female orgasm

Kategoriler

 

Eylül 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Sayfalar

Etiketler

Ahmet Oktay Beşir Fuad Şiiri Ahmet Oktay Beş Kuruşa Aşk Şarkıları Ahmet Oktay envanter şiiri Ahmet Oktay Eski Bakır Şiiri Ahmet Oktay Gölgeleri Kullanmak şiiri Ahmet Oktay Kaç Kişiyiz Kendimizde şiiri Ahmet Oktay Ulukışla'da Saat Beş şiiri Ahmet Paşa Beyitler şiiri Ahmet Paşa Eyâ Peri Nicesin şiiri Ahmet Paşa Yandım Elinden şiiri Ahmet Telli 81 Yılında Bir Fotoğraf şiiri Ahmet Telli Acının Tutanakçısıyım şiiri Ahmet Telli Acıya Alışılmaz şiiri Ahmet Telli Akbabalar Kelebekler şiiri Ahmet Telli Akşamı Geciktirebilirsin Belki şiiri Ahmet Telli Ana şiiri Ahmet Telli Ankara şiiri Ahmet Telli Anladım şiiri Ahmet Telli Anısı Biz Olalım Bu Sokakların şiiri Ahmet Telli Asmin şiiri Ahmet Telli Eski Bir Hüzünle Şiiri Ahmet Telli Eylül şiiri Ahmet Telli Geceleyin Kırda Şiiri Ahmet Telli Geldim İşte Şiiri Ahmet Telli Gidersen Yıkılır Bu Kent Şiiri Ahmet Telli YAK SEVDANIN ÇIRASINI Şiiri Ahmet Özbek Ay Şehri III şiiri Ahmet Özbek Eğer Kanıyorsa Laledir şiiri Ahmet Özbek Gökyüzü Rüzgârını Sakın Ahmet Özbek Karanfil Vakti Erken şiiri Ahmet Özbek Kar Ve Sitem şiiri Ahmet Özbek Rastlantı şiiri Ahmet Özbek Solan Şehir ll şiiri Ahmet Özbek Solarken Ülkem şiiri Ahmet Özbek Yok'sun Dönmeyeceksin şiiri Ahmet Özbek İsmin Hiç Solmayacak Yakamozların Solduğu Yerde şiiri Ahmet Özbek Şiirin İnce Günü şiiri Ahmet Özer Düşün şiiri Ahmet Özer Gecenin Kanayan Yerinden şiiri Annem Üşür şiiri can yücel biraz değiştim şiiri http: ne için bıraktım okulu niçin bıraktım okulu şiiri Sevgiliye..

Arşivler

Meta

Söyleyecek çok sözüm var

Kıyamam sana susarım

Biliyorum yerim dar

Ellere nispet olsun diye mi sevdim

Varsın kimseler inanmasın boş ver

Ellerin eline alkış olmak yakışmaz bize

Sessiz sedasız gülerim boşver

Ne ben sana veda

Ne de sen bana ceza

Yolumuz bu

Böyle bilsin herkes, mutluyuz keza

Aşkın adına, ikimizin hatırına

Ne olur sussun bizi sevenler,

Hüda Aşkına!

sen” dedi “intihar gibisin”..
hem cesaret edilemeyen..
hemde herkes tarafından en az birkez düşünülen..
işte öyle güzelsin.

Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey… Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
bir kendisi..
……Bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor..

Öyle çok şey var ki içimde …
Hep sustuk konuşmak yerine !
Konuşmadığımız her ne varsa seninle sakladım gözlerimde.
Nolur sen de fazla üzülme …
Hep kendi kendine yenilme !
……Konuşmadığımız her ne varsa seninle bi damla gözlerimde .! alıntı

Yüreğimin iplerini çözemiyorum yol almak için oysa bir gariplik var yüreğimde seni görünce gülümsüyorum, bazen kıskanıyorumda yalan değil…..çocukca küsmelerim oluyor senden habersiz… hayatın oyundan ibaret olduğunu biliyorum söylesene oyun arkadaşını seçmek neden bu kadar zor gelir… büyüdükçe..?(alıntı)

Daha cesurum artık keşke dememek için çabalıyorum…İçim de büyütmüyorum hiç birşeyi ve kimseye hayatımdan çıkmıyacakmış gibi,davranmıyorum…..Gitmek isteyene bir yolda ben çiziyorum çok umursamıyorum ve çok anlam yüklemiyorum hiç birşeye giderken….BEN’LE başlayan cümleleri dinlemiyorum……Sadece tek bir cümle söylüyorum……NEYSE!!!

 Hayır. Küsmüyorum hayata! Sandığınız gibi değil. Biraz canım sıkkın hepsi bu. Topacı elinden alınmış çocuk gibiyim, özlüyorum sadece kaybettiğim oyunu. Umutluyum ama! İsterseniz bakın gözlerime, ışıl ışıl.Hep güzel şeyler düşünüyorum. Aydınlık yakın. Biri tutuyor elimden, diyor ki “Sabret!” Bende var olan şey mutsuzlu…k değil, bir parça sükunet.

Aslında farkındayım hayatımdaki sahte varlıkların, istesem bir anda temizlemesini de bilirim… Ama bunca sahteliğin, benim samimiyetime ihtiyacı var.( MEVLANA )

Manasız zamanlar geçiriyorum yokluğunda,hasretin boğazımda bir düğüm. Yutkunmak ne mümkün.Daha gelişini hazmedemeden gidişine bir anlam veremiyorum .Yüzüstü bırakılan bir aşk ve yetim bir sevdayla, dönmeni bekliyorum sadece dönmeyeceğini bile bile

Bana huzur dileme HAYAT… Kendime hep kötü bakarım çünkü ben.. Hiç hoşça kalamadım bugüne kadar. Hatta hiç kalmadim. Benim için mutluluk dileme HAYAT.. Benim gülümsemelerim hep bayat.

Kimseyi Üzmemek İçin ÇabaLadım Hep..Gerektiği Yerde Kendimden Ödün Verdim.. KırıLdım , DağıLdım Ama Sustum.Ben Sustukça Cevap Veremiyorum SanıLdı.. Sustum Çünkü Her SuskunLuğuma Bir AnLam YükLedim.”İyi Bir İnsanSın!” Bu Lafı Çok Duydum Ama Nedense Hep Kaybettim..Ta Ki Artık Kaybedecek Birşeyim KaLmayana Kadar

Acı; ayrılığa geçirilmiş kırmızı ip. Ayrılık memlekette apo denen piç. Çek ipi,çek! Vur sandalyeye tekmeyi! Düşmesin yine toprağıma bir şehit

Evlilik , inanmadığım halde içerisinde 17seneyi bitirdiğim bir kurum benim
için….. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni
zamanda da…
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan
geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan…
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması , eğitim seviyesinin erkeğin
lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz,yürümez diyor toplum…
Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın…
Ya da yumuşatıyorlar;
Efendim kadın erkekten önce çöktüğ ü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış
yaşı…
Eğitimde de böyle..
Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş,evde kalmakmış layıkı ….
EŞiM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; ne ‘höt’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de
benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-’Ooo Can bey kapmışsınız çıtırı ‘esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı , ne ben ona ezik baktım…

Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der
Halil Cibran…

Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi,ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken
ben, ben öfkeliyken o ‘haklısın bitanem…’dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda ‘ama bi de böyle düşün’ de dedik fikrimizi
savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan
neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği
kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı
cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’… Ve güvenin ardına
saklanmış bir ’saygı’ vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimiz e, ben ilk kez odamın
dışında yattım bi gece, misafir odasında…

Gece yarısı kapı açıldı eşim;
-Ne yapıyorsun burda?’ diye sordu kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bi sesle…
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi
daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen
gelmezsen ben gelirim’ dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek…
Ve bence doğrusu da bu…Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde
kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci
çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim
oyunumuzdu, oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bi oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de
bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince …Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun ;

‘…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mi büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün
Evrene karışırcasına.Çünkü ömür dediğimiz şey,
hayata sunulmuş bir armağandır.Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…’

Karda, kışta, zorda; baharında yazında mevsimin, sana açtım çiçeklerini içimin, hep sana soldum sonra…Hep sana üşüdüm ayazında bu aşkın, ben bu şehrin yağmurundan hep sana aktım…Sana doldu gözlerim şarkıların en acıklı yerlerinde;sana bağırdım avaz avaz, sana sustum… yasemin pulat

 Bir şiir yazdım kalbine. İçinde kalbin hiç geçmedi. Bir çığlık çığırdım utancın yüzüne.Karanlık çatladı.Kalbin ıssızlığına yağmur gibi düşürdüm şimşekleri. Ve gözlerime çark ettim karabasanları. Bir elimi sana verdim ötekini aramadım bile. Bir yangın geçiverdi yamacımdan.Dedim“ Kimi,nerde arayayım?!..” Dedi “ Kır! Aşkı Kır!…Kıramadım…k.tazeoğlu

Aşkla Saklambaç Oynuyorum. . En Íyisi Íçimden 3′e Kadar Saymak ve Onu Olduğu Yerde Unutmak

Mecnûn Leylâ’ya mektup yazmak istedi kalemi eline alıp şu beyti yazdı:”Hayalin gözümde, adın ağzımda, yâdın kalbimde. Ben nereye yazayım?” Senin hayalin gözlerimde yerleşmiş,adın dilimden düşmüyor, yâdın canımın içinde yer etmiş,o halde mektubu kime yazayım

Dunyada akla deger
veren yok madem, akli az olanin parasi cok madem, getir su sarabi, alsin
aklimizi: belki boyle begenir bizi el alem…

Her beden bir candan sorumlu sanma,Hey ruhu kalbimi saran muamma! Benim bir kurşunluk işim var amma!Vurulursun diye aklım çıkıyor.”
Cemal Safi

Kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yaln…ızlıkta buluşmasıdır, dedi aşık olun!gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı ….”Altan Erkekli”

Hep okuRdum bi yerLerde “susmak baNa yakıştı” diye.. hiç inanasıM geLmezdi bu Lafa.. “suSmak kime yakı$ır ki” derdiM.. önce seni aLdm hayatma.. aşık oLduM susmaLarına.. sessizLiğn saRdı yüreqimi anLam kattı hayatıma.. kendi kendiMe dediM “susmak ne kdar yakışıyor ona”… sen biRden çekip qittin sonRa.. sessizLik…… saRdı yüReğimi inan……acımı yitiRdim sözcükLerin hayata kattıqı anLama.. kendi kendime dediM “susmak ne kdar çok yakışıyor baNa..

**hiç ortak yanımız olmadığını düşünmüştüm sol
yanımı yakıp gittiğinde… oysa varmış… ikimizde seni deli gibi
sevmişiz…***

önce,ellerimden üşüdüm ve düşürdüm adını.. kar’ınca
soğuğunca.. sonra.. sonrasız.. sonsuz.. soluksuz, boğmacalardaki bulmacalarda..
yukarından aşağıya, h a r f s i z .. daha mı? yaşamadan anlatamam ki daha
sonramı…

Başkası değil,Sen lazımsın bana,Yirmi dört saat belki yalnızca,Tıpkı minik bir kelebeğin ki kadar,Bir gün ama,Bir ömür aslında! alıntı

Ne yaparsan yap , beni mutsuz edemezsin . Ölümü daya dudaklarıma , karanlığı yama kıyıLarıma . ama beni üzemezsin. Çünkü ben seninLe mutLuyum . Sen yaşarken , beni mutsuz göremezsin. Çünkü ben sana Hayat dedim . .

Sana yüklediğim anlamları senmişsin gibi düşünme .. Aldanırsın.. Çünkü o anlamlarda sadece bende varsın.. Ben seviyorsam sen Bahanesin.. Özer Bal

Topla mutsuzluklarını, bağla hepsini aman sıkı bağla da kaçmasınlar! Sonra al eline bi kazma bi kürek doğru karanlık bir yere. Kaz kazabildiğince, kolun yorulduğunca, hissettiğin kadar kaz, gözünün görebildiği kadar, sevdiğin kadar, sevildiğin kadar… Göm onları; mutsuzlukları… İyice göm ki gelmesinler geri!

Yanlıs zamanlarda yanlis insan . gózlerini kapadgin zaman yasarsn kocaman bi hüsran. hayat dnznde bogulursun o an. cirpinislar anlamsizlaşir. ask nefretle karisir. umutlar kirik bir duvarin arkasindan hayatla bakisir

 

alıntı

Yudum yudum sen dolu içim. Sevgi meğer ne zormuş, yokluğunda nefes alınmıyormuş. Geceler uzun, geceler sessiz, gecelere sensiz. Günlerim öylesine geçer, çaresiz.

Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum.Üşüyorum.Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava.Sen yoksan,sıcaklık hep mevsim normallerinin altında.Bu yüzden meteoroloji raporları bile umrumda değil.Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu,bana ne?Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?
Burada mısın değil misin belli değil.Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun,bazen sonsuz kalışların.Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman,bazen de yalnız karanlıklardasın.Bitmek bilmez bir şarkısın;ama,ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söylemiyorsun?Neden susuyorsun?
Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin?Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik.Kendi kendiyle konuşana deli derler ya,beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi.Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…
Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü…Yokluğunu yürüyorum sokaklarda.Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh.Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni.Hiçbirşey yapmadan beklerler ya hücrelerinde,ölümün soğuk nefesini hissederek…Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…
Gelebilme ihtimalin ise yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy.Gelmek iste yeter ki,yorulmayasın diye kuşlarım taşır seni bana.Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını,umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını.Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak.Ben o gönlü genişlerden değilim.Madem içimdesin,yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın.Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok.
Şimdi yalnız geceleri seviyorum.Seni yıldızlarda buluyorum.Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı.Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan,bu yüzden gece,el ayak çekilmişken,hiçbir ses yokken seni düşünmek(yokluğunu değil ama)daha iyi.Bütünüyle sen oluyorsun o zaman her yerde.Ne kadar yakışıyorsunuz birbirinize,sen ve gece…ZAMAN GEÇER,HERŞEY UNUTULUR,BİR ÖRTÜYLE KAPLANIR ACILAR,AMA…”BİR TEK SENİ UNUTAMAM”…

 

Sen…Yüzümdeki gülüşlerin,ellerimdeki terlemenin, yüreğimdeki deli atışın sebebi…Her gece uykum,her sabah güneşim.Yıldızım,ay’ım,akan kanım.Bitmeyen masalım.Bahçedeki çiçeğim,çiçekteki rengim.Gökyüzüm,denizim,mavim sen…
Sevdamın adresi,aşkımızın menzili,içkimdeki tat,yaşadığım hayat sen…Sebebim,niyetim,geleceğim,geçmişim,bilinm- ezl iğim,belirsizliğim,kararlılığım,kararsızlı- ğım sen…Bitmez yolculuğum,sonsuzluğum.Sen,gözüm,elim,yüreği- m.Bebe ğim sen…
Hani gidecek olsan,yollarına sererim tüm kır çiçeklerini.Bilirim basamazsın çiçeklere de yine kalırsın benimle.Üzülecek olsan,içim erir,kalırım öyle.SENİ ÜZEN BİŞEY BENİ BİN ÜZER İNAN.Kırıyorsam seni,bu benim dengesizliğimdendir,şaaşırmışlığımdandır- .Kendimle kavgalıyım ben.Bir yanım sana tutkun,bir yanım çok bencil.Kayboluşlara vuruyorum kendimi,seni üzdüğümü bilmeden.Her kayboluşum yara açıyor sende biliyorum.Ah ben,nasıl da vurdumduymaz olabiliyorum bazen…Bakma bana birtanem,içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme bunlarla.Seviyorum diyorsam seni,öyle.Gereğinden fazla ‘erkeğim’bazen,bağışla…
Seni bilirim ben,bir tek seni.Seni söylerim,seni duyarım her yerde ve her zaman.Sensiz olmaya gücüm yok artık,sensizliğe katlanmak benim harcım değil.Seni her şeyinle,ay parçası yüzünle,duruşunla,gülüşünle,bakışınla,ko- nuşmanla,ç ocukluğunla,olgunluğunla,kızgınlığınla,şa- kınlığın la,güçlülüğünle,zayıflığınla kabul etmişim bi kere.NE DEĞİŞ,NE DE DEĞİŞTİR BENİ.Biz böyle sevdik birbirimizi.Seni sen yapan ne varsa kabulümdür hepsi.
Seni özlemek diye bir şey de var bu hayatta ve bu bazen öylesine dayanılmaz oluyor ki…YOKLUĞUNU YAŞAMAYI BECEREMİYORUM,ÜZGÜNÜM.İçimdeki o ‘fazla erkek’yokluğunda çekiliyor bir köşeye ve ben güçsüzlüğümle başbaşa kalıyorum.Katlanamıyorum anla,sensizliği ‘yok’ hükmünde sayıyorum.Sensizlik diye bir şey yok,öyleyse sensiz kalmak da yok.
Şimdi hangi denizin kıyısındaysan,hangi göğün altındaysan önce o sonsuz maviliğe sonra da başını yukarı kaldırıp yıldızlara bak.Aşkımı,yüreğimi,içimdeki seni mavilere yükleyip gönderiyorum,tut onu.Tut ve bırakma…Ben maviyi sende buldum,beni BAŞKA RENKLERLE KANDIRMA…

Bırakıp gitmek istiyorum her şeyi, herkesi… Yüreğim yanıyor, içim acıyor. Canım çok yanıyor Tanrım… Elimde bir oyuncak, çocukluğuma geri dönmek istiyorum. Sorumsuz, sorunsuz, mutlu… Okadar uzak ki umut ettiğim şeyler bana. Okadar zor ki bu yüreğin tamiri. Bir tanem, bebeğim, gözlerini, bana sarılmanı özledim. O kadar özledim ki seni, isyan edesim geliyor. Sen şimdi kaçıncı uykunda, sarılıyorsun yanındaki bedene. Mutlu musun? Ben aklına geliyor muyum? Düşünüyor musun beraber geçirdiğimiz saatleri? Ona da bana baktığın gibi sevgi dolu bakıyor musun? Ona da bana sarıldığın gibi sıkı sıkı sarılıyor musun? Ona bakarken de gözlerin parlıyor mu? Ben yalnız ben çaresiz, senin bana gelmeni bekliyorum. Karşılık beklemeden, sadece beni sarmanı beklerken, seni sevmeye, seni içimde büyütmeye devam ediyorum… Sen biriciğim, sevdiğim, meleğim… O kadar işledin ki içime, o kadar tanıdıksın ki, bırakamıyorum unutamıyorum seni!!! Ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Sadece bana gelmeni, bana sarılmanı bekliyorum, küçük bir çocuğun sevgi beklediği gibi… Geldiğinde, yüzümü gömeceğim göğsüne, doyasıya sarılacağım sana… Yine alacağım o sevgi dolu yüzünü ellerimin arasına. Bana sarıldığında nefes bile almayacağım, ürkütmemek için seni. Sen yeter ki gel, yeter ki sevgini esirgeme benden. Yine git sonunda ,istersen. Sesimi çıkartmayacağım…

Farkında” Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda
Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahrete Nispetle Anne Karnı Gibi
Olduğunu Fark Etmeli.
Henüz Bebekken “Dünya Benim!”Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların “Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!”
Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. ?
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark
Etmeli.
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine “Seni Çok Seviyorum!” Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş
Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini
Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç
Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
Annesinden Doğarken Tertemiz Teslim Aldığı Gırtlağını
60-70 Yıl Sonra Sigara Yüzünden Azrail’e Soba Borusu Gibi Teslim
Etmenin Emanete Hıyanet Sayılacağını
Fark Etmeli.
63 Yıllık Ömründe Hiç Karnı Doymayan Bir Peygamber’in Ümmeti
Olarak Aşırı Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

 

alıntıdır 

Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
“Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?”
“Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.”

Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.

Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?

Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.

“Sana yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak.
Annesi manalı manalı baktı.

“Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.”

Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır

“Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

“Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.”

“Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.”
Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken…

“Anneciğim sen yorulma diye…”

“Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.”
“Hani siz yoruluyorsunuz ya…”
“Eeee….”

“Ben de oynamaktan yoruluyorum.”
“Ne yapayım?”
“Bilmem…”

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden.

Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

“Mum da yok” diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.

Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

“bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı.
Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti birden.
Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına
“Işin bitince beni sever misin anne?” dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı

 

 burçine teşekkürler …

Çocuktum Hep kardan adamlar süslerdi düşlerimi

Büyüdüm Hep kandan adamlar oydular yüreğimi

Çocuktum Hep ölümsüz aşkları okurdum masallarda

Büyüdüm Ne aşklar satıldı o körkütük masalarda

Çocuktum Şerefti itibardı bütün kapıları açan anahtar

Büyüdüm Hiçbir güç tanımadım para kadar

Çocuktum Saçlarından yakalardım ümitleri

Büyüdüm
Ezberledim bütün ihanetleri

Çocuktum Yaşam bir yağmur gibi düşerdi avuçlarıma

Büyüdüm Şimdi hep çocukluğum geliyor aklıma…
Sakın
Sen büyüme çocuk

alıntıdır..

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can Yücel

 

Bazı ortamlara yakışmadığınızı düşündüğünüz oldu mu hiç? O ortamda olmanız gerektiği için, gerekli görüldüğü için bir şekilde sürüklenmiş olduğunuz o yerde, içki içtiğiniz kadehten, oturduğunuz sandalyeden bile daha az oradasınızdır, sandalye bile daha doğal davranır sizden, gösteremezsiniz sizi, anlatamazsınız, ”aslında ben… ” diye bağırmak istersiniz, susarsınız, bazen çok düz olursunuz sıradanlığınız göze batar, bazen ergenlik çağındaki bir gençten daha sert olur fikirleriniz. Dahil olmaya, kendiniz olmaya çalışsanız da olamazsınız, görünmeyen bir el vardır, sizi geri çeker.
Bazı anlar vardır, aslında bunları yaşamamanız gereklidir, kendinize acırsınız o anlarda, küçük bir çocukken ki haliniz gelir aklınıza babanız yine eve sarhoş geldiğinde yatağın içinde nefesinizi tutup intihar denemelerinizi hatırlarsınız, hiç hayal etmemişsinizdir, hakketmemişsinizdir, sizce, ama hayat size yakışmayan sizin kendinize yakıştıramadığınız bu durumu size uygun görmüştür. Bu deniz kenarında yenilen bir yemek masası da olabilir bir sabah uyanılan, sararmış duvar kağıtlarıyla kaplı odadaki yalnız bir yatakta. Bazen birisi geçer karşınıza hiç duymayı istemediğiniz, belki yaptığınız belki yapmadığınız, belki düşündüğünüz, belki son anda vazgeçtiğiniz şeyler için suçlar sizi, sizinle beraber büyüyen yaşantınıza, ailenize, ahlakınıza, inançlarınıza, size kimse kimseye söyleyemez diye düşündüğünüz küfürleri savurur gözünü bile kırpmadan, size acımadan, siz durursunuz sadece durur dinlersiniz acaba dersiniz, neler yaşamış benden önce, yutkunursunuz, bahaneler uydurursunuz kendinizce ya içki yaptırmıştır ya da siz tahrik etmişsinizdir.

Bazen öyle bir ilişkide bulursunuz ki kendinizi, canınız acır, keşke dersiniz acının bir doktoru olsa gitsem, söküp alsa acımı, yoktur ama, acıya alışırsınız, hayalini hiç de kurmadığınız aşklarda başrol oynarsınız.

Bazen o kadar yalnız hissedersiniz ki kendinizi, nereye gitti bunca insan diye sorarsınız aynadaki kendinize, yapayalnız kalırsınız. Ama zaten çok da gerek yoktur ki, o vardır, yeter…

Bazen o kadar inandırırsınız ki kendinizi yalanlarınıza, her zaman aklınızla içten içe övünen siz, gerçekler gözünüze bile sokulsa göremezsiniz.
Kapatırsınız gözlerinizi sıkı sıkı…

Bazen yaşınızı söylediğinizde, duyduğunuz kendi sesiniz o kadar korkutur ki sizi geç kaldığınızı düşünürsünüz, nereye veya neye olduğunu bilmeden sadece geç kalmışlığın telaşı girer kafanıza.

Bazen inanmak istersiniz bütün kalbinizle. Beyniniz, inanma isteğinizin önüne öyle bir set koyar ki, sadece kandırırsınız kendinizi bütün çabanızla, bazen de inanmamak istersiniz, bu sefer dersiniz, bu sefer inanmayacağım, ama kalbiniz öyle teslimdir ki o ana, yine inanırsınız, hem de kendinizi kandırmadan, bütün varlığınızla teslim olursunuz.

Bazen o kadar istersiniz ki annenizin dizinin dibinde ağlaya ağlaya anlatmayı gerçekleri, susarsınız, dilinizden keyifli yalanlar dökülür. Bazen bir bakarsınız hayatınıza, sadece pişmanlık hissedersiniz, eee peki dersiniz içinizden, hepsi mi yanlıştı yaşananların, yoksa kader her şeyi yazmıştı da sizin çabalarınız onu eğlendirmek için miydi sadece, yoksa kızların kaderleri gerçekten annelerininkine mi benziyordu?

O zaman dursun istersiniz dünya, bakarsınız ki, o kadar da emeğe gerek yokmuş yaşamda, o kadar fedakarlık, o kadar dökülen gözyaşı, o kadar kendinizi kandırmanız sadece sizi değiştirmiş. Sadece siz kalırsınız geriye geçen yıllardan yapamadığınız planlarınız, yaşayamadığınız hayatınızla siz yeniden başlarsınız yaşanmışlıkların yüküyle, belki size kalsa devam edersiniz ama maalesef sizin uzanıp da tutamadığınız elmayı o kopartmıştır dalından. Bir kelimeyle, bir gecede her şeyinizi kaybedersiniz. Her şeyinizi evet, her şeyiniz çoktan yok olmuştur çünkü.

Kaybeden olmuşsunuzdur, ama katıldığınız için teşekkür alamazsınız kimseden  .   alıntıdır

 

YASADIKLARIMDAN ÖGRENDIGIM BIR SEY VAR

YASADIKLARIMDAN ÖGRENDIGIM BIRSEY VAR
YASADIN MI YOGUNLUGUNA YASAYACAKSIN BIRSEYI
SEVGILIN BITKIN KALMALI ÖPÜLMEKTEN
SEN BITKIN DÜSMELISIN KOKLAMAKTAN BIR ÇIÇEGI

INSAN SAATLERCE BAKABILIR GÖKYÜZÜNE
DENIZE SAATLERCE BAKABILIR BIR KUSA BIR ÇOCUGA
YASAMAK YERYÜZÜNDE ONUNLA KARISMAKTIR
KOPMAZ KÖKLER SARMAKTIR ORAYA

KUCAKLADIN MI SIMSIKI KUCAKLAYACAKSIN ARKADASINI
KAVGAYA TÜM KASLARINLA,GÖVDENLE,TUTKUNLA GIRECEKSIN
VE UZANDIN MIBIR KEZ SIMSICAK KUMLARA
BIR KUM TANESI GIBI,BIR YAPRAK GIBI,BIR TAS GIBI DINLENECEKSIN

INSAN BÜTÜN GÜZEL MÜZIKLERI DINLEMELI ALABILDIGINE
HEM DE TÜM BENLIGI BENLIGI SESLERLE,EZGILERLE DOLARCASINA

INSAN BALIKLAMA DALMALI IÇINE HAYATIN
BIR KAYADAN ZÜMRÜT BIR DENIZE DALARCASINA

UZAK ÜLKELER ÇEKMELI SENI,TANIMADIGIN INSANLAR
BÜTÜN KITAPLARI OKUMAK,BÜTÜN HAYATLARI TANIMAK ARZUSUYLA YANMALISIN
DEGISMEMELISIN HIÇ BIR SEYLE BIR BARDAK SU IÇMENIN MUTLULUGUNU
FAKAT NE KADAR SEVINÇ VARSA YASAMAK ÖZLEMIYLE DOLMALISIN

VE KEDERI DE YASAMALISIN,NAMUSLUCA,BÜTÜN BENLIGINLE
ÇÜNKÜ ACILAR DA,SEVINÇLER GIBI OLGUNLASTIRIR INSANI
KANIN KARISMALI HAYATIN BÜYÜK DOLASIMINA
DOLASMALI DAMARLARINDA HAYATIN SONSUZ TAZE KANI

YASADIKLARIMDAN ÖGRENDIGIM BIRSEY VAR
YASADIN MI BÜYÜK YASAYACAKSIN
IRMAKLARA,GÖGE,BÜTÜN EVRENE KARISIRCASINA
ÇÜNKÜ ÖMÜR DEDIGIMIZ SEY,HAYATA SUNULMUS BIR ARMAGANDIR
VE HAYAT,SUNULMUS BIR ARMAGANDIR INSANA

Ataol BEHRAMOĞLU