Şiirler
Şiir ve güzel yazılar
Kategoriler
- anlamlı sözler (104)
- aşk için (210)
- Ayrılık (123)
- Ayrılık Şiirleri (19)
- Benim Kalemimden (8)
- güzel sözler (36)
- hayata dair (37)
- hikayeler (43)
- Komik Şiirler (3)
- popüler yazı ve şiirler (84)
- Sağlık Köşesi (5)
- şairler (1554)
- A.Hicri İzgören (3)
- A.Kadir (13)
- A.Kasım BALTACI (3)
- A.Vahap Akbaş (2)
- Abdulbaki Kömür (4)
- Abdulhak Hamit Tarhan (5)
- Abdülhekim Koçin (7)
- Abdulkadir Budak (6)
- Abdulkadir Bulut (1)
- Abdullah Işılak (2)
- Abdurrahim Tırsi (2)
- Adem Ünal (1)
- Adnan Durmaz (4)
- Adnan Özer (5)
- Adnan Yücel (12)
- Ahmed Arif (13)
- Ahmet Altan (6)
- Ahmet Arif (14)
- Ahmet Cemal (6)
- Ahmet Hamdi Tanpınar (25)
- Ahmet Haşim (18)
- Ahmet Kutsi Tecer (19)
- Ahmet Muhip Dranas (36)
- Ahmet Oktay (7)
- Ahmet Özbek (11)
- Ahmet Özer (2)
- Ahmet Paşa (3)
- Ahmet Selçuk İlkan (75)
- Ahmet Süreyya Durna (10)
- Ahmet Telli (110)
- Ahmet Tevfik Ozan (4)
- Ahmet Uysal (2)
- Ali Kadir Bilgin (15)
- Ataol Behramoğlu (10)
- Atilla İlhan (67)
- Atilla İlhan (1)
- Avdurrahim Karakoç (176)
- Avşar Timuçin (57)
- Aziz Nesin (5)
- Bedirhan Gökçe (10)
- Behçet Necatigil (73)
- Cahit Sıtkı Tarancı (72)
- Cahit Sıtkı Tarancı (1)
- Can Dündar (24)
- Can Yücel (23)
- Cemal Safi (2)
- Cemal Süreya (65)
- Ceyhun Yılmaz (3)
- Cezmi Ersöz (67)
- Edip Cansever (1)
- Erhan Güleryüz (19)
- Fazıl Hüsnü Dağlarca (6)
- Haldun URAS (14)
- İbrahim Sadri (29)
- İbrahim Sadri (2)
- Kahraman Tazeoğlu (10)
- mehmet Çoşkundeniz (9)
- Murathan Mungan (126)
- Naşide Göktürk (12)
- Nazım Hikmet (7)
- öMer Hayyam (1)
- Ömer Köroğlu (1)
- Orhan Veli (2)
- Özdemir Asaf (40)
- Rıfat Ilgaz (16)
- Rıfat Ilgaz (15)
- Selim Akgün (18)
- Uğur Işılak (3)
- Ümit Yaşar Oğuzcan (89)
- Yılmaz Erdoğan (4)
- Yılmaz Odabaşı (29)
- Sevgi Duvarı (8)
- Sevgiliye.. (38)
- top 50 (3)
- Yılmaz Erdoğan (1)
- Yılmaz Odabaşı (13)
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Ağu | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | |||
Sayfalar
Etiketler
Arşivler
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Ağustos 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
Meta
istememe rağmen,bana hâlâ aynı soruyu soruyor.
“Ne alırdınız?”
Biraz
yalnızlık ve biraz da sessizlik alayım.Getirirken dökmeyin,mutsuzluğum
…eksilir diyorum içimden.
“Sade bir kahve lütfen”
kahraman tazeoğlu
Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor
Boğazımı yırtarcasına susuyorum
Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım
Ya sorulmamaktan solan sorularda
Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam
Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak
Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam
Pimi çekilmiş coğrafyalarda
Zaman ayarlı bir aşkın en tesirsiz parçasıydım
Ve ben günah şeridinde hatalı sonlanandım
Az gittim… uz bittim… hiç geldim!
Uyurken bile uykusuzluk akan gözlerinde
Kaçan trenlerin hesabını istasyonlara kesen
Kalabalıkta unutulmuş bir yalnızdım
Kendine kaçak yolcular bindiren…
Her yolcu da kendini ihbar eden!
Kalbime girmek teklikeli ve yasaktırlarla
Yaşamamaya kalkışıyorsun hayata
Ve ben senden yırtılma bir yelkenle
Aynı yöne gittikçe aynı yere geldim
Sonumu baştan yazdım;
İçimde hala bana ilk aldığın acım!
Gece, sabahı da siyah kusuyor üstüme
Aklıma yaprakların dökülüyor
Bugün aklımda sen vardın;
Aklımı karıştırmadım!
Artık biliyorum…
Aşk bir intihar saldırısıdır; yalnızca iki kişinin öldüğü!
Aşka nişan alıp ayrılığı ıskalayan acemi
Hala gözlerinde kalp kapaklarım
Seni almadan içimden nasıl giderim?
Ve sen kaç kez bu hırsla sevildin
Koca koca kışları;
Kısa kısa şubatları biriktirdin…
Susku sınanmamış bir ustura gibidir
Susardın…
İç denizine sığınmış gemileri yakan bir limandın
“Bak şimdi gönülsüz gittiler senden;
Gönlünü çaldıkların !!!”
Yazmadıklarından korkarsın en çok yaşadığın hiçbir şey de
Ve adın gibi bilirsin;
Aramayı unutan bulmayı öğrenemez
Bugünler dünlerinden utanıyorsa
Hiç yarın olamayacaklar
Şimdi ne bugünsün ne de yarın
Olsa olsa sadece bir yarım;
Ya da eksilen yanım!
An kaybından ölen zaman
Senden daha katilini bulamadı kendine
Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan
Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından…
Dünyanın bütün dillerinde sustum ve bir şair bıraktım geride
Ekmeğini aşktan çıkaran!
Sustalı bir aşk seninki
Sesinle çıplaklaşıp suskunluğumla giyiniyorum
Korunak sandığım tüm senlerde
İçimde yoktan başka bir şey kalmadı
Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında
İki büklüm acılarla …
Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum
Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum
Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç?
Bende mi eksikti sen de mi fazlaydı sevinç?
Dilsizler yalan söyleyemez anladım,
Ya ben konuşamadım ya sen sağırdın!
Her şeye rağmen bana öyle çok sığdın ki
İçimde kimseye yer bırakmadın
Bildiğim; Ağaç misali toprağa bağlandıkça gökyüzüne uzamak
Çelişkim; Giden bir tren de kalanların şarkısını haykırmak
Hangi dil kendini kandırabilir ki?
Aşk bir suç değil mi ;
Her defasında kendini ihbar edip yakalatan.
Ve en saf ihanet, kendi ihanetine kanan
Senin gibiler vakitsiz susan aşkı severler
Seni bu kör kuyulardan salan neyin şarkısıysa
Gözlerinin kahvesinden içtiğimde oydu
Şimdi eksilen her yanıma adını verdim
Bu yüzden güzelim ben
Dudağını düğümlediğim fırtınaları kopardım sonunda bir bardak su da
Ben hancı sen soncu
“Sana dayanamadı bıçak kemiğe dayandığı kadar”
Elbette unuturum sonunda
En fazla bir mevsim ağlarım
Alışırım yalancı baharlara ama;
Ama yine de biri beni kandırsın yokluğunda
Sen bu şiiri okurken ben başka bir şiir de olacam
Başkasının kollarında da senin yollarını adımlamak varmış meğer
Sana anlattıklarım ne çok şey susuyor
Ve sustuklarım neler söylüyor
Gittin değil mi?
Şimdi ne desem kar yağıyor…
Kahraman Tazeoğlu
En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi
Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz
En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?
İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım
En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere
Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım
E
n fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde
En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.
Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim
Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın
Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?
En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için
Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim
Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar
Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk
Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın
Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım
Kahraman Tazeoğlu
Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayatSeni İ
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum
Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum
Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın
Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü “belki”ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum
Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün
İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum
“Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın” demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?
Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
“Ya öldür beni”dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terkediyorum
Kahraman Tazeoğlu
Bitti…
Bitmeliydi belki…
Parçalanmış hayatlarımız bütün kalmış bir hayali kabullenemezdi. Mutluluğa kurulabilecek ütopyalar için ruhumuzda beslediğimiz tebessümler, ölüm tehlikesi olan tellerde asılı kalmıştı. Bir hayat izdüşümünde son viyadükte kaybetmiştik birbirimizi. Şimdi bunla yok bizi…
Birbirimize kayıp olmak hayatta var olma oyunumuzdu demek ki. Sen gitmeliydin. Bense; gitme demekten öteye gitmemeliydim. Öyle ya gitsem de dinlemezdin.
Kullanılmamış tüm gülücüklerini bana bağışlıyor şimdi dünya. Sense; ömründeki tüm gitmeler için “elveda”lar topluyorsun azığına. Gitme diyenleri dinlememek içinse çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına. Oysa ben; azığında duran “elveda”lardan bihaber düşeyazmıştım tek heceye. Sonra düş’e yazmıştım her yolun sonunda sana düşüşlerimi. Hüzne çalan bir sonbahar vaktinde eski kitapların arasında biriktirdiğim bir yığın küflenmiş yalnızlığımla yineliyorum seni. Sonra; içimin deruni çöl gecesinden sesleniyorum sana: ‘bana susacak kadar ben, konuşacak kadar sen lazım’ diyorum.
Sen olmuyorsun ben “sus” kalıyorum…
Suskunluğum tahrip olup harflere dönüşüyor. Ve ben sana dair kurduğum tüm cümleleri mahya yapıp yüreğime asıyorum. İçimdeki özneliğin devam ediyor. Hayatımda bu kadar önemliyken önemsiz bir edat’a dönüşmenden korkuyorum. Bu yürek mizanseni bir monologdan oluşuyor; diyaloğu hiç olmayacak biliyorum. Ve sen sandığım tüm hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarına saklıyorum.
Sonra gitarımın tellerine satıyorum acılarımı. Acıya bulanan tellerime vurdukça parçalıyorum parmaklarımı.
Geceler titrek elerime bulaşıyor her sabah. Giden “ay”a satır uçlarında kalmış, bir satırdan diğerine düşememiş hasretlerimi teslim ediyorum. Gelen “güneş”e yüzü hüzne bakan şarkılar besteliyorum. Bir çığlıktan uyanıp diğer bir çığlığa gözlerimi yumuyorum. Ve sen sandığım bütün hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarımda saklıyorum.
Doğru yolundan şaşıyorum nefes almanın. Bir yerde veresiye olmayan ölümler çıkıyor karşıma, bir hüznümle bir damla gözyaşıma alıyorum hepsini. Birini ölüyorum. Sonra bir nefes daha alıyorum can sıkıcı bir senfoni tadında. Sonra ikinciyi ölüyorum. Ölmeyi bile beceremiyorum.
Ruhumun dallarında yedi veren acıyla günler eskitiyorum. Dünlerime tuz basıyorum yanına yarınları hapsederek. Ne seni bulabiliyorum bu zifiri karanlıkta ne de kendimi. Tüm sevgim kulağına fısıldanmış bir masaldı belki. İçimde kapan kıyamete, ensemde vurulan düşmana ve avuçlarımda biriken nefretime inat yudumlamalıydım hislerimi. Sana adanmış; ama benden ötesi olmamış fırtınalı bir yolculuktu bu. Haniydi mutlu olamama değecek yâr?
Yokluğuna var olmayı denedim durdum. “ünlem” dedin korktum, “virgül” dedin konuştum, “nokta” dedin sustum, “ayraç” dedin ve kayboldun. İsmimi isminden ayıran işareti sen buldun. Bense; yine yokluğunda var olmayı denedim durum. Kırılmak üzere olan bir kalemle, kızıldan siyaha çalan bir günde sana şiirler kurdum. Bir hayat izdüşümünde, son viyadükte birbirimizi kaybetmişliğimizi, bulunmazlığımızı hayat denilen iki çığlık arası bir nefesten ibaret olan oyunun acı sahnesi saydım. İçimi bu denli yakmaya sen yanlarımdan başladım…
Şimdi hangi rakamı versem sonucu sen çıkar? Hangi seni versem sonunda mutluluk yüzüme bakar? Yok, bu işlem ancak eşitsizliğe yol açar.
İsmin baştan sona ağlamaklı bir ömre bedel… Kayıpsın bana, benli her şeye, belki de en başta kendine… Kayıbız birbirimize. İçimin derinlerinden; koca okyanusları aşıp gelmiş, tüm harfleri hayata devirip kalbime ansızın düşüvermiş bir “mim” oldun. Öyle bir “mim” ki; “elif” i silmiş, “be” yi yutmuş, “te” yi unutmuş, “se” yi uyutmuş… Kendini bir tek “mim” de bulmuş. Şimdi yüreğimdeki “mim” in göz kapaklarıma düşüyor. İntiharına ramak kalan tümceler yakıyor beni. Ben ki kaç nefesimi asmıştım idam sehpasında. Son dileği hep sendi nefeslerimin. Ve ben, son dileği gerçekleşmemiş hayata prangalı bir mahkûm.
Gökten yıldızlar yağıyor üstüme. Birini tutsam diğeri kaçıyor. Payımıza düşenlerden payıma düşenleri alıyorum.
Yoksun … Yok oluyorum…
Yalnızlığımı demliyorum sensizlikte. Sesimin yamaçlarına ağıtlar yaslanıyor. Yoksun desem de hep varsın bende. Kalemden ve kelamdan çıkan sözler sana. Yeteri kadar yaktın bendeki ‘od’u. Hadi git harf harf tümcemden, kalma satırlarımda. Kayıplığımız tüm cümlelerimi süpürüp gitsin. Bende “ben”den başka “sen” olmasın. ‘Lâl’liği armağan edeyim kalemime. Hadi git harf harf… Kalma bende…
Sen de böyle cayardın demek ki çıktığın yoldan. Oysa aynı giyotin altında, aynı ritimde soluklayacaktık ölümü. Aynı başlangıca uyanıp aynı sona göz yumacaktık. Şimdi ise;
Yok(oluyor)sun… Yok(oluyor)um… Yok(oluyor)uz…
Tüm notaları yarım bıraktık kulaklarımızda. Yarım sözler, yarım şarkılar, yarım şiirler… Başlığı sana teslim edilmiş olan bir yazı bendeki, sonunu ayrılığın imzaladığı. Şimdi hangi yaşam içine sığdırabilir ki beni, sensiz? Sensiz askıda kalmaz mı soluklar?
Kara kalemimden damlayan kara, senmişsin meğer. Ben hep seni çizmek için uğraşmışım yıllarca ve o çizemediğim hem de silmeye kıyamadığım eksik yüz seninkiymiş. Ben senle sevdim aslında beyazıma sadece siyahı çizmeyi. Tüm renklerimi kayıplığımızda demli bir çay gibi yuttum.
Yüzümde git gide derinleşen hüzün çizgileriyleydi kavgam. Her savaşta yenik düşmüşlüğüm onlaraydı. Tüm gülücüklerim sende asılı kaldı. Ceplerime doldurduğum hasretle yürüyorum şimdi yolları. Ayağım iflah olmaz yalnızlıklara takılıyor. Bizi bulmak adına kendimden vazgeçtim sanırken, dönüp baktığımda ardımda kalan ben değil hayat oluyor. Acı mayasıyla yoğrulmuş dünler, çalıntı yarınlar ve tam yüreğinden kurşunlanan bir ömrün portresi kara kalem satırlar…
Günün gecesine çeyrek var. Kalemiminse; günaydınlığına “bir” var. Tüm satırlarım hala uyanmamışken, hadi git harf harf tümcemden.
Pimi çekilmiş bir başkaldırıda yıkıldı umuttan yaptığım kaleler. Ateşten bir gömlek giydim; yıldızlar yağdı üstüme. Duvarıma astığım saniyeler düşüyor ellerime. Özgürlük beyaz güvercinlerin bile payına düşmüyor şimdilerde. Yazıyorum. Her mısra bir ölüme teslim bundan böyle… “Az gittim, uz gittim…” masallarına kanmayacak kadar yürüdüm hayat yolunda. Harabe kentleri buldu hep duraklarım. Darağacına astım feryatlarımı. Neye hüküm giymişse zaman, geçit vermiyor anılara. Kurduğum tüm teselli cümlelerini gözyaşlarıma sunuyorum. Düşlerim çınlıyor. Söylesene bana sevmek hangi düşten artakalan bir ıstırap? Bir çift ağıtla gidebilir miyim yarınlara? Adım adım içine yürümeye çalıştığım sevda neden açmadı ki mührünü bana?
…
Şimdi gün için gece, kalem için sabah. Hala gerçeğimde yok; ama satırlarımda gizli ismin. Sana yol almaktan yorulmuş son nidamı savuruyorum göğüme;
HADİ GİT HARF HARF TÜMCEMDEN… KALMA BENDE…
Bir sokak kedisinin gözlerinde sessizim,
yalnızlaştırıyor yüzümü beton giymiş kalabalıklar..!”
Ne açtığın boşlukları doldurabiliyorum,ne de yaşayabiliyorum içinde…Gecenin segahını mesken edindi yüreğim,umut mahsulu saatler bana varmadan ölüyor.Bir kapsüle sığmayacak kadar çoğaldı içimde yaralar,yarım bardak uykuyla susturamıyorum kendimi.Dilime acımı baglayıp haykırıyorum acım dinmiyor.Haykırışlar yetse de kırılışları anlatmaya,anlattıgını dinletmeye yetmiyor…
Ruh esir,aşk diri,kalem küskün….
İz bırakmış gölgelerle yaşanmıyor aşk kavradım.
Kapatılmamış defterlerinin ağrısı volta atıyor şimdi titreyen kıyılarımda,tanımadığım suretlerin hoyratlığını yudumluyorum avuçlarından.Eskitemediğin acılarına sattın sevgimi..!Halbuki ben yüreğine baştan borçlu yazıldığımdan bihaber, dünyaya sığdıramadığın ismini tek heceye sığdırmıştım…Yorgun düşmüş yüreğini dokunmadan tutmuştum ,”sus”olup sancılarında,su olup akmıştım yeşertmeye çalıştığın ne varsa.Sen bütün sebepleri buruşturup savururken çöp kutularına,sonuçları birbirine geçirip yollar yaparken ayaklarına,ben sadece kendime söylemişim anlıyorum…
Çok gördüm aslında herhangi bir zamanın içinde kaybolanı,ama görmedim kayboldugu yerde bulunanı..Sen kendını hep yanlış yerde aradın.Bulamadıkça vazgectin en insancıl yanlarından da.Anlık hazları diyarına hükümdar yaptın,koynundan cıkaramadın tek duyumluk dokunmaları…
Anlamadın yar hiç anlamadın,
Başını kuma gömüp yaşanmaz hayat…Saglam hatta sayısız köprü inşa etmek,köprülerde yaşamak hayatı nehri akmaz kılmıyor.Örülen duvarların arkasından bakmak ya da hayata,fırtınaları uzagına düşürmüyor.Kaçmak ise sadece çözümsüzlük zincirine bir halka daha ekliyor.Ve dayanılır kılmıyor yalancı söylemler acıları…
Emir verilmiyor duragan olmayana…!
Acılar yüzleşme istiyor,
yüzleşme kendine dönüp bakmayı ve tam burada başlıyor
aynalara yeminli dillerin firarı….
“Oysa firar katlanılır kılmaz efkarları ve üstünden
atlayarak aşılmaz hiç bir acı…”
Gün senin günündür artık…Sen,ben ve gölgeler denklemine yenik düştü bir yanım.Harcanacak tek bir “gel”im bile kalmadı hiçlik sokaklarında kaybolmayı emir biçtiğin ömrüne….
“Bir mucizeyi yok ettin,
Hadi alkışla kendini…!”
Bir korsan dagınıklığı şimdi bana kalan…Bakire bir yıldız bile kalmadı -gök-yüzümde.Hergün biraz daha artan bedeli ödüyorum,bilmem kaç kursun eskiterek yüreğimde.Dirhem dirhem sonlanan çağ hatırlatıyor unuttuklarımı anımsıyorum mesela tüm acılar mutluluklardan doğardı..
Varlığın kaybolan bir günün içinde kalsa da,kaybolan günün yamacından sessizliğe vuranlara atılan her ok gecemin karanlığında saklı…Geceyi kaybolan gün mü karartmıştı yoksa yıldızlar parlamak için geceyi karanlığa mı mecbur kılmıştı…?
“Cevapsızlığın körü,sarfet sarfet söylenmeyenler var,
söylesemde duyuramadıklarım…”
Leş kokuyorsa dizelerim…
Harcadıklarından,
Harcattıklarındandır,
Bil…
Sevgi dediğin,arsız duygulara kurban edilecek kadar ucuz değil..
Hala,
Seni yazıyorsa hala kalemim,
Aldıkların,
Verdiklerin,
ve
Senden degil,
Kalemin itibarındandır
Bil..(!)
KAHRAMAN TAZEOGLU
Ne kadar sessiz ağlıyorsan
Öyle sev beni
İçimdekini, yorgun kalbimi, sev beni…
Ne kadar da suskun zaman
Aşka ne kadar suskun dilim
Gözlerim konuşur anlasana
Bu hikaye senin ve benim
Yalnızlığımı anlasana, kalbimdeki sana olan hisleri yar.
Sen bensiz bir yarım, ben sensiz bir ölü, ben sensiz cana susar…
Gidersen peşinden gelir bu can…
Anlasana yar, duysana
Duyamadıklarını, anlayamadıklarını sussana…
Sus ve git!
Hayatımın basit kurallarından biriydin sadece
Kuralsız yaşarken hayatıma kural koymayı öğreten
Hangi ayrılık bi parçasını bizde bıraktı da, bizden kalan ne varsa aldı da gitti
Yolun başında bulduklarımızı da yitirdik yar
Ne yitirdiğimizi bulmaya çalışırken
Oysa kaybettiğimiz kendimizden başka bişey değildi
Kaybettin beni sevgili…
Bul beni kendinde, kendini bulduğun bende…
Bul sevgili…
Ne ben sığdım sana, ne sen kışı çevirebildin yaza bende
Bütün mevsimler ihanet varlığına
İhanetler tükendi, tükenen bizdik
Biz tedirgin düşlerimizle, gecede birkaç kendini tekrar eden cümleden ibaret…
Cümleler, kanayan avuçlarımızdan düşe kalka tırmanmaya çalışan kendi içinde anlaşılmaz hisler…
Gece biz, mevsimler biz, tedirgin biz, ihanet bütün benliğiyle sen…
Düş düşlerimden sevgili
Kendinden düş, bildiğin bütün düşlerden düş, düş sevgili,,,
İhanet,,,
kendini anlamsız kılan bu kalabalığın arasında kendine anlam verebilen tek insandın
varlığıyla bana anlam kazandıran insan…
sus ve git sevgili
sevdanın hası suskun olanıdır…
sus ve git…
sus ve git…
sustuklarımdan anlasana
neden bu susar bu dil, neden ağlar bu göz anlasana
sus ve git…
kalbini peşinden götür, bende kalmasın yar
bir kalp neden kanar
neden insan cayar kendinden
anlasana
sana olan hislerimi anlasana yar
kalbimdeki sesleri duysana
sen bensiz yarım, ben sensiz bir ölü
aaahhhh anlasana yaarrr
anlasana yar
yazdığım her aşkın satır aralarında
bildiğim bütün kelimelerden bir şiir biriktiriyorum senin için
anlasana yar
bildiğim bütün şiirler satır aralarına sığıyor gözlerinin
ne yazabilecek aşk kalıyor
ne senin için bir şiir biriktirecek satır araları
susuyorum öylece
yaz diyorum kendine, “sus ve yaz”…
nefesimde, ellerimde ellerini yazıyorum
ellerim yanıyor
sus diyorum kendime, bunca konuşan varken sen sus
ey yaarr, sevdanın hası suskun olanıdır
sus sevgili!… sus!
uzak kaldığım gülüşlerine nehirler seviyorum en mavisinden
hüzünlü bir bulut gelip konuyor saçlarına
yalnızlıktan gözlerim eriyor gözlerinde
gözlerimi gözlerine adıyorum
gözlerin bir nehir, gözlerin hüzün mavisi yar…
ne yol biter, ne yolcu ölür…
yol değil mi bizi yolcu yapan?
biz değil miyiz yolu yol yapan?..
sen değil miydin düşlerime girip, her geldiğinde yeni bir düş yaratan?…
ben değil miydim seni düşlerime alıp bir düşten öteye götürmeyen?
Mavi bir düşten ötesi mi olur, mavi bir düş…
Her suskunluğun gidişe sebepti yar,
her gidişin yeni bir başlangıca…
Ne yeni başlangıç kaldı hayatımızda
Ne yeni başlangıca adım atacak güç…
Bulmuşken seni düştüm düşlerimden
İhanet ettin yarr, anlamsız kıldın kendini
Ben kendim kaldım senin anlamsızlığına rağmen
Sus ve git, git sevgili!…
Bağışla beni sevgili…
Gidişin değil kalışın acıtıyor içimi…
Sus ve git yar…
Kalbimdekini anlasana yar,
Sen bensiz bir yarım, ben sensiz cana susar…
Kahraman Tazeoğlu
“Yalnızım çünkü sen varsın”
“gel” desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim
ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki “kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun”
oysa “gel” desen gelirdim biliyorsun
yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç
bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa “gel” desen gelecektim
gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
“kimseler biliyor”
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa “gel” desen gelecektim
artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa “gel” desen gelecektim
gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır
avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler
her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa “gel” desen gelecektim
susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma
denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım
siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı
ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa “gel” desen gelecektim
ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum
en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için
kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum
gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum
yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya
üstü kalsın ihanetimin
“gel” desen gelecektim
yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum
yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden
kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken
çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
“gel” desen gelecektim oysa
kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme
şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum
çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım
içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
“gel” mi diyorsun
herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
“gel” desen gelirdim
“git” dedin ve gittin
Aşka…
Rüzgara…
Ayrılığa…
Zamana…
eyvallah..
YILDIZLAR AZALIR GİTME!
BU ŞARKI YARIM KALIR GİTME!
Gitmek yazgısı asılmış boynuma,
Duramam olmadığın hiç bir yerde yar!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın,
Kavgadır kalbimin gözündeki fer..
Bir devrimin eskimiş yüzüyüm ben,
Derinimde puslu ihtilaller..
Gurbete gidiyorum,
Olmadığın yerin gurbetine…
GURBETE GİDEN DÖNER Mİ BELLİ DEĞİL BİLİRİM
BEN BİR KARAAĞAÇ GÖLGESİ BULDUM,
CEBİMDE ÜMİTLERİM…
Cebimde taşıdım ümitleri yar!
Heybemde ne var ne yoksa çalındı..
Yollarımı kesti haramiler..
Bir ciğerimi sökemediler,
Vermedim, içinde nefesin var diye!
Yanmış süt kokan sabahların eşiğinde bekleyen gece,
Gidiyorum işte..
GİTME AKLIM SENDE KALIR,
UYUYAMAM GECELERİ!
HİÇ AYRILMADIK SENİNLE..
Gidiyorum yar!
İçim köz…
Sözüm söz…
Gidiyorum!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın yar..
Ne beni seven ardımdan gelsin,
Ne düşmanlarım yoluma çıksın!
Bana bir tek kalabalığım göz kırpsın,
Arsızca.. Fütursuzca..
Tek dileğim ağlama yar!
Birgün gelir, bu hasret biter..
Ağlama yar!..
AĞLAMA YAR!
BİRGÜN GELİR, BU HASRET BİTER,
DÖNECEĞİM AĞLAMA..
BEKLE BENİ AĞLAMA!
Ağlama yar!
Bu aşka yanma..
Örterim de sokakları,
Öyle uyurum..
Yastığım olur bu kentin duvarları.
Ocağım tüter mi bilmem,
Gurbetin soğuk yalnızlığında..
Üşürsen ben yanarım seni ısıtmaya!
Tüter ocağın yangınımla.
Yanmasam tüter miydi ocağın!
YANMASAM OCAĞIN TÜTER Mİ?!
VEFASIZ YAR’E SÖZ GEÇER Mİ?!
HER GÜNÜM YALAN OLDU ŞİMDİ!
SEVDİM SENİ UMUT GİBİ…
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın..
Seni aramaktır, bulmaktır boynumun borcu!
Şehir şehir dolaşırım,
Kovulurum dokuzuncu köyden de uğruna,
Yine de yılmam,
Vaz geçmem seni aramaktan..
Üstüme yıkılan her durak,
Onurudur sensizliğe batmış yüreğimin.
Ve yokluğun..
Alır-gider neyim var neyim yoksa..
ALDI, GİTTİ NEYİM VAR NEYİM YOKSA.
KALANLARSA YALIN YALIN YANGINDI!
BU CAN BU BEDENDEN AYRILMIYORSA,
DAHA ÇOK ACIYLA YANACAK ÖMRÜM.!
Yanan, gönlümün direğidir.
Bir incecik sızı kalır derinimde..
Ve ben bu can bu bedenden ayrılmadan daha,
Yedi geceyi geçtim..
Yedi güvercin vurdum..
Yedi güvercin vurdum..
Yedi yıldız biçtim..
Yedi nehir içtim..
Yedi kez titredim bakışlarının karşısında..
Yedi yemin verdim..
Unutmak kadar acıdır bazen yaşamak!
Ve ne yeminler bozdum,
Geceler büyürken sensiz!
Ne yeminler..
NE YEMİNLER BOZDUM,
GECELER BÜYÜRKEN SENSİZ!
NE YEMİNLER BOZDUM,
YILLAR GEÇERKEN SENSİZ!
NE YEMİNLER BOZDUM,
TARİFİ BİLE İMKANSIZ!
SENİN İÇİN EY KARA SEVDA/M !
Senin için geçtim şehirlerden..
Seni aradı bu yürek olmadığın her yerde.
Bir tutam hayat buldum..
Kopmuştu, çekilmişti bütün suları!
Unutulmuştu bütün sözler..
Ben sözleri yokluğundan var ettim!
Sı dedim, içtim andımızı..
Kader dedim, “yaz” dedim.
Son çaremiz..
YANDIM AMAN, ÖLDÜM AMAN,
SARARIP SOLDUM AMAN,
KAYBOLAN YOLLAR, ARDIMDA SEVDA/N VAR.
BIRAKIP GİDEMEM!..
Gidersen yıkılır bu kent, diyor şairler!
Sen beni bırakıp da git(mez)din!
Peki o zaman neden ben seni arıyorum!?
Neden gitmediğim her yerde oluyorsun!
Görmek için kapanacak gözlerim..
Kör bir ölümü yarım bıraktın!
Yarsız bıraktın!.
YARIM BIRAKTIN BENİ
YARSIZ BIRAKTIN BENİ
YALNIZ DEĞİLİM,
ISSIZ BIRAKTIN BENİ..
Issızlığımı ıskalamış bütün kalabalıklar..
Ve çarpık hüzünler döşemişler,
Bu şehrin kaldırımlarına..
Oysa sen benden gittin gideli,
Hiç yılmadım seni aramaktan..
Yorulmadım..
Utanmadım..
Ağlamadım..
Ve ufka baktım..
Ve ufkum oldun!
Beni her sabah bağrına basan güneşinin,
Beni her akşam satacağını bilerek,
Bundan da utanmadım..
Gocunmadım..
Yorulmadım..
Kimseye dargın değilim!
Bir kendime ağlarım.
Bir kendime dargınım.
Öyle ağırım ki kendime,
Sen benden gittin gideli..
ÖYLE AĞIRIM Kİ KENDİME,
SEN BENDEN GİTTİN GİDELİ..
TERİM Kİ SOĞUMUŞ TENİME,
SEN BENDEN GTTİN GİDELİ..
ÖYLE BIKMIŞIM Kİ KENDİMDEN,
KURUDUM DÜŞTÜM DALIMDAN..
SANKİ RUHUM ÇIKTI CANIMDAN,
SEN BENDEN GİTTİN GİDELİ..
Gidişin bir şey eksiltmez ki yar!
Seni bulmaya çoğaltır beni.
Gitmeye giden gün batımları,
Hangi hüznü saklar benden..
Senden..
İkimizden..
Gözümün bebeğiydin yar!
Emeğimdin..
GÖZÜMÜN BEBEĞİSİN!
BEDENİM, YÜREĞİMSİN..
SEN BENİM EMEĞİMSİN!..
Emeğimsin yar!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın..
Kavgaydı kalbimin gözündeki fer!
Bir cebimde kan buldum, kullanılmış hayatın..
Alıp, bağrıma bastım..
Öfkem çaresizliğim anladım.
Öfkem çaresizlikti bildim.
Öfkem..
Çaresizlik..
Ölürsem, karanlığa gülümseyerek ölürüm.
Ve o zaman biter sensizlikte yaşıyormuşluk takliti..
Son kez yoklarım o zaman ceplerimi..
Son dikişte bir yanlızlık bulurum elbet kendime..
Ölümden korksaydım, aşık olmazdım yar!
Beni en çok yanlızlığım yaralar..
Meğer ne yanlızmışız insan olduysak..
Meğer ne yanlızmışız!
MEĞER NE YANLIZMIŞIZ İNSAN OLDUYSAK..
YAPRAK GİBİ O DA SESSİZ SOLMUŞSA!
YENİ GELMİŞ AYRILIĞA GÜLMÜŞSEM,
SANA OLAN SEVDAMDANDIR, BİLESİN!
Bilesin ki yar!
Eşkiya bir kahır biçmiş ömrümü.
Bir şiir yazdım,
İçinde ismin hiç geçmedi!..
Üstü kalsın,
Söyleyemediklerimden anla beni’
Sustuklarımdan tanı beni..
DÜŞLERDE SEVDİM SENİ, SÖYLEYEMEDİM..
SESSİZ ÖPTÜM NEFESİNİ, SÖYLEYEMEDİM..
SANA BEN ŞİİRLER, SÖZLER BÜYÜTTÜM,
SANA BEN GÖZÜMDE YAŞLAR BÜYÜTTÜM,
SANA BEN UMMAN-I GİZLER BÜYÜTTÜM,
SÖYLEYEMEDİM!..
Söyleyemediklerimden, sustuklarımdan anlasana yar!
Sevdanın hası suskun olandır!
Şimdi yaşadığın şehirde,
Dilimde suslarla kapındayım.
Açsana yar..!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın..
Tutsana yar, geldim işte kapına!.
Nefesin tükendiğinde, gözlerime çark ettin karabasanları..
Bir elimi sana verdim, ötekini aramadım bile.!
Ne seni içimden terk edebildim
Ne de sana terk ettirebildim içimi..
Yalnızdım hep, çünkü sen vardın!
Uçmak düşmeyi göze almaktı, uçamadım..
Kapında kaldım bir dilenci utancıyla!.
Öylece baktım uzaklardan…
Çünkü ben seni uzaklarda sevdim.
Ben seni tuzaklarda sevdim,
Ben seni yasaklarda..
BEN SENİ UZAKLARDA..
BEN SENİ TUZAKLARDA..
BEN SENİ YASAKLARDA SEVDİM!..
Ben aşkta izi aramam ki yasaklar sustursun beni!
Eşkiya bir kahır biçti işte ömrümü..
Bir yangın geçivermiş yamacımdan
Belki yanmaz taş-duvar ama
Büyük yangınların izini taşır yar!
Ve bilirsin uzun lafın da kısası olmaz,
Yüreğimi yaksa da hüzün..
Bulamadım şu yaralarıma en uygun azadı.
Sonrasında kavgalar.. Küskün ölümler..
Hayat bana öğretti,
Güneşin ve güllerin bir tek kendilerine batmadığını!
Aynı yollardan geçsem de farklı sehpalarda idam edildim hep!
Ne sen’li bir yarın bıraktın ne de nefret ettin benden..
Nesine yandım ben bu yarin ahh!
Nesine kandım. . .
Yandım, yandım da yine unutmadım en deli hüznü,
Kor oldum ateşlerde..
Yakanlara değil, düşenlere eğiliriz bir tek!
Öyle onurlu yanarız yandık mı!
Öyle dimdik yanarız!..
Anlasan yar!
Nasıl yandım sana…
Anlamadın yar!
Yalanın ve ihanetin insafızlığı bendeydi.
Eşkiya bir kahır biçti ömrümü..
Benden soruldu uykusuzluğun yük olduğu gecelerin hesabı!..
Yine de unutulmuş yaralarıma tuzdur adın.
Yollarımı açardı ölüm..
Ölüm gelirdi su gibi bakışlarından!..
Yarım kalmışsam adamlığım ölmedi.
Ölüm tökezletir sadece..
Korkma ben düşmem yine de..
Herşeyden geçtim de bir aşkı geçemedim.
Bir aşka yenildim..
Şehirler eskittim, kapında bekledim!.
Açmadın!
Meğerse ölümmüş aşk diye aradığım!
Meğerse sulara yazmışım seni….
MEĞERSE SULARA YAZMIŞIM SENİ..
MEĞERSE RÜZGARA ÇİZMİŞİM SENİ..
DÖNÜP AĞLAMA, SEVMİŞİM SENİ..
DÖNMESEM DE OLUR!
Dönmesen de olur ecelim beni aldıktan sonra!
Ölüm gelir, ben giderim!
Kendimi topladım ben hayattan..
Tuttum elimden, ağladım gözlerimi..
Aşk dedim attım içime!.
Sonrası kalbini meşgul etmeyecek kadar basit!
İçimde bir sen aşk içinde..
İçinde bir ben, sen içinde..
İçinde bir biz, bin hiç içinde..
Sırrın kalemine perde indirdim
Ve bir kez daha yenildim!
Eşkiya bir kahır biçtiği ömrümde,
Unutulmuş yaralarıma tuz olan adını aldım,
İşte gidiyorum..
İŞTE GİDİYORUM..
BİRŞEY DEMEDEN, ŞİKAYET ETMEDEN
HİÇ BİR ŞEY ALMADAN,, BİR ŞEY VERMEDEN..
YOL AYRILIMIŞ, GÖRMEDEN GİDİYORUM!.
NE KÜSLÜK VAR NE PİŞANLIK KALBİMDE..
GÜLÜYORUM SENİN YANINDA!.
SESİN YAKLAŞIR HER BİR ADIMDA,
AYAK İZİ ALMADAN GİDİYORUM!
GELDİĞİNDE KALBİM DE KIRILMADI,
GÖNÜL KUŞU ŞARKIDAN YORULMADI..
BANA KİMSE SEN GİNİ SARILMADI!
IŞIĞIMIZ SÖNMEDEN GİDİYORUM..!
Gidiyorum yar!.. Eyvallahhh..
KAHRAMAN TAZEOGLU