…Can Yücel
ben nasıl bir acı çekiyorum hiç böyle olmamıştım kalbim yanar sızım sızım sızlar hala unutamıyorum söküp atmıyorum oysa kırdın yaraladın perişan ettin yalnızlığa mahkum ettin yüreğim hala sen diyor başka birşey istemiyor gittin ama hala seninle dolu birgün gelirsin umuduyla bekliyor yerine kimseyi koymuyor kalbimi esir… almışşın söz dinlemiyor için için yanıyor sızlıyor..
Ben
seni ölecek kadar sevdim diye, Ölüm dahil her acıya dayanırım sandın ama hep sen öldürdün beni…
”Bir
tek senin görebileceğin bir yerden sana gülümsüyorum, Onların
duydukları kahkalarım değil, Aşkı tarif gerekirse sana anlatayım, Aşk ne
biliyor musun? Benim sana yaşadığım, Senin durmadan hep üstüne bastığın…”
Aşklar
vardır sen bilmezsin.Tadında uyku kokusu.Gördüğünde bir günaydın
tebessümü ile.Öper dudaklarını,Sen bilmezsin.Uykusuz bakar senin
gözlerin.Daha ne kadar dayanırım bilmem.Sabahları uyanmam zorlaştı,Sol
kolumda bir ağrı, yemeyi içmeyi de kestim..Eskisi gibi denizlere
…bakmıyor gözlerim.Bir ışık söndü bu gün ağrılarım dindi birden.Sen
geldin sandım,Yoktun.İsminin baş harfi bu yolculuğumda yalnız uğurladı
beni, Eskisi gibi ağrımıyor sırtım.Ters tarafımdan kalkmıyorum şimdi,
Burada herkes güzel, Yalnız konuşmuyor hiçbiri.İsminin baş harfi çizildi
toprağa, Parmaklarımla.Burada Herkes Güzel ama….Kimse Tanımıyor
Seni….(Ceyhun Yılmaz)
bir yıldız sağanağı ve bir yanım veda.. bir ateşin içinden gülümseyebiliyorum sana.. çünkü sende öğrendiğim aşk bende bir sadakat..
Doğuda bir yurdu vardı ozanların,
Her gece uykumda bir nal şakırtısı;
Serüvenlerini anlatır şarkısı
At üzerinde ölen kahramanların.
Egemen olduğu yer eski Hanların,
Elden ele gök bir bayrağın yalkısı;
Havada yalın bir kılıç parıltısı
Korur düzenini geçmiş zamanların.
Yaşadım sanırım ben orda bir zaman,
Çıplak atlarda bir kadınla yan yana
Bozkırlar boyunca çıkmışız akına.
Kimbilir şimdi nerde? Hangi yıldızda?
Ve hangi odada? İçtiği kımızda
Beni anar mı ki o, dişi kahraman?
Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor;
Umutların mola verdiği yerde
Geceler bir nehir gibi akıyor.
Baksan bir uzaklık var hangi yana,
Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;
Varmak istediğim uzak limana
Gemiler beni almadan kalkıyor.
Gelmedi gün daha, çalmadı saat,
Daha uçurmuyor beni bu kanat;
Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!
Güneş daha gözlerimi yakıyor.
Yel yapraklarımı savurur,
Dört yanım yağmurla örtülü;
Güz vaktim gerçek ya, ne yağmur!
Kafamda hep bir uykusuzluk
Ve masamda bir düşler gülü,
Gecenin içinde, soyunuk.
Ve bir düşünce arasında
Ellerim; beyaz, boş ve bencil,
Bu gül’le gece arasında,
Kopmuş gidiyor dallarımdan…
Hayır, başımdan yana değil
Uykusuzluğum, ellerimden.!
Bir bahar sabahının karanlığında ıssız
Gökte diz çökmüş iki titrek ışıklı yıldız
Olan gözlerinize aşıkım, Bayan ülker!
Mutlu, esen ve hoşken ve gülerken gülerken
Nerden gelir bilinmez üzgünlüklerle birden
Solan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!
Ne zaman perdelese içlerini bir buğu
Ölümün güzelliği, özlemin yorgunluğu
Dolan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!
Kalbinizin sezilmez parıltıcıklarını
Bir büyük ateş gibi göstermenin sırrını
Bulan gözlerinize aşıkım, Bayan Ülker!
Titrek bir damladır aksi sevincin
Yüzünün sararmış yapraklarında
Ne zaman kederden taşarsa için
Şarkılar taşırsın dudaklarında.
İşlerken hülyama sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyada fecirler güler
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.
Gözlerin kararan yollarda üzgün,
Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;
Süzülüp akasya dallarından gün
Erir damla damla ayaklarında.
Sesin perde perde genişledikçe
Solan gözlerinden yağarken gece
Sürür eteğini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarında.
Sen böyle kederden taştığın akşam
Derim dudağında şarkı ben olsam
Gözlerinde damla, içinde gam
Eriyen renk olsam ayaklarında
Dolu bir testi idim ben,
Baş aşağı ettiniz beni;
Eh, boşalıverdim derken…
İyi mi ettiniz yani?
Sevgiler vardı içimde
Ezgiler vardı, iyilikler…
Boşaltıverdiniz, hem de
Düşürüp kırmaktan beter.
Hoş, yine bir testiyim ben,
Yine varım ama bomboş…
Bakip imreniyorum akinina
Şehrin üstünden geçen bulutlarin,
Belki gidiyorlar yakinina
Rüyamizi kuşatan hudutlarin.
Evler, agaçlar, sular, ben be bu an
Sanki bulutlarla bir, akiyoruz;
Onlarin hevesine uyaraktan
Cenup ufuklarina bakiyoruz.
Biz de hafif olsaydik bir rüzgardan,
Yer alsaydik şu bulut kervaninda,
Güzle’e ve Yeni’ye doğru koşan
Bu sonrasız gidişin bir yanında;
Dağlara, denizlere, ovalara
Uzansaydık yağarak iplik iplik
Tohumları susamış tarlalara
Bahar, gölge ve yağmur götürseydik.
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden uçan bulutların.
Gidiyor, gidiyorlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların.
Ey bir at üstünde doğduğum memleket,
Oynadığım vadiler, geyikli ve sarp.
Kızıl bayrakların uçuştuğu serhat,
Davullar ve kafesinde çırpınan kalp!
Yaylının rüzgarlanıp duran örtüşü,
Karasız deniz gibi boş bir gökyüzü;
Bir uçtan öbür ucu Yemen türküsü,
Öten çıngırak, koşan atlar ve step…
Ah. sonsuz Anadolu’m, sen! Sen, sen, sen hep!
Son bulut sıyrılınca üstünden
Beyaz alevden bütününle sen
Hayalimde belirmeden daha,
Gece yeryüzü varıp uykuya
Issızlıkta ay inince suya
Benzedin odamda bir sabaha.
Aman dur! ve hiç kıpırdama ki,
Kusursuzluğunda başlar belki
Kalbi ulaştıran yol Allah’a
Sonsuzsun bu ak güzelliğinle!
Ölüp, ölüp de her an sevginle
Dirilmek… bir, bir daha, bir daha
Son aşkımdır bu -sen- ve son çile,
Günümün son fecri, sonu artık;
Giriver inince gün, aralık
Kapımdan gelinlik elbisenle.
Onu sevmekle geç, ey yaşamak!
Sokakta gün, sokakta gece,
Ben, sen, o, biz, kuş ve karınca.
Sokaktan gelir vehimlerim,
Sokakta geçer bayramlarım.
Sokakta kibarlar, sakatlar,
Alaylar, düğünler, tabutlar.
Sokakta ağlanır, gülünür,
Hayal kurulur ve ölünür.
Memelerinde keder sütü,
Şairi sokak anne büyüttü.
Sokaktan işitti her gelin
Seferberlik haberlerinin
Gecede ayak seslerini.
Çiziyorken kavislerini
Ay, güneş, yıldızlar, koşarak,
Unutuş da sendedir, sokak!
Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.
Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
Koncanın altında bükülmüş her sak.
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin karanfil, yasemin zambak…
Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
Düşen öpüşlerdir dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.
Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.
Bir güzelim sensin, bir de gökyüzü,
Gerisi denizler ötesi, hepsi.
Gökyüzüyüm gündüzüyle, gecesiyle,
Sen güzelim aşkıyla, neşesiyle
Uyumlu, esgin, el ele, ikiniz,
Umutlarla bezer, gönendirirsiniz
Ömrümü, kıyısında bir akşamın.
Bu kutlu anlarında yaşamamın
Solumayı bile unutuyorum;
Sanki ölümsüzlüğü tutuyorum!
Ya o gökyüzü; öylesine mavi
Üstümüzde, öylesine ebedi
O gökyüzü ve öylesine gerçek;
Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek.
Uçuyor, duran bir anın havasında
Işıktan kuşları bir akşam seherinin;
Gündüzün geceyle buluşan noktasında
Yaklaşıyor musikisi eteklerinin.
Ve sanki ufkuma baştanbaşa gül rengi
Kanatlarını açmada bir altın devir.
Başlıyor ömrün ve ölümün güzelliği,
Söyleyecek şimdi zaferlerini şiir;
Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden
Selam, senelerce, senelerce evvele,
Hatırası kalbe ışıklarla dökülen
En sevgiliye, en iyiye, en güzele.
Geçmiş bir zamanı kalbim bulmak üzredir,
Tamamlanacaktır yarım kalmış rüyalar;
Ey hafıza cömert memenden beni emzir,
Zengin renklerini ufkuma dök, ey bahar!
Uzattığımız bu tası dolduracak mı
Yine bol sularla akarak o çeşmeler?
Yoksa , hiç bulunmayacak kadar uzak mı
Dudakları öpüşlerle dolu geceler?
Ey pembe akşamların karasevdaları!
Güzelliklerine doyulmamış zamanlar!
Ergen yastığının ateşten rüyaları!
Ey, saf kalbimizde doğmuş ve ölmüş anlar!..
Hatırası kalbe ışıklarla dökülen
En güzele, en iyiye, en sevgiliye
Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden,
Selam, senelerce öteye…
Rüzgar
Bu ne yeşil, ne mavi bu, ne sarı yolumuzda?
Nasıl koyup gitmeli bu denizi, bu kırları?
Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı,
Bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde?
Bu şarkılar, bu hâlis sözler varken, dilimizde
Ne atom bombası..
Ne Londra Konferansı..
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı sanki bu dünya.. Orhan Veli
senden güzel gözlerinin gözbebeklerini isteseydim verirmiydin bana,inan onları hiç kirletmeden geri verirdim sana,merak bu ya görmek istiyorum kendimi senin gözlerinle…
ben senin yaşadığın gizli bir macerayim, anlatilmaz bir roman, kapanmaz bir yarayim, sığındığın limanlar unutturamaz beni, ben senin yüreğinde en büyük yarayim…
Hani seversin ya; sadece seversin o sevsin diye degil. Kalbin onun olsun diye, iste öyle sevdim.Bazen ucurum oldu sevgisi, bazen ölüm, bazende bataklik. Cirpindikca icine daha cok battim ama ölüm pahasina bile sevmeyi ögrendim. Sevdim sadece sesini duyabilmeye razi oldum. Bazen ayni sehirde yasadigim icin sükür ettim. …Hani ask derler ya bu ask olsa gerek…SEVDiM iSTE SADECE SEVMEK iCiN..
KizLar kamyon soförü oLursa kamyon arkasi yaziLar nasiL oLur…
-YoLLarin ustasiyim,röfLenin hastasiyim . )
-Gaz fren sanzuman, manikürsüz haLim duman . )
-ßir sana hastayim diyete girdim yastayim . )
-KuLagima takarim küpe, yetisemez hizima hiÇßir züppe . )
…-Rujum ßiter yoLLar ßitmez . )
-Torpidoda aseton yoksa güzeLim, mühim degiL ben mazotlada silerim.
Demiştim sana hatırlarsan: Önemli olan zamana birakmak değil, Zamanla bırakmamak”tır… Şimdi bana, geçen o zamanın unutulmaz sancısı kalır. Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim ? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim…
Ne kadar oldu görmeyeli seni. Düslerim gülüslerinde kaldi, gülüslerin düslerimde. Sürgünsün simdi, günülden uzak diyarlara. HiÇ uyuma anlatacaklarim var sana. Bütün isiklari aÇ, aydinlansin kentin sokaklari. okyanusta yara almis bir balik gibiyim. gözlerim agliyor, benden habersiz. Çocuklugum geliyor aklima, aklim akl…aniyor, yüregim daraliyor, kalkip gitmek varya dünyadan. Gidemiyorum, sana kiyamadigimdan , acisiz Çiglik bunlar yada Çigliksiz aci, bilemiyorum. bildigim tek sey var o da hala senden habersiz seni özlüyorum
Gömlegin ilk dügmesi yanlis iliklenince digerleride yanlis gider. Gidecegin yeri bilmiyorsan vardigin yerin önemi yoktur.her zaman dogruyu söyle ne dedigini hatirlamak zorunda kalmazsin.deger verdigin insan sana deger vermiyorsa birak kendi degeriyle kalsin.hayatta hersey üstüne geliyorsa bilki sen ters yöne gidiyorsun…dur.. insani iki sey öldürür biri sevmedigi insandan gelen mermi. Biride sevdigi insandan görmedigi ilgi.
AnLadım ki , aşk; Her iki tarafı da mağdur eden , yürekte
izinsiz gösteri yapan mutLuLuk karşıtı bir eyLem . . .
C.YÜCEL
“Ülkenin, farklı şehirleriydik.. Ben sürgün yeri.. Sen başkent.. İlk isyan hep sende başlardı..Cezasını çekmek hep bana kalırdı…”
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardınd…a sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
Olmayan şeylerin de bir değeri var. Yaşanmamış kederlerin de bir ağırlığı var . Sağlam bir küfür gibi ayakta bırakır bazen seni korkaklığın. Şöyle bir düşün, kaç ayrılık düşüyor hayatına, kaç ayrılık senden yana göçüyor. Bir bakarsın durup dururken efkar seni seçer. Yolum uzak,sen yine de karanlık orman gibi dur zihnimde,bakarsın bir gün yolum sana düşer..
dilim di’li geçmiş zamana asılı kalmıştı sanki,
sen gidiyorum dediğinde..
şimdiki zamanın ölme halindeydim..
zaman seni benden aldı diye,
bir elime geçirebilseydim… Devamını Gör
yelkovanı idam edip, akrebi kendi ellerimle zehirleyecektim!
bu şiir sana yazıldı sevgilim..
biraz ellerimi bıraktım sana, biraz saçımı..
biraz neşter kokuyor bu şiir,
biraz da aşırı dozda acı..
tam adet dönemine denk geldi gidişin, kan kusuyor kelimelerim..
bu şiire pul gerekmez..
gidişini görüp inansınlar diye, gözlerimi yapıştırdım sevgilim..
tanrı soracak sana, neden bırakıp gittin?
iyi ezberle! sevmiyordum diyeceksin..
tanrı bana soracak, niye bu kadar sevdin?
duyma söyleyeceklerimi, unut gitsin!
o’nu avuç içlerimde bile saklayabilirdim, kimse görmesin diye..
bir cami avlusunda bulmuştum o’nu..
ben büyütmüştüm!
öyle çok sahiplenmiştim ki,
sonra o başka kadınlarda aradı gerçek ailesini..
üzülmüştüm!
anladım ki ben o’nu gözümde fazla büyütmüştüm!
sonra tanrı yaz kızım diyecek!
adamın gözlerini çözün, kadının ellerini..
sevgilim artık her cami avlusuna yetim aşklar bırakacaksın!
merak etme!
ben de bir sürü piç yalnızlıklar doğuracağım..
bir veda hazırladım ikimize..
evet sevgilim, hala ikimiziz ayrılırken bile..
binde bir ihtimal gibi sevdim seni..
gözlerinden kendimi aşağı bıraktığımda artık çok geçti!
gözlerin, içine bir sürü aşk park etmişti…..
…sen yeşil ışık yakarken tüm kadınlara,
ben kötü sollama sonucu tam solumdan vurdum kendimi..
kaza gibi sevmiştim seni..
sana, sana diye başlayan şiirlerden birinden itiraf ediyorum…
ben yavaş yavaş sokarken silahı ağzıma, tetik yumuşuyor, okşuyorsun.
yapma bileklerimi bile yanlış dikiyorsun.
evet seni seviyorum diye bitmeyecek
ve evet yastığımda tek bir çapak bile yok sana adanan.
Aramadığın yerlerde olmayı seçiyorum nedense. Karşılaşma ihtimalimizin olmadığı… Olamayacağı… İlk ışıktan sağa dönüyorum hep. Senden değil, seninle karşılaşmaktan korkuyorum. [Kahraman Tazeoğlu]
Ben senin yosun kokan gözlerinde kaybolurken, sen benim kara gözlerimden akan yaşlara aldırmadın. Ne zaman unutmaya kalksam yüregimde bir taş ve yine yosun kokusu gözlerin aklımda ve yine kara gözlerimde bir damla yaş.
biliyorum sen yine
parmak uçlarında üşüyorsun.
aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
…ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk
geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda
delice bir yangın parmaklarının buzulunda
ah şahrud,
her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli!
kirilan
bir kalpse eger
avuclarinda goz yasi biriktirmelisin
daha
yapabilen olmadi ama bir yuregin tum parcalarini savrulduklari her
…yerden avuclarina toplamalisin
aglamalisin
iyilesmez hic bir
yara kullerini savurmadan gokyuzune
…dudaginda igneler tutan bir terzinin
dikkatiyle susmadan
ilistirmeden kendini aciya
yavas yavas
icinde gozden kaybolmadan
kulaklarım durmadan çınlıyor yine
kim bu unutulmak istenmeyen kişi
bilmem kaç gece
…
dönüp duruyorum yatağımda
yorgun argın
…bırakmıyor beni
söyle hangi günahımın bedeli
hangi pişmanlığın sebebisin
unut artık beni
Bizi anlayamazlar, çünkü bizim gibi düşünemezler,mesela bizim gibi sevemezler, mesela bir başkası için ölemezler. Onlarda bunu bilirler, görürler ama değişemezler. Çünkü sevmenin yükü ağırdır, yüklenemezler…
Gidebilecek bir yer lazım şimdi bana, içerensinde senin izlerinin olmadığı.
Bir yeni memleket bulmayım kendime, ayrılığın üzerine güneş doğmadığı
ne kaybetmeler buldum ben, bir elim bile kayıp gitti ötekinden.. fd
Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdi………ğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz…….//K.İDevamını Gör
aslında bu bir avuntuydu.. çok canım yanıyordu..gördüklerimden ve göreceklerımden.
yalan,ihanet,riya ,çaresizlik geçtiğim yollar ve ezdiğim kumlar…hala gölgemi taşıyorlar
benim kanayan dizlerim yoktu..hayatta bir tek,benimde kanattıklarım vardı. elbet
kendim avunurken baktim ki avutuyorum.[İclal Aydın]
Sen dağdaki kartalı sevdin, sana güvercin olduğumu nasıl söylerdim…Yusuf Hayaloğlu
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN …..
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN GİTTİN ELLERE.
GURURUN OLSAYDI HAYATTA GİTMEZDİN.
…
AŞKIDA SEVGİYİDE ÖKSÜZ BIRAKTIN GİTTİN ELLERE.
SEN ALDANDIN HERŞEYİ SEN İSTEDİN.
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN NEDENİ SEN.
BİR SENMİSİN SEVİLEN SEVİLMEYEN.
BİR BENMİYİM SEVEN SEVMEYEN.
SEN AYRILDIN HERŞEYİ SEN İSTEDİN.
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN GİDİŞİN O GİDİŞ.
NEYDİ SUÇUM NEYDİ BU GURURSUZ TERKEDİŞ.
HERŞEY BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ GİBİYMİŞ.
SEN AĞLADIN HERŞEYİ SEN İSTEDİN.
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN NE GELİR AŞKINDAN.
SÜR AŞKLARI ZEVKİ SEFALARI İÇİNDEN KALANDAN.
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN AŞK OYUNUNDAN.
SEN SİLDİN HERŞEYİ SEN İSTEDİN.
ŞİİR: MAZİYİ KARALADIN TEMİZ AŞKIDA KARALADIN. YILDIZLARI GÜNEŞLERİ HİÇE SAYDIN. NEYDİ BU AŞK GURURU ALDIN. BENİ TA DERİNDEN YARALADIN.
BİR DAL KOPTU YÜREĞİMDEN EY SEVGİLİM.Devamını Gör
Bizi anlayamazlar,çünkü bizim gibi düşünemezler,mesela bir başkası için ölemezler.Onlarda bunu bilirler,görürler ama değişemezler.Çünkü sevmenin yükü ağırdır,yüklenemezler.. [ALINTI
bırakalım dönsün dünya istediği gibi
biz biliriz gecelerin yağmur yağınca ağladığını
insanların sevince
ve şarkıların hüzün verince güzel olduğunu
ben bilirim senle diner kederim hasretim canım benim …. alıntı
Seviyorum seni seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi.İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldanan bir şeyler gibi,Seviyorum Seni ” Çok Şükür! Yaşıyoruz “‘ der gibi.[Nazım Hikmet]
iyeceklerini içinde tut sevgili..hazır değilim ayraçlı cümleler kurmana..dur ve sadece dokun son kez bize..için yanacak eminim..yana yana gideceğiz ayrı ayrı..yana yana çekeceğiz ellerimizi bu ateş üzerinden..bizim olanı hiç sayarak gideceğiz…lanetler okuya okuya gideceğiz..ben küçük bir çocuğum sevgili..son kez uyut… beni koynunda kokunla..uyur kalırsam başucumdan ayrılma asla..sensiz rüyalara hazır değil düşllerim…her an sensizlikten o rüyaların birinde ölme gafletine girebilirim…
Neler söylemek istedim sen giderken.Sessiz çığlıklarım boğazımda düğümlendi Adım atmak istedim , …koştuğumu sandım hatta.Cümleler kurdum , anlattım sana derdimi.
Hatta yalvardım , haykırdım sandım ……Oysa sen giderken ben ardından. Sadece, bakakaldım.Öylece… donakaldım.İnanamadım …Kirpiğimden süzülen damla…Ve Ayrılığ…ın adı ,HOŞCAKAL. Sen gittikden sonra hoş kalırım mı sandın.Alırmıyım bir
bardak demli çayın tadını ..Perdeyi açınca içeri giren güneş, ısıtırmı
sandın ..Görürmüyüm sandın açan çiceği…Bakarmıyım sandın batan güneşe…Dilek tutarmıyım kayan yıldıza…Koklarmıyım sandın yağmurun kokusunu,Severmiyim sence baharları?Ayrılığın adı ,hoşcakal…Ben
senden sonra yaşarmıyım sandın … Peki o zaman sende HOŞCAKAL
CAN YÜCEL
Yalanlarınla o kadar doldurmuşsun ki beni,
İçimde hiç bir gerçeğin kalmamış..
Mustafa Özdamar
Mevlana der ki; Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya… Aşktan gözlerim yaşlı olsa da o derya gözyaşımı nerden bilir… Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya; Nefesim Kesilir…
Her zerrem seninle doluyken
bedenim senden uzak olsa
ne fark eder!
Ve bu gidişe engel olamayacaksa kader,
……inancımı sorgulamaya hangi alim cüret eder?
alıntı
ölüm gibiydi şüphe..hep içimde bir an bile benden ayrılmayan büyük bir karabasan. şimdi ne yaptığını düşünmek bile istemiyorum. a.k
galiba hiç anlayamayacaksın elindekinin değerini. el değmemiş sevgimi. hayır aslında anlıycaksın kirli bedenlere değdiğinde tenin.yaktıklarında canını. en zor anında yapayalnız kaldığında anlıycaksın herkesin iyi gününde gülücüklerle seni kandırdığını. ağlayacak, yaslanabilecek bir omuz arıycaksın ..ben geleceğim aklına ..dikileceksin karşıma.haklıymışsın diyeceksin .sen gibi kimse sevmedi beni.yine benim ol.. seni o el değmiş sahte sevdaların kucağından geldiğin için yüreğim değil, omuzlarım bile teselli olmak için kabul etmiycek.. kirlendin bir kere. şimdi git. ben de sana teselli verecek ne bir omuz var ne bir yürek .git kirli dünyanda ara teselliyi. bıkmıştın ya bu sevdadan unuttun mu ???? 14/07/2010
Ölebilirim bu genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,
…Sevgilim,
…Seni bir akşam-üstü düşündürebilirim.[Özdemir Asaf)
Şimdi kocaman denizlerde, kocaman gemilerde..Neden yok küçüklüğümüzdeki büyüklüğümüz; Çocukluğumuzun bahçelerinde, o evlerde..Kağıttan gemilerimizi yüzdürdüğümüz.Bir şeyler mi kalmış çocukluğumuzda, çocukluğumuzla çözdüğümüz…ÖZDEMİR ASAF
Söylediler…Gelmedi dediler inanmadım.Beni en
çok o severdi dedim.İnanmadılar.Arkamdan gülermişsin hep,inanmadım.Bakın dudağımda izi var dedim.Göremediler.Birde ben baktım.Ben de
göremedim.Yani sen gerçekten sevmemişmiydin.Yani ben boşuna mı
ağlamadım hiç.Hiç ölmedin mi sen bana.O zaman tutmayın beni.Sakın…tutmayın….Bırakın,öpsün yanaklarım toprağı
(Ceyhun Yılmaz)**
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.[Aziz Nesin]
makyajı akıyor farkının..herkesleşiyorsun.!!
yine aradım seni, yoksun… bulsam benimle küfür gibi konuşacaksın..
bir kere çözüldüm sana…
bir kere sana senin gibi oldugumu hissettirdim..
oysa baştan beri biliyordum; sen seni sevmeyenleri seversin.tıpkı benim gibi..[Cezmi Ersöz]
Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa,
Gitti der misin?
Gittiğimi söyler misin?
Gidiyorum ben sana … (ÖZDEMİR ASAF)
Kurtulmak için ne yapsam,biraz daha sana batıyorum
”Gözlerime vuruyor, içimin boşluğu.Bir sancı gibi…
Bu yokluğu ben hazırladım kendime.
…Şimdi hiçbir yere ait değilim
İstisna bir yara gibi kal bende..Hayra yorulan düşlerim ol, Böl gecemi, destursuz gir mabedime,şifa niyetine dokun yüzüme..Gel be, Gel işte! Küfrüm tövbeme karışsın Aklım fikrime..Öyle bir gel ki bana;Nefes nefese..
Evet!
Susmak birilerini hep konuşmaya mahkum etmekti. Ve en çok konuşan en
fazla hata yapandı her zaman. En çok susanın hep haklı kaldığı gibi…
Sessizlikten korkan birine sessizlik dayatmak (hem de bir lütuf, bir
armağan gibi) işlenen en haklı suçtu…
Vasat bir günün sonu.Hava kararmak üzere.Üşüyorum.Kendime daha kalın bir mont almalıyım.Şöyle yüreğime kadar
beni ısıtacak..
kahraman tazeoğlu
Güzel gözlerinde
Yeri olmasın hüznün
Güzel bir dileğe benzer…
Bulurum senin için bir gün
Göz bebeklerinde
Kederin gölgesi kalmasın
Çiçeklerden bir tahttır
İnan ki senin ihtiyacın
Vahşi bir atı evcilleştirip
Armağan edeceğim sana
Durdurabilirsem seni burada
Göndereceğim dağlara
Baharımın kardeleni sensin
Yazımın aydınlığı da sen ol
Gecemi gündüzümden ayırdın
Sağ ol
Bekle
Yarın söylerim her şeyi
Devam ederiz biz yine sohbetimize
Bahardan vazgeçme
Siyah saçlarındaki gümüş halkaları
Önemseme
Bırakma öfkenin rüzgârına
Doğmamış umutları
Vazgeçme sözünden, yetişirim
Mahmuzlayarak bulutları
Uzun yolumu kısaltarak
Sana gelirim
Seni neden bu kadar beklettiğimi
Yarın söylerim.
istememe rağmen,bana hâlâ aynı soruyu soruyor.
“Ne alırdınız?”
Biraz
yalnızlık ve biraz da sessizlik alayım.Getirirken dökmeyin,mutsuzluğum
…eksilir diyorum içimden.
“Sade bir kahve lütfen”
kahraman tazeoğlu
SEvgili !
Sen beni sevemedin !
Evet belki çok yogun hissettin her neydiyse hissettiklerin.
Belki cok hoşlandın benden, belki cok saygı duydun belki de hayrandın bana
Ama sen beni sevemedin…
…VE eminim ki ” azıcık ” tanısan cok severdin …
Şimdi mi !
Ne ben kaldı benin içinde, ne de sen kaldın artık bendeki benin içinde,
Vakit kaçtı yani şimdi beni ” azıcık ” tanımak istesen bile ..
En
kolay olanıdır gitmek!” “Gitmek hiçbir şeyi bitirmez. Aksine durur da
yaşar gibi her şey. Gidene değil, kalana yoldaş anıları
vardır,ayrıntıları vardır aşkın en gerisinde.” “Gittiğimi çok sonra
anlıyacaksın. Şimdi uğurluyorsan, sende kalan yanlarıma güvendiğin
…içindir!”…
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara.. Gavura kızıp da oruç bozulmaz.. Sök at kafandan acabaları.. Bir kemik aynı yerden iki defa kırılmaz.. Can Yücel
Bir ışık daha var bu ışıklardan başka..
Hiç bir yaptığınla yetinme , geç öteye ..
Bir şey daha var , bütün yaptıklarından başka..
…Ömer Hayyam
için….. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni
zamanda da…
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan
geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan…
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması , eğitim seviyesinin erkeğin
lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz,yürümez diyor toplum…
Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın…
Ya da yumuşatıyorlar;
Efendim kadın erkekten önce çöktüğ ü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış
yaşı…
Eğitimde de böyle..
Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş,evde kalmakmış layıkı ….
EŞiM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; ne ‘höt’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de
benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-’Ooo Can bey kapmışsınız çıtırı ‘esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı , ne ben ona ezik baktım…
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der
Halil Cibran…
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi,ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken
ben, ben öfkeliyken o ‘haklısın bitanem…’dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda ‘ama bi de böyle düşün’ de dedik fikrimizi
savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan
neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği
kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı
cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’… Ve güvenin ardına
saklanmış bir ’saygı’ vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimiz e, ben ilk kez odamın
dışında yattım bi gece, misafir odasında…
Gece yarısı kapı açıldı eşim;
-Ne yapıyorsun burda?’ diye sordu kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bi sesle…
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi
daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen
gelmezsen ben gelirim’ dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek…
Ve bence doğrusu da bu…Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde
kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci
çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim
oyunumuzdu, oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bi oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de
bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince …Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun ;
‘…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mi büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün
Evrene karışırcasına.Çünkü ömür dediğimiz şey,
hayata sunulmuş bir armağandır.Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…’
Söylediler..Gelmedi dediler inanmadım.Beni en çok o severdi dedim. İnanmadılar. Arkamdan gülermişsin hep, inanmadım. Bakın dudağımda izi var dedim. Göremediler. Birde ben baktım. Ben de göremedim. Yani sen gerçekten sevmemiş miydin. Yani ben boşuna mı ağlamadım hiç. Hiç ölmedin mi sen bana. O zaman tutmayın beni. Sakın tutmayın.Bırakın, öpsün yanaklarım toprağı alıntı
Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse; O var! Bütün sevdiklerin elden gittiyse; O var! Kalacak kim var ki dost tomarında? O var! Sana daha yakın şah damarından; O var
Şehirlerarası bir otobüs terminalinde
Başlar bütün hikâye
Öncesi bir çift söze bakan, sonrası olmayan……
Bir otobüs koltuğunda devam eder her şey
Bir biri üzerine yapılmış evler,
Yeni insanlar yeni yüzler.
Tozlanmış bir camın altından bakar,
Buğulanmış gözler…
Şehirlerarası otobüs terminallerinde, gişe girişlerinde
El sallarım hiç tanımadığım insanlara
Nedensiz tebessüm ederim, asık suratlara
Kızgınlara,umutsuzlara,yorgunalara
Herkesle aşikar herkesle her şey için, iç içeyim,
Ama herkesten de gizli bir bilmeceyim…
Bir otobüs terminalinde başlar her şey
Mesala başkalarının hüzünleri bulaşır yüzüne,
Mesala ağlamaklı bir göz değer gözlerine
Hiç istemesen de
Ayrılık kelimeleri eşlik eder sözlerine…
Şehirlerarası bir karayolunda geçer gece
Akıp gider insanlar binlerce
Kuytu petrol istasyonlarında durur otobüs
Bir nefeslik sen varsındır içimde
Şehirlerarası otobüs terminalinde
Yan koltuklar meçhulde
Kimi öğrenci. Kimi işçi,
Kimi sadece beleşçi
Kimi müzik dinlemeyi sever,
Kimi gazete okumayı,
Bense hayal ederim sana kavuşmayı
Bütün melankolik hikayelerim,
Şehirlerarası bir otobüs terminalinde başlar
Ve sana kavuşmakla biter…
kırmalıyım artık.
Hayali bile yasak olmalı senli bir ömrün.
Ve hiç bir Masal’ı
sana yazmamalıyım
……Noktalarından ihanet,
virgüllerinden ayrılık akar yoksa.
Rapunzel’i değilsin sevgilim,
bu hikayenin
Masal’daki cadı sen,
Hain prens ben..
Gel,
gamzelerinin çukurunda yakalım bu Aşk’ı.
Hakan DAĞLI
Gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun… bir sessizlik birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin her satırını çizip notlar düştük kıyılarına Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara ve düşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün kayıp gidiyor parmaklarımın arasından bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda kaçırıyor korku bakışlarını eski tanıdıklar Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum
Hayırsus !Gitmeni anlarım ama sus !Bahanelerini
cüzdanına kaldır !Gitmekzorundayım’la başlayan cümlelerini ağzının içine
topla…Küçükken öğrenememişsin…Ağzında yalan varken konuşma !..Özdemir
ASAF
Ey burnu kanasa hemen kadere küsüp yüzünü
ekşiten! Gülden hiç ders almıyor musun? Bütün yaprakları tek tek yolsan
gül yine de gülmekten vazgeçmez
mevlana
ve başıboş hüzün
sokağında“yüreğime söylediğim en doğru yalan oldun”başıboş
sonu
boş… Kahraman Tazeoğlu
Bir bahara açık duran penceresinde
Belki bir gün gelir geçmiş zamanı arar
Diyerek bu portreyi çizdi sanatkâr,
Bir oda içinin ışık ve gölgesinde.
Verdi bir başka renk, başka biçim, hasından;
Diledi ki bir ölümsüz ömür yaşasın,
Geçsin geceleri kışın, günleri yazın,
Süzgün gözlerini seyredip aynasından.
Severdi, ağlardı, güler ve hatırlardı
Değişmeden önce sanatın fırçasında;
Onun bu güzel’e gebe Rönesansında
Günler birbirini güden hoş anılardı.
Şimdi çerçevede mahpus yaşamaktadır,
Alnında o yaman ölmezliğin zaferi;
Uzak bir rüyada yüzer gibi gözleri,
Artık ne gülmekte ne de ağlamaktadır.
Hoyrattır bu akşam üzerleri daima!
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşam üstüleri daima!
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh atılan oklarla delik deşik.
İşte doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar…
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar gibi bir gün camı açtığını,
Duran bir bulut, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kol kola.
Ya sizler! Ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ay ışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.
Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.
Ya sen! Ey sen! Esen dallar arasında
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından.
Ey unutuş! Kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş gibi o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! Kurtar bu gamlardan beni.
Oyun bitti ve her şey yerini buldu.
Akşamla ebedi kizlar anne oldu.
Aynalara bakma,aynalar fenalık;
Denizi,sonsuz olanı düşün artık.
Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,
Güzelsen soyabilirsin cirilciplak;
Oradayim hep ben,orada derinde,
Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.
Kara gözlerindeki umut
Siyah saçları kadar karamsardı
ve kadere küsmüştü O, bir kere
Sevgiyi öldürdü diye…
Sanki ona uzanan ellerde
Keskin bir bıçak
Ha vurdu ha vuracak
Bu, benim karanlıklarım,
Bu benim sırlarım diyor hep
Bir gün gelecek
Şefkatle kollarına saracaklar…
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
Umutları umduğu gibi çıkmamış
Beklentileri hep korkuları olmuş
Sanki bütün hayatı,
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla…
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
Her nefeste biraz daha kısalırken
Bütün beklentileri
Duman duman uçuyorlardı.
Kurallar koymak isterken dostluklarına,
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında…
Şimdi o gözlerde,
Vakitsiz yağan yağmurlar var,
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
Sağnak sağnak yağacaklar,
Belki gönlünde gökkuşağı açacak
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
Hiç kimse içmeyecek…
ya Ben,
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
Üzümlerim gazap üzümü
Şaraplarımsa gözyaşları…
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
Konmuştu bahçeme,
Ona şefkatle eğilirken
Pır diye uçtu birden
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
ve inancımla birlikte.
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram…
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır – tek, tenha – bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.
Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz,
Her an peşimizden koşan gölgemiz,
Özlenen limanlar, yanan yıldızlar.
Uzaktadır her şey; anneler, kızlar…
Uzaktadır her şey, hep… yalnız ölüm,
Her yerde, her an yakınımız, ölüm.
Her gün ekmeğimi bölüşürsün
Yalnızlığımın sofrasında,
Yorganım altında üşürsün
Her güz ve bahar arasında.
Bağlayansın her göz yaramı,
Gülmek görevin ben gülünce;
Yağmur senin gibi ağlar mı
Gözlerimden yaş dökülünce?
Her düşüncemin ıstıraplı
Serüveni, hayırlı rüyam.
Sen ey, günahlı ve sevaplı,
Allahlı ve şeytanlı dünyam!
Her günkü şarkısı dudağın,
Havayı dolduran kokusu
Yağmura kavuşmuş toprağın;
Yediğim ekmek, içtiğim su.
Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan
Oydu, bir bakışta tanıdım onu;
Rüyalarıma tayf halinde konan,
Peşime bir korku gibi düşen o.
Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr.
Dolardı aydınlık olup, odama.
Bahçemde süzülür giderdi bahar
Sabahının fecri vururken cama.
Ayakları kumda bırakmadan iz
Yanıma geldiği hep gecelerdi;
Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz
Uzak bir maziye dönüp giderdi.
Bir avuç ışıktı incecik yüzü,
Gözleri geceler gibi derindi;
İçine başımın her an düştüğü
Avuçları sudan daha serindi.
Geçerken dün yoldan, ruhumu saran
Bir gölge halinde ve ağır ağır;
Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan
Seven ve yaşayan bir hatıradır.
Uyandığı zaman gökte yıldızlar
İnsan düşünür: belki de Allah var!
Tanrısal bir öpüştür söken şafak.
Ne hoştur insanın bir gül açası,
Koşan göklerde kuş gibi uçası,
Bulutlarla yağmur olup ağlamak.
Gitmek, sona ermeden… bir zamanda…
Başıboş bir tekne gibi ummanda;
Fırtınalarda ne yelken, ne bayrak.
Fakat beni sen uyandır, ey zeka!
Bak, işte önümde her günkü çorba,
Ekmek, kaşık ve kasesiyle bu aşk.
Sarhoş eden, davet eden bu ölüm
İçinde ben salt bir ademoğluyum,
Korkan, ölüşünü hatırlayarak.
Ey, ışığın boşandığı gerçek düş!
Bütün zamanı kucaklayan öpüş;
Yaşamak… eken insan, veren toprak
Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
Daha ötelerine, daha… buyuramam ki.
İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;
Ve onu tanrılara karşı bile överim.
Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.
Güzellikleri alır satarım, gel işim bu.
Güzel tellalıyım ben; alan var mı? neşem bu.
Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu,
Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.
İnsanoğulluğunu kulluk diye almışın!
Düşüncenin orakla biçilmesine karşın
Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın;
Bu derin aldanıştan seni uyaramam ki.
Kim zafere erecek? Zafer ne? Bir akşamda
Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
Haykırmaksa, gür… varım, bir güldür açan, ama
Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.
Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,
Özgürlükler üstünde?.. Bir yüce aramanın
Yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın!
Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki…
O gün bu gün size özendim
Her yerde; hava, toprak, deniz.
Bir serüvendi; gökteyseniz
Çıktım, yok, yerdeyseniz indim.
İlkin, size içkiyi tattırdım:
Ömür boyunca sarhoşsunuz;
Ne açsınız artık ne susuz.
Sizsiz ben de susuz kalırdım.
Size geceyi de öğrettim
Onda düşlerle çoğaldınız;
Yaşantıda yorgun ve yalnız
Değilsiniz; sizi ürettim.
Biterdi belki bir uykuyla
Herşey ve tadından ötürü.
Gördünüz ki bundan ileri
Bir şey var çağıran tutkuyla.
Çağırdım, çağırdım, çağırdım
Bir böcek gibi titriyerek.
Koştunuz tükeninceyedek
Ha bir adım, daha bir adım…
Sizi ölümle perçinledim
Bana… ve sımsıkı ve sıcak;
Üşürdünüz ah, çırılçıplak
Ölüm döşeğinde; önledim.
Size yani günahı sundum;
Öptünüz ve güzelleştiniz.
Çirkindiniz ilkin, tek ve pis.
Irmak oldunuz; sizde yundum.
Şimdi olay, hep ya hiç gibi,
Vardan ve yoktan özge bir şey,
Sevgiden de öte bir düzey;
Olmak ya da olmamak belki.
Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun.
Deniz gibi, gökyüzü gibi herşey ve mahzun.
Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,
Aşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.
Denizler yolculuğa çağırır durur da beni
Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.
Ben büyük rüzgarları severim; büyük olsun
Aşkım da, özlemim de hepsi, herşey ve mahzun.
İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı.
Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı
Dün gece lambaların kör ışığı içinde
-Herkes ömründe bir kez olsun o yoldan geçer
Bir sokağa düştüm ki her köşede bir gölge,
Her pencerede bir baş, her kapıda bir fener.
Onların iki yana dizili yüzlerinde
Kalmamış gibiydi bir damla ışıktan eser
Ve körler gibi, sanki elleriyle derinde
Yitmiş hayallerini arıyorlardı yer yer.
Balkonundan sarkarak biri: ‘Yavrum, diyordu
Hatırlamaz olmuşsun artık eski karını;
Göğsümde geçirdiğin sevda akşamlarını.’
Biri memelerini gösterip gülüyordu:
‘Pencereme bakmadan geçme öyle, güzelim!
Ben Leyla’dan sevdalı, Zeliha’dan güzelim…
Yağmurlar dindiği zaman
Geleceksin
Ki karanlık ölümdür.
Işığım söndüğü zaman
Güleceksin
Ki karanlık ölümdür.
Karanlığımda dişlerin
Parıldar ki
Yine görüneceksin
Kuraklığımda düşlerin
Işıldar ki
Yine arınacaksın.
Bekliyeceğim elbette
Gelişini
Yaşamak başka nedir;
İsterse ta kıyamete
İlle seni
Ki bu aşk başka nedir.
Bütün ömrümüz onunla
Böyle geçti;
Toprakla gök arası,
Varla yok arası öyle;
Derken uçtu.
Dranas yalvarası:
Tanrım merhamet et kula.
Gün batıyor, gün batıyor,
Veda etsem hepinize.
Ufuk kanlı bir denize
Dönüyor, sizi bıraksam.
Gün batıyor, gün batıyor,
Evimi, eşyamı, paramı
Nem varsa yaksam ve bir an
Kaybetsem kara bir duman
Arkasında hafızamı,
Koşsam, koşsam, koşsam, koşsam
Ayaklar
Ölmüş o, ayrı düşmüş sürüden,
ayakları dışarda örtüden.
Ölmüş herkes gibi ölen insan,
Yalnız ayaklar kalmış yaşayan.
Ardından ölüme düşen başın
İki kardeş bakakalmış şaşkın.
Der ki, bu ayakları görenler,
Başım değilmiş düşünen meğer.
Ayaklarım, az gide uz gide,
Ayaklarım, ümitler peşinde!
Yolcu ölmüş; işte ayaklar hür!
Yolcu ölmüş; ayaklar düşünür…
Vardım eteğine, secdeye kapandım;
Koşup bir koluna sımsıkı abandım.
Karlı başın yüce dedikleyin yüce.
Sükun içindeki heybetin gönlümce.
Devce yapında ilk rahatlığı duydum.
Şifa mı ne ki ruha bu ilk yudum.
Hayal arkasında boş çırpınışlarının.
Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın
Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli
Bir gemi gibisin göklerde demirli
Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu…
Düşüncemizin en haksız, en korkuncu;
Açan o ağulu çiçek delilikte,
Giren sır mezara cesetle birlikte,
Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi.
Yılan ağzındaki elma… Ey, ateşi
En derin yerinde gizli gizli yanan!
Seyrediyor ruhum kar balkonlarından
İnsanın göresi olmaz manzarayı
Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı
Yıkılıyor… Duygu bir kartal hıziyle
Fırlıyor engine sevinç avaziyle.
Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar,
Hep böyle başımın üstünde dursunlar
Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi.
Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi.
Dünyayı saran bu gece ne gecedir,
Yıldızlardan yağan ışıklar ne incedir!
Yansın o yıldızlar bitinceye kadar
En derin uykular, en tatlı uykular.
Ey, gökperdelerde şahlanan tanrısal!
Eteklerindeyiz işte. Ve bir masal
İçinden gelmişiz sana, atlı yaya,
Attığımız okta kısmeti bulmaya.
Yitik, perişandır elbet bencileyin
Pişmanlığa ırgat olup geceleyin
Günle bahtın çağrısına koşan kişi.
Ah, iç sıkıntısı; sen ettin bu işi.
Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede
Ayaküstü günah işlenen gecede
Bir susuzluk kadehi sunmuştu bana;
Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna.
Yel alsın götürsün bütün o geçmişi,
Büyülü kadehin zehrinden içmişi
Serin yalanında kandırmaz her pınar.
Dindirir miydi ki en tatlı rüzgârlar
Bende gizli gizli başlamış ağrıyı:
Bu, rüzgâr ve gemi uğramaz bir kıyı
Ya da bir teknede açılmış bir delik;
Hangi pencereye koşarsam ahretlik
Bir gökyüzü, siyah, güneşten habersiz,
Her adım attığım yeri basan bir sis.
Hangi yana baksam onu görüyorum:
İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum;
Günah kapılarının aralandığı,
Tanrıların bile avaralandığı
Şaşkın, çaresiz bir insan kaderince.
Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!
Sana tapınanlar kardeşimdir benim;
Güneş! güneş! ben sana doğru gelenim,
Kucakla beni, tanrıça sev, sar beni,
Ey yırtıcı, en aç hayvanların ini
İçimin göz görmez mağaralarına gir;
Senin girmediğin yerde haset, kibir
Dert, kin, yalan, ölüm, korku ve işkence,
Çakal seslerinden örülmüş bir gece,
Teneşir başında oynaşan çirkinler
Engerek düğümü doğuran gelinler
Zina şöleninde beynin nöbet nöbet
Cehennem halatı çeken bir iskelet
Ve yaprak indiren ağaçlar baharda…
Senin bağışından yoksun kucaklarda
Çocuklar kertenkeleyle bir biçimde.
Ağrı’ya eş bir dağ olsaydı içimde
İlkin şu gönlüme doğardın her sabah,
Bana her yer geceyken sarardın, gümrah
Sarı saçlarınla benim varlığımı,
Kendimde taşırdım kendi toprağımı…
Ağrı’ya eş yüce bir dağ yok içimde
Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!
Kaplamış gözümün gördüğü her ufku
Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.
Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz.
Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!
Bu yalnız inilti esen manzaradan
Bir çaresiz ay’dır sallanan aradan;
Işık tuttuğu her şey bir taze yara.
Onmaz bu gece. Bırak karanlıklara!
Can yiğitliğini yitirmiş, kalb aşkı
İlenişlerinden insanın bir şarkı
Tutmuş dört yanı, bir çirkin ağıt, eski…
Ah güç de değildi bahtiyarlık belki;
Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü
Bir şemsiye gibi açtı mı gündüzü
Altında her kalbe esenlik payı var;
Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar,
Vurup alnımıza serin gölgesini.
Bizimdir bu korku, bu renk dolu sini
Üstünde seslerle ışıklar kamaşan;
Bizimdir bu zafer, bu beste ve bu şan.
Şu aydın, ferah ve rahat gök altında
Her kazazedenin müjdesi bir ada,
Her gülüşe ayna bir gölek kenarı;
Koparırken elin taze meyvaları
Öyle kolaydı ki şaşıyorum demek;
Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek
Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?
Ağrı! başına boz bulutlar inmede.
Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk…
Bu köpüren sular ve geçmez susuzluk
Kim şu vurulmuş yatan, ova boyunca,
Bir kan çeşmesine açık durup avcu?
Çile pazarında cana pey sürümü
Çözmek mi istemiş o çetin düğümü?
Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış
Yitirdiğimiz bir cennet mi aramış,
Ölümsüz barışa gülen şafakları,
Lezzet ve esenlik tüten ocakları,
Ömre öpüş tadıyle uyandığımız,
Tanrısal bir çıra gibi yandığımız?..
- Dağ! senin yandığın gibi bir vakitler-
Vuran bir toz parçası değilse eğer
Küçük gövdesine budur giden ölüm,
Onun yüzünü bizden çeviren ölüm…
Sen ey, oyununu en güzel oynayan!
Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan
Birgün söndürdüğümüz kutsal ateşi?
Sen ey! ölümden çok hayatın kardeşi
Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar
Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar
Ve geri getirdin o sürgünlerini?
Nerde buldun tekrar eski günlerini
Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin
Ve en güzelini sönmüş, ateşlerin,
Kalbimin o kadar sevdiği o gülü,
Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü
Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini,
Bizden gidenlerin birgün en yakını
Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi,
O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?..
Ey boş gecelerin dadı ayışığı!
Salla, salla hüzün uyuyan beşiği
Söğütlerin nazlı dalları içinden
Bir sabahı özleyen şu taze kadın
Yatsın başyastığına anılarının;
Bir makina sesiyle işleyen kalbi
Alıp gezdirirsin onu bir gemi gibi
Düşlerinin durgun, mavi denizinde.
Beni de hep kendi kendimin izinde
Fenerinle yolumu aydınlatarak
Barış çeşmesini aramaya bırak,
Budur yaşadığın sürece görevin;
Gecelerin birinde, solgun alevin
Güne yenilmeğe başladığı zaman
Üstüne başımın düştüğü kitaptan
Eser Mevlana’nın üflediği rüzgâr…
İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar
Rüzgârından gördüğüm ova boyunca.
Bu bir düştür belki, insan uyanınca,
Gözlerinde kalır serabı bir ömür,
Her şey bu ışıltı ardından görünür
O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm.
Seni uykuya çekip götüren elim
Kadınım, ayışığı içinden şu anda
Aldanış diye ne varsa bir insanda
O daldan tutuyor… Böyledir bu. Kader.
Kavuşur sabaha en uzun geceler
Ve serin durur her avunuş testisi.
Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi
Önünde köpürüp şahlanmada engin;
Yolcusu olduğu nihayetsizliğin
Bir ucu Allah’ta ve sende bir ucu
Başlıyor serüvenlerin en korkuncu:
Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü,
Barıştıran sınır geceyle gündüzü;
Ey sonsuza doğru ilkuçtan gelen Dağ!
Göğü perde perde delip yükselen Dağ!
Sönmüş saçlarında son damla ışık,
Bir düşün içinde gibi her akşam
-Ve yüzleri duman kadar dağınık
Geçer bu sokaktan binlerce adam.
Umut gözlerinde ölü bir bakış,
Çığlık bir bükülüş dudaklarında;
Bulamadıkları nedir ki, yaz kış
Dolaşırlar şehrin sokaklarında?
Sanki yalvaran bir duadır onlar,
Belki tanrılara açık vesvese,
Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
Derinden ruhları çağıran sese.
Severim kırlarda ben yaşamayı,
On iki ayı.
Severim kırların yeşil göğsünü,
Bütün süsünü.
İstemem başımın üzerinde dam,
Tabiat odam.
İstemem topraktan başka bir yatak,
Kehkeşanlar tak.
Kuşlardan savrulan bir incecik tüy,
Üstümde örtü.
Ve aydan kırpılan bütün yıldızlar,
Rüyamda kızlar.
Her sabah neşeyle uyanan bir eş,
Koynumda güneş.
Dallarda ötüşen kuşlar kabilem,
Bilmezler elem.
Ağlarsak bizimle beraber olur,
Hemşirem yağmur.
Sızlarsak bizimle beraber sızlar,
Kardeşim rüzgâr.
İsteyen toplasın binlerce arşın,
Karlardan kışın.
Mutlaka öptürür bağlarda temmuz,
Çıplak bir omuz.
Severim kırlarda ben yaşamayı,
On iki ayı.
Severim kırların yeşil göğsünü,
Bütün süsünü.
Ölürsem istemem ne yas, ne kefen,
Ne başka bir fen.
Üstümden kalkmasın çimen, çiy, yosun,
Ruhum uyusun.
seni seviyorum demek isterdim
ölesiye bir duyguyla,
taparcasına dil dökmek
ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim
seni sarmak isterdim sonsuzlukla
delicesine sevmek
bir sarhoş gibi adını sayıklamak
ve bağırarak kollarında ölmek isterdim
gülüm …
Her yandan duyarım bir gül kokusu,
Meltemle dağıtır uzak bahçeler.
Günbatısı, poyraz ve gündoğusu,
Cenup rüzgârları ruhumu çeler.
Bilmem ki nerede bu gizli bahar?
Nereden bu ıtri alıyor rüzgâr?
İklimler dışında bir iklim mi var?
Ne fecir bir şey der, ne şafak söyler.
Gün olur çağırır beni her ufuk,
Sevdalar eline başlar yolculuk,
Elinde bir rüzgârgülü, bir çocuk,
Durmadan yüzüme bakarak üfler.
Bir sonsuz rüyaya açılmış gözler
Yummayın, yummayın kirpiklerini!
Kim ondan daha çok hayatı özler.
Çağırıyor çağırıyor sevdiklerini.
Gelmiyor, gelmiyor o yüzler niçin?
Kaybolmuş koynunda onlar da hiçin
Bilmiyor boyunun ölçüsü için
Başının ucuna geldiklerini.
Bilmem ki adını onun kim saklar?
Şimdiden unutmuş onu kucaklar.
Besbelli üşütür soğuk topraklar
Soymayın, soymayın giydiklerini.
Orda bir köy var uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Orda bir ev var uzakta.
O ev bizim evimizdir.
Yatmasak da, kalmasak da,
O ev bizim evimizdir.
Orda bir ses var uzakta,
O ses bizim sesimizdir.
Duymasak da, tınmasak da
O ses bizim sesimizdir.
Orda bir dağ var uzakta,
O dağ bizim dağımızdır.
İnmesek de, çıkmasak da
O dağ bizim dağımızdır.
Orda bir yol var uzakta.
O yol bizim yolumuzdur.
Dönmesek de, varmasak da
O yol bizim yolumuzdur.
Geceleyin bir ses böler uykumu.
İçim ürpermeyle dolar:— NERDESİN??
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran sesin.
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana:— NERDESİN??
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana “GEL” desin.
Boynundan koparıp hiddetli elin,
Mermerler üstüne attığı inci,
Sonra birden coşar sesi her telin,
Ruha damla damla akan sevinci.
Öpmeler, sarmalar, baygın nefesler,
Her kalbe çılgınlık veren hevesler,
En fazla gönülde bir mevsim sürer,
Hep bunlar bir rüya gibi geçici.
İçimde daima bir eski bahçe,
Tarhları dağıtmış rüzgârlar gece.
Musiki savrulmuş bir güldür bence,
Her nağme havada bir gül tüveyci. (*)
*tüveyç: çiçek tacı
Geçti yaz günlerinin güzelliği
Açık pencereler, damlar, bahçeler.
Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi
Hatta o karanlık, aysız geceler.
Hani o gezmeler kırda denizde?
Hani o cümbüşler, sazlar temmuzda?
Ağustos mehtabı tam üstümüzde
Plajlarda neydi o eğlenceler?
Yaşamak diyordum, yaşamak ne hoş!
Hele bir gelmesin n’olurdu bu kış.
Nerde o kahkaha, o ses, o alkış
Şimdi yerini aldı düşünceler…
Ne hoştur kırlarda yazın uyumak!
Bulutlar ufukta beyaz bir yumak,
Ağaçlar bir derin hulyaya varmış,
Saçında yepyeni teller ağarmış.
Baş yorgun, yaslanır yeşil otlara,
Göz dalgın, uzanır ta bulutlara.
Öğleyin bu uyku bir aralıktır,
Saf hava bir kanat gibi ılıktır.
Zaman gönülde ne varsa diner,
Yüzlere tülümsü bir buğu iner.
Erirken sıcakta yaz kokuları,
Ne hoştur, ne hoştur kır uykuları!