Şiirler
Şiir ve güzel yazılar
Kategoriler
- anlamlı sözler (104)
- aşk için (210)
- Ayrılık (123)
- Ayrılık Şiirleri (19)
- Benim Kalemimden (8)
- güzel sözler (36)
- hayata dair (37)
- hikayeler (43)
- Komik Şiirler (3)
- popüler yazı ve şiirler (84)
- Sağlık Köşesi (5)
- şairler (1554)
- A.Hicri İzgören (3)
- A.Kadir (13)
- A.Kasım BALTACI (3)
- A.Vahap Akbaş (2)
- Abdulbaki Kömür (4)
- Abdulhak Hamit Tarhan (5)
- Abdülhekim Koçin (7)
- Abdulkadir Budak (6)
- Abdulkadir Bulut (1)
- Abdullah Işılak (2)
- Abdurrahim Tırsi (2)
- Adem Ünal (1)
- Adnan Durmaz (4)
- Adnan Özer (5)
- Adnan Yücel (12)
- Ahmed Arif (13)
- Ahmet Altan (6)
- Ahmet Arif (14)
- Ahmet Cemal (6)
- Ahmet Hamdi Tanpınar (25)
- Ahmet Haşim (18)
- Ahmet Kutsi Tecer (19)
- Ahmet Muhip Dranas (36)
- Ahmet Oktay (7)
- Ahmet Özbek (11)
- Ahmet Özer (2)
- Ahmet Paşa (3)
- Ahmet Selçuk İlkan (75)
- Ahmet Süreyya Durna (10)
- Ahmet Telli (110)
- Ahmet Tevfik Ozan (4)
- Ahmet Uysal (2)
- Ali Kadir Bilgin (15)
- Ataol Behramoğlu (10)
- Atilla İlhan (67)
- Atilla İlhan (1)
- Avdurrahim Karakoç (176)
- Avşar Timuçin (57)
- Aziz Nesin (5)
- Bedirhan Gökçe (10)
- Behçet Necatigil (73)
- Cahit Sıtkı Tarancı (72)
- Cahit Sıtkı Tarancı (1)
- Can Dündar (24)
- Can Yücel (23)
- Cemal Safi (2)
- Cemal Süreya (65)
- Ceyhun Yılmaz (3)
- Cezmi Ersöz (67)
- Edip Cansever (1)
- Erhan Güleryüz (19)
- Fazıl Hüsnü Dağlarca (6)
- Haldun URAS (14)
- İbrahim Sadri (29)
- İbrahim Sadri (2)
- Kahraman Tazeoğlu (10)
- mehmet Çoşkundeniz (9)
- Murathan Mungan (126)
- Naşide Göktürk (12)
- Nazım Hikmet (7)
- öMer Hayyam (1)
- Ömer Köroğlu (1)
- Orhan Veli (2)
- Özdemir Asaf (40)
- Rıfat Ilgaz (16)
- Rıfat Ilgaz (15)
- Selim Akgün (18)
- Uğur Işılak (3)
- Ümit Yaşar Oğuzcan (89)
- Yılmaz Erdoğan (4)
- Yılmaz Odabaşı (29)
- Sevgi Duvarı (8)
- Sevgiliye.. (38)
- top 50 (3)
- Yılmaz Erdoğan (1)
- Yılmaz Odabaşı (13)
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Ağu | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | |||
Sayfalar
Etiketler
Arşivler
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Ağustos 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
Meta
| Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin: Şu sofrada ikimiz için de vur emri! Sözcükler alevler içinde nasıl da serin! Orta yerde durmuyor bir türlü yumru.Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni: Kulüp rakısının üstündeki resim, bir; Ortak arkadaşımız prens hayati, iki; Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir. Bekarlara ev vermiyorlar, doğru; Evet, gün geliyor bıkıyorum senden Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden, |
| Ayışığında oturuyorduk Bileğinden öptüm seni Sonra ayakta öptüm Kapı aralığında öptüm Bahçede çocuklar vardı Evime götürdüm yatağımda Başka evlerde karşılaştık En sonunda caddelere çıkardım |
| Büyük bir ihtimalle ölmüştük Şehir kan kıyametti ayaklarımızda Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü Doğrusu iyi idare etmiştik Doğrusu iyi haltetmiştik Yaşayanlar unutmuştu bizi Biz öldüğümüzle kalmıştık. |
| Ben nerde bir çift göz gördümse Tuttum onu güzelce sana tamamladım Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu Bir bunun için yaptım -Garson bira getir Garsonun adı Barba Ben nereye gittimse bütün zulumlardı Sen belki de bir resimsin ne haber |
| Mamahatun Türbesi iki katlı Alt katta yılan parlar Bir at kişner sümbüli Rüzgar İhtiyar adamla çocuk Hiç konuşmazlar Çömelmiştir ihtiyar Çocuğunsa |
| Ak odada oturur Kapısı penceresinden çok Gözlerinde yıldızlar Bir elinde kadeh İnşaattan ses gelir Uzanıp durmuş mahcup Dönülmez dizeler içinde Öldüğü gün |
| Bir mineli altın saat, Bir altın köstek ve madalyon Bir roza maşallah, On iki miskal inci. Madalyonunu ve boncuğunu Ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu |
| Öyle sevdim ki seni Öylesine sensin ki! Kuşlar gibi cıvıldar Tattırdığın acılar. |
| Sen el kadar bir kadınsındır Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli. Bazı ağaçlara kapı komşu, Bazı çiçeklerin andırdığı. İş bu kadarla bitse iyi; Bir insan edinmişsindir kendine, Bir şarkı edinmişsindir, bir umut Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da Saçlarınla beraber penceredeyken Besbelli arandığından haberli Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda Sevgili. |
| Piri Reis geri çekmiştir haritasını Azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar; Başlamıştır Sultanahmet sürüncemesi, Kızlar yatakta yan yatmaya başlar. Ben atımı böyle dört sürüyorum ya, Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim, |
| İlkokulu bitirdiği gün Cumhuriyet şairi, Saçında kurdelesi Lozan gibi; Sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de Hemeninden göğe huthutler çizildi. Gelecek zaman oldu şimdiki zaman; İyi anlarında sesin kalınlaşıyor |
| Ilım günleri gelirdi taraçalar Uzatırdı mevsimölçerlerini Tıkabasa yaprak arka pencere İnsan iki kişiyi sevebilir mi? Onunla aşkımız, o diyorum ona, Tartışıp dururduk yollarda Ötekiyse nasıl incelikli Parmakları her yana döner Birinin ısırığı badem şekeri Kısacası o yıllarda ben |
| Afrika dediğin bir garip kıta El bilir alem bilir Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in Hala eskisi gibi çizilir Haritalarda
|
| Bir düelloda Daha büyük bir şey vardır Ve daha acıdır bu Ölümden de ölüm korkusundan da Bakarsın dün en güvendiğin kişi Daha da acısı vardır ama Daha da acısı |
| Lokman şair senin hayatın Yedi kırlangıcın hayatı kadar Altısını ardı ardına yaşadın Bir kırlangıcın daha var
|
| Sokaktaki adamların gözlerinde yitik Nasıl oluyor bir türlü anlamıyorum Arada bir barış arada bir gökyüzü Her şeyin güzeli aşkla beraber Kesik kesik Hiç durmadı aşk dursa bile dünya Ama ne var eskisi gibi değil Bir şey var değişen belli besbelli
|
| Nurullah Ataç çeliştirmen Tahir Alangu soruşturman Cevdet Kudret deriştirmen Suut Kemal çekiştirmen Mehmet Kaplan uyuşturman Sabahattin Eyüboğlu yetiştirmen Memet Fuat alıştırman Mehmet H. Doğan geliştirmen Adnan Binyazar örtüştürmen İlhan Berk eleştirmen |
| Sokağımsan Ben anahtarı çevirdiğim zaman Kapanan evin kapısı değil, Senin kapın olsun açılan. Adresimsen, Kentimsen, Şenliğimsen. Dilimsen, Düşüncemsen, Uzat saçlarını Frigya,
|
| Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
|
| Gece bitkilerinden korkuyorum, Hayır, geceleri bitkilerden! Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır Bana açtığın her telefon. İki kalp arasında en kısa yol: An ki fıskıyesi sonsuzluğun |
| Onların, yani sizin hayatınıza Şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz Şarkılar yani barış, yani gökyüzü Yani bazan burun buruna geldiğiniz köşebaşlarında Sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz Yani dost geldi gelecek, sevgili sevdi sevecek Yani yaşamak adına, güzel düştüğü olan Şarkılar, yani yanıldığınız… Sizin, yani onların hayatlarına |
| Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı |
| Hiçbir semtte berberin olmadı, 1954-1980 yılları arasında, 26 yılda 28 ev değiştirdin; Leke kuşağı nasıl bilmez seni! Arabesk nedir diye düşünmüştünüz: Yürütüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte |
| Sıra hep son kadehe geliyordu Dudakların başkalarının masasında lâle Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum Peşinden başka gidecek yer yoktu Seni artık hiç sevmediğim halde Senin o eskisi olmamana imkân yoktu Hele o çıkışın yok mu kapıdan
|
| Yeşil ipek gömleğinin yakası Büyük zamana düşer. Herşeyin fazlası zararlıdır ya,
|
| Gölgeme bak gölgeme Amma aşık, amma divane Oturmuş kanepesinde gurbet elin Kendini seyreder gözlerimde Amma aşık, amma divane. Gölgene bak senin gölgene Ya öbür adamın gölgesi, öbür Gölgelere bak gölgelere
|
| Şanssız mıydık? haksızlık olur şimdi Düşünsene nasıl geçmiştik hızla Birleşen iki güvercinin arasından Hiç dokunmaksızın onlara Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Aşkımız şimdi görklü bir hayatın Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin Şanssızım diyemem ben kendi payıma |
| Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm, Yalnız işitme duyusu kalır ortada. Asya kentleri yürür dururlar, Höyükler burnumda hızma. Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap! Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada |
| İçkievinden çıkınca Camdan demin oturduğum yere baktım. Sigara paketimi Bir eli alnında Biraz daha mı benziyor Bir yaş büyüğüm babamdan |
| Gidilmemesi gereken bir içkievi (Dişçiler, sakatlar, kalbi çürükler gitsin) Gidilmemesi gereken bir ev Dikmen’de Gidilmemesi gereken bir ev Y. Mahalle’de Yolcu bir bardak çay için benimçin Yaprak, mevsimin içi ve Çin-i Maçin Yolcu o şarkıyı bir kez daha dinle benimçin Bin dokuz yüz o yıllarda içtiğim sigara Tam bir yıl can alacağım var birinden Her şeyi öğrenir kişi ve bağışlar sonunda Sen son kokladığım gül: adın zambak Sen incelikler antolojisi, uyut beni Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin |
| Önce bir ellerin var Yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ağzına kadar Sonra yüzün, Ardından gözlerin dudakların Sonra herşey çıkıp geldi Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde Sen çıkardın utancını duvara astın Ben masanın üzerine koydum kuralları Herşey işte böyle oldu önce |
| Kadın kendini gösterdi usulcana Çekingenlikle koşulu beyaz usulcana Gittiler gözleri aşka yaşamaya yangın Gidip gelenler oldu gitti geldiler. Kadın saçlarını getirmedi uzakta tuttu Kadın gözlerini koydu ortaya |
| Bir savaş: Otlukbeli Bir mavi: Spartaküs Bir soru: niçin Spartaküs Bir kuş: nereye gidiyon kuşu Bir çiçek: bilmem ki çiçeği Bir su: şüpheli Bir belge: noterlerinden Ey ince burunlu Güneyli çocuk Bir imza: okunmuyor |
| Adam şapkasına rastladı sokakta Kimbilir kimin şapkası Adam ne yapıp yapıp hatırladı Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar Bir kadın kimbilir kimin karısı Adam ne yapıp yapıp hatırladı Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
|
| Baktık çıldırmak işten değil Söndürüp attık cigaramızı Baktık olacak gibi değil Bir adam düşündük camların arkasında Baktık beyaz pardesülü burunlu Bir adam birdenbire peydahlandı Kaptığımız gibi şapkamızı eski O eski kadınları bilirsiniz Keder basınca bilhassa hatırlanan Sokaklarda yaşanmış veya evde Karanlığın ortalık yerinde beyaz Ve sevgili olan enine boyuna Baktık olacak gibi değil |
| Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar Hepsine yüzer kere rastladım en azdan Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda Verdi mi adama her şeylerini verirler Ben gördüm ne gördümse kadınlarda Porsuk nehrinin geçtiği Kızılırmak parça parça olasın Dicle kıyılarına tiren varınca Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete |
| Kırmızı bir kuştur soluğum Kumral göklerinde saçlarının Seni kucağıma alıyorum Tarifsiz uzuyor bacakların Kırmızı bir at oluyor soluğum Yüzünün yanmasından anlıyorum Yoksuluz gecelerimiz çok kısa Dört nala sevişmek lazım |
| Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Sabaha kadar koynumda yatmışsın Bak bende yalan yok vallahi billahi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur İşe bak sen gözlerinde burda Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların |
| Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızsırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar. Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır. Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde. Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım. Aylar ayları açıklıyor. Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor. Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık. Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu. Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır. Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlem evinde art arda mevsimler sökülür. Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz. Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir. Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu. Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey. Yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız. Siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan. Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan. Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar. Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış. Bakır kaptan günlük kokusu yayılır. Geceyle birlikte. Gece de. Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz? İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? ..
|
| Şu senin bulutsu sesin var ya Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi Yataklar var konuşmak için Güneşler var, yıldızlar, samanyolları, Tanrılar sofrası amma karanlık Şu senin tutkulu sesin var ya: Tutar ellerinden kaldırırsın Yeni törenler gerek bize Dert etme, bütün dilleri içerir Şu senin dolayık sesin var ya Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı, Kimlik denetimi yaptıktan sonra Şu senin alçaktan sesin var ya Aşklar var unutulmamak için, |
| Küçük kızları ve ölümü kuşatır yüzü Önce küçük kızları sonra ölümü Yıkar yüreğime öptükçe Ağzındaki yükü Dağlar ovalar ve atının terkisinde
|
| Sesinde ne var biliyor musun Bir bahçenin ortası var Mavi ipek kış çiçeği Sigara içmek için Üst kata çıkıyorsun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun Sesinde ne var biliyor musun |
| Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliğinde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde Alıp yaracak olsa yüreğini Şimdi bir güvercinin Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
|
| Ölüm geliyor aklıma birden ölüm Bir ağacın gölgesine sarılıyorum |
| Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, Bir yanlışı düzeltircesine açmış; Gelmiş ta ağzımın kenarında Konuşur durur. Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
|
| Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum |
| Sevdiğin kentlerin selamı sanki Sülüs kamyon şoförleri Kufi hamallar Anılar hep sonbaharda gibidir Belleğinin yerini tutar kadehindeki Hayatını sarsan binbir andan Ne varsa yarım kalmış, geleceğindir Bilir misin iki kökeni var hüznüniyetinin:
|
| Eskiden birinci işimdi sigara içmek Şimdiyse içmemek birinci işim. |
| Kim istemez mutlu olmayı Ama mutsuzluğa da var mısın?
|
| ben bütün hüzünleri denemişim kendimde canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını bir bir denemişim bütün kelimeleri yeni sözler buldum seni görmeyeli kuliste yarasını saran soytarı gibi sen tutar kendini incecik sevdirirdin |
| Erkekler arasındaki dostluklarda Av anlaşması da var. Kadınlar arasındaki dostluklar… Biri lambayı avucunun içiyle kapar Savunmanın binbir gizi Kurtarılmış zamanların Hele çocukluk dönemi dostluklarını Kadınlarla erkeklerin dostluklarında Kadınlar uçtadırlar, |
| Elif Lam Mim. Yirmi üç haziran dokuz yüz altmış yedi Bulanık atmosferin içinde gözlerim sımsıcak; Yel değirmeni’nden denize sarpa sararak inen bir sokakta. Vakit tamamdır diyorum. Ve sokağın sesi Diyor ki değil daha Vakit var daha Bir kilise tadı taşıyor Dolmabahçe camiinin pencereleri Diyor ki değil daha Mermerin memelerinden hafifçe hafifçe damlıyor mavi Diyor ki değil daha Bir koku gibi dururdu parmağı yüzüğünün içinde Diyor ki değil daha Evlerden çadırlardan toplananlar bini buldukça Diyor ki değil daha Genç Osman annesinin rahmini çekip üstüne Diyor ki değil daha Düşmanına ilerlerken tuhafça gülerdi Diyor ki değil daha Deve, devenin üstünde tabut, biri çekiyor deveyi Diyor ki değil daha Hafif kanlı Chevrolet’ler, hırslı Pontiac’lar, kıranta Buick’ler Diyor ki değil daha Sokak lambaları yerebatanlar yük kamyonları Diyor ki değil daha |
| Sen tam tabancayı Şakağına dayamışsın; Kapı açılıveriyor Ve üstündekileri Bir bir fırlatıp atan Bir leylak sesi… |
| Ben nice gözle nice denizle nice gazelle Rimle gördüm rimle bildim rimle yaşadım seni Sen ne iydin güzeldiysen de çirkindiysen de Sonra ilk çağlar savaşlarında para ve Babil Sonra bulunmaz hint kumaşı lafbilirliğindi Tüy aldım ki evrende kalkıp gitmeleri özetliyorsun Ama ben nice gözle nice denizle nice gazel
|
| Şimdi utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında. Ovadan Taşarak evlerden taraçalardan Sesimin esnek baldıranı Ve kuşlara doğru Tahta heykeller arasında Kan görüyorum taş görüyorum Annem çok küçükken öldü |
| Ben kibriti çaktığım zaman Her şey kırmızıydı yüzün olarak Ben kibriti çaktığım zaman Çünkü her yüz bir memlekettir Ben sigaramı yaktığım zaman Bir güvercin ben öldüğüm zaman
|
| Oydu bir bakışta tanıdım onu Kuşlar bakımından uçarı Çocuk tutumuyla beklenmedik Uzatmış ay aydınlık karanlığıma Nerden uzatmışsa tenha boynunu Dünyanın en güzel kadını oydu En çok neresi mi ağzıydı elbet Ah şimdi benim gözlerim
|
| Daha nen olayım isterdin, Onursuzunum senin! |
| Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle, Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, Hadi git, benden sana dilediğince izin, Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez, Her darbene tehammül edecektir bedenim, Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin, Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm, Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
|
| Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Üstü kalsın… |
| Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum Siz hiç hamama gittiniz mi? Ben gittim lambanın biri söndü Gözümün biri söndü kör oldum Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak Söylelemesine maviydi kör oldum Taşlara gelince hamam taşlarına Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi Taşlarda yüzümün yarısını gördüm Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? |
| İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar |
| Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beniNe kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu |
| Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya |
| Sevgilim, bir günün ortası şimdi Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde Uzat bana uzat ellerini İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor Ben seni düşünüyorum seni Günümüz ekmeğimiz, türkümüz Her şey biliyor her şey Geldiğimi? Hadi! |