Şiirler
Şiir ve güzel yazılar
Kategoriler
- anlamlı sözler (105)
- aşk için (210)
- Ayrılık (125)
- Ayrılık Şiirleri (19)
- Benim Kalemimden (8)
- güzel sözler (36)
- hayata dair (37)
- hikayeler (43)
- Komik Şiirler (3)
- popüler yazı ve şiirler (84)
- Sağlık Köşesi (5)
- şairler (1554)
- A.Hicri İzgören (3)
- A.Kadir (13)
- A.Kasım BALTACI (3)
- A.Vahap Akbaş (2)
- Abdulbaki Kömür (4)
- Abdulhak Hamit Tarhan (5)
- Abdülhekim Koçin (7)
- Abdulkadir Budak (6)
- Abdulkadir Bulut (1)
- Abdullah Işılak (2)
- Abdurrahim Tırsi (2)
- Adem Ünal (1)
- Adnan Durmaz (4)
- Adnan Özer (5)
- Adnan Yücel (12)
- Ahmed Arif (13)
- Ahmet Altan (6)
- Ahmet Arif (14)
- Ahmet Cemal (6)
- Ahmet Hamdi Tanpınar (25)
- Ahmet Haşim (18)
- Ahmet Kutsi Tecer (19)
- Ahmet Muhip Dranas (36)
- Ahmet Oktay (7)
- Ahmet Özbek (11)
- Ahmet Özer (2)
- Ahmet Paşa (3)
- Ahmet Selçuk İlkan (75)
- Ahmet Süreyya Durna (10)
- Ahmet Telli (110)
- Ahmet Tevfik Ozan (4)
- Ahmet Uysal (2)
- Ali Kadir Bilgin (15)
- Ataol Behramoğlu (10)
- Atilla İlhan (67)
- Atilla İlhan (1)
- Avdurrahim Karakoç (176)
- Avşar Timuçin (57)
- Aziz Nesin (5)
- Bedirhan Gökçe (10)
- Behçet Necatigil (73)
- Cahit Sıtkı Tarancı (72)
- Cahit Sıtkı Tarancı (1)
- Can Dündar (24)
- Can Yücel (23)
- Cemal Safi (2)
- Cemal Süreya (65)
- Ceyhun Yılmaz (3)
- Cezmi Ersöz (67)
- Edip Cansever (1)
- Erhan Güleryüz (19)
- Fazıl Hüsnü Dağlarca (6)
- Haldun URAS (14)
- İbrahim Sadri (29)
- İbrahim Sadri (2)
- Kahraman Tazeoğlu (10)
- mehmet Çoşkundeniz (9)
- Murathan Mungan (126)
- Naşide Göktürk (12)
- Nazım Hikmet (7)
- öMer Hayyam (1)
- Ömer Köroğlu (1)
- Orhan Veli (2)
- Özdemir Asaf (40)
- Rıfat Ilgaz (16)
- Rıfat Ilgaz (15)
- Selim Akgün (18)
- Uğur Işılak (3)
- Ümit Yaşar Oğuzcan (89)
- Yılmaz Erdoğan (4)
- Yılmaz Odabaşı (29)
- Sevgi Duvarı (8)
- Sevgiliye.. (38)
- top 50 (3)
- Yılmaz Erdoğan (1)
- Yılmaz Odabaşı (13)
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Ağu | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | |||
Sayfalar
Etiketler
Arşivler
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Ağustos 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
Meta
| Subra gömlekleri içindeyim Zaman tanrı hem erkek hem kadın Amca oğlu beni bul Mahpus değilim Bir mahpusun saydığı günlerdeyim Dağlanmış dövmelerim okunmaz etmiş izlerimi İçimi olduruyorum. kazıyorum içimi Bazen isliğim çalınıyor kulaklarıma, bazen gelirken İçime attığım taşlar tıkadı sarnıcımı Ey benim ateşler kitabındaki babam |
| Bir yola çıkarken neleri almadık yanımıza Bir yangından neleri ilk kurtarmadık Nerede çürüttük Bir zamanlar her şeye kanan kalplerimizi Büyüdük, büyüdük sandık |
| bir sen kendini eskisi gibi hatırlıyorsun başak kapıları açmıyor söylediklerin kendinden eksilttiklerini hayat koymuyor geri dünle konuşuyorsun tüylenmiş öfken, için acımış bunca tükenmişken yıldızların bir erkeklik mesleğidir perdah |
| el yapımı kağıt üzerine el yapımı şiir ellerden sakladığın gün gelir elden ele gezinir herkesin içindeki ham içindeki çiğ düşman duygular insan içi eskitir gel geç buralardan gerisi zamanın işidir kiminin yüreğindeki zaman okutur geçmiş fermanları zamanda saklanan ham bilgiyi aktarır kendi zamanını aşanların kalbiyle el yapımı şiirin hâlâ mümkün olduğu kalplere. |
| Bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman karşı karşıya kaldığımız armalardır yüzümüzü parça parça aydınlatırken uzaktaki ateş yalnızca onlardır konuşan ve hatırlayan simgelerde çökelir mağmalaşır tarih armalanmış rüya ölü dil bazı anlar için çözer kendini sökülür taşınır çerçeve başka deneyimlere yüzümüze değen alev kadar içimizdeki çakım belirler bizi ve kendi karanlığına döner simgelerin dilsizliğinde karşı karşıya dururken biz armalardır her şeyi kararlaştıran bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman |
| akşam doğdu kollarımda sarnıçlar sularını saldı kasıklarından ince sızıların veyl diye dolandığı dar yokuşlar utandılar yoksul avuçlarından türküye uyandı yeller bir koşu taşınmaz yükler onmaz dertler açıverdi sabahın kapısıyla gecekonduyu uyandı mahalle uyandı mı insanlar bir tek kolların mıdır akşam sancısı ve bir de bizim Raif amcanın kırkbeşlik rakısı |
| Bir başıma kaldığım aşklar Nylon denizlerin şiirleri Nylon denizler posteri Deniz posterleri Boy pos naylon Nylon Aştı geçmiş zaman Gözyaşı taneyle Denizler nylon Kayısız kalıyor kayıt |
| Onlar ki bir zayıf vaktini beklerler, Öğren Dört mevsimden geçmemiş arkadaşlıklar aynı değil kalpte biriken zaman kılıçsız kalkansız arkadaşlıklarda |
| puhu yürekte gidenin ayak sesi ağır dönen kilit görünmez hayvanını yatıştıran mimozalı gölgeler sularda dünyanın batışı loş pencere,kör kapı,puhu |
| Gökyüzünde yapıştırma bir yıldız Şimşekler ormanında Bir tek yıldırım Selofan yağmurlardan sonra Yine patinaj Çekimine girdiğimiz Manyetik alan Dağılıyor elyaf ve aşk Sezon değişiyor Parabolik aynalarda Başka bir set kuruluyor Yepyeni bir dizayn Işıl ışıl göz alıyor megastar mikalar Klip hızında karton film derinliğinde Bir marka gibi yaşanıyor aşklar Merkezi sistem yönetiyor ayrılıkları, açıklamaları Acı yok. Can yakmıyor tuzla buz olsa da Dağılmış mika parçaları Kesin çözüm |
| Aynana baktım. Kenarında resminin durduğu Senin yüzünü kendi yüzüme yakıştırdım Kullandım bakışlarını, diş fırçanı, donlarını giydim Okudum bütün mektuplarını kitaplarını, defterlerini anılarını parmak izlerime geçirdim Talan ettim geçmişini, inin yağmalandı bittin Şebeken artık bende Şimdi tenini tenimle değiştirmeye geldi sıra |
| en güzel serüvenlerimizin gemilerini yaktık perişan ayaklarımızda yağmur sesleri çılgın saçlarımızdan kaçan dağınık ordulardık gözlerimizde paslı kilitler huysuz öperken korkunç sağır dudaklardık sağır dudaklarımızla uzun soluklu yağız atlardık yağıyorduk korkusuz |
| Şimdi çalışır durumda görüntü katmanlarımız Neyle astarlanırsan yanmayız yüksek fırınlarda Saçlarımız kızıl pas, dilimiz kayış Deltalara yağan yağmurlarda Islanmadı içimizin cam yünü Kurgusu kaderine terk edilmiş oyunlardı Parçalandı dağıldı Bir zamanlar her şeyi bir arada tutan O büyülü mıknatıs Hayatımızdaki her figür çıktı yerinden Şimdi bu yeni gözlerle Görmek ve alışmak İçimize durmadan akan onca yıl Sığa çıkmış çökelti Her birimizi başka biri yapacak |
| ucuz bir efsane alın gündelik yaşamınızdan bir İmge biçin kendinize pazarın ürettiği görünmez kumaşlardan ya da değişik tarihli parçalardan yüzünüzü ısmarlayın yukarıdan aşağıya üç soldan sağa beş üç beş kişi sığdırın kendinize yedeğinizde bulunsun malum, bu durumlar belli olmaz her çekiliş için farklı kuponlar bu durak olmazsa önümüzdeki durak ilerleyelim beyler öldürdükçe içimizi önde boş yer var |
| Çünkü sen bir samuraysın Çünkü o bir samuray Bir bulmaca gibi çıktın ortaya Parçalarını yanlış yerleştirmişler Ve sen bunun nedenini asla bilmedin Çünkü bir samuraysın çılgın savaşçı değiştirmiyor seni takvimler bir kılıca benziyor öne sürdüğün gövden kaynağı belirsiz bir ışık aydınlatıyor suyun verildiği yeri ve bilmiyorsun kapıların ardında ne var anlamak istemiyorsun seni bekleyeni Çünkü sen bir samuraysın Çünkü o bir samuray |
| beden dediğin aşka vesile insan ruhlara aşık olur sevdikçe başkasını kendini bulur ne hasreti öldürür, ne vuslatı ondurur bazı kalplerin kaderidir aşk bin kere inkar ettim hakikatım marifetim yadigarım bir kere olsun unutmak için |
| Kandehar, kalbe akar doğrudan gece Semerkant’tır, Nehrevan, dinleyeni kahraman yapan masal Buhara’nın gözlerini sil geçerken dışarıdan yardım almadan tek başına şiir olan kelimeler bazı şehirlerin adı kapalı dîvan kale kapısıyken anlam ve imkân toza kuma dumana şiir olan şehirler coğrafyadan edebiyata atlas değiştirirler ne kadar çıksan Alamut ipteki uçurum gölün gamzesinden ürperir Akdamar ne istila ne anahtar yazdıkça görünür başkasına yalnızca bir ad olan divan kendi zamanlarında görülmedikleri kadar |
| Güz beyleri Güz beyleri Kızarmış yapraklar saltanatı, nal sesleri cam çekiçler göğsünüzde hiçbir uyku silemez yüzünüzden yılın değil bu ömrün hazanı başka göklerden bir yıldız başka dağlardan bir ırmak başka atlaslarda yaşadı bağrınıza kadar battığınız gece hiçbir yağmur yıkayamaz artık bu duayı bulutların atlarla birlikte uyuduğu bir zamanlar sizin olan mevsimden bir yaprak düşüyor ne zaman gözlerimin önünden geçseniz cam çekiç yüreğimden kopmayan çığ Siz yoktunuz ben sizin mevsiminize geldiğimde |
| Maske ölmek isteğidir sevgilim takma yüzlerle yaşamak kendi tarihimizi büyük kopmalar gerekiyor büyük hayatlar için Kötülük her çağda din değiştiriyor unutmanın borçları ödeniyor ruhun imkanları adına Kundakçı laser yakıyor jeneriği Şairler gibi sözcüklere tapıyoruz bu dilsiz dünyada anlam ve kelimelerin içinde bulunduğu koma prova ediyor başka yüzyılların aynalarında her kip kullanım hattında buruşuyor aşk yoksa ölüm de yok boşlukta kenetlenen ilk buluşma çekimine girdiğimiz tarihin parçalayamadığı çekirdek Hiçbir oyun sonuna kadar masum kalmaz bunca reel yaşanırken cinnetin enkazı Metropoller hem İhtilal hem Devlet el değmeden ayıklanmış ruhun bütün kanalları yayına hazır oysa dehşet yatıyor derinliklerimizde dans bittiğinde birimiz ölecek Gümüş Kurşun hangisine sıkılmalı? geniş tut bu dansın adımlarını içimdeki demir kelebek başkalarının gözlerini kamaştıran savaş boyalarıdır imgenin dolaşımında bulmaca kayıtlarına Siyah Kare hikayeler kendi yasalarının içinden geçtikçe kramp içindesiniz yaygın vahşet günlük ölüm over dose |
| Yüzey kusuru tarıyor İlerleyici yaşlanma Likit dinamit Çözülüyor Kalbin taş kuyusunda Susuyorum susuyorum susuyorum Belki de korkuyorum Bir konuşsam ortaya çıkacak olan İçimin simyasından Kanındaki tutku yapan element Nefretin incelikli kılınan pelikülü Dinamit saklı likit gözlerinde Buluştuğumuz yüzey Sakin ekran Gülümsüyoruz steril Sıfıraltı işlemine kadar inmiyor davranışlarımız Kapılar açılıp kapanıyor Başka koridorlara ayrılıyoruz Gülümsüyoruz steril Oysa dehşet yatıyor derinliklerimizde Susuyorum susuyorum sonra şiir yazıyoruz |
| Sözcüklerin hepsi pusu İçindeki dilsiz çocuk Çengel yürek, sarsak adım Kırışmış kafesi yüzünün Bu rol sana sepya Alnın eski Türkçe yazısı Taahhütlü sözcükler Çık bu oyundan çık Her replik sobe Sözcüklerin gönderdiği yerden Kim sağ salim dönebilmiş geriye Çok azı gittiği gibi kalır gönderildiği yerde: metruk anlam, tenha dilek atomize edildiğin dil oyunlarının içinde saklı Grizu: karşı tehlike Kundakçı laser yakıyor jeneriği Gittikçe genişleyen bir perde kalır gittikçe genişleyen bir perdede |
| Hakikatim, mağfiretim yadigarım. Kalbini bende sınamışlar için, adadığım divanım.. Ömrümü hayat yapan bütün erkeklere, Bir kere olsun, Unutmak için, , , Nafile bin kelime……
Bu şiir 1494 defa okunmuştur. |
| Senelerce, senelerce evveldi; Bir deniz ülkesinde… ve belki de birbirine aktardığım defterlerin hepsinde bu şiir vardı: Senelerce, senelerce evveldi; Biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde |
| kimi tarih der kamu kara zulmüne gövdenin takibi sıradağlar kuşatır orman masal engeli kanlı bereket bilir uzun yola çıplak hüküm giyenler kırbada acıyan suyu kader kuytusunda bekleyen şüpheyi iman bir imkanken hayata günler sakal bırakır tuz yarası koynumda uyuttuğum ferman içimin körü müjdesi olmayan yol bile bile git |
| yalnızca aşk değil bu, yalnızca ayrılık değil, salgın bize geçmişten geçen kandan, tarihten, doğamızın bize kurduğu tuzktan kaderimizden ve yıldızlardan geçen salgın yalnızca bir humma değill bu, ellerindeyiz bilmediğimiz bir tutsaklığın damarlarımdaki kana hükmediyor |
| kaç kişiyim bu yalnızlığın ortasında bir boğa, bir leopar Arena ve Opera İyot ve Rüzgar Arsenik ve Sözcükler arasında yüzüm çalılıklarla kaplı aralayan gözüpek avcılar için parslar geziyor kuytularında iyi yürekli bir canavar saklanıyor yazdıklarımın ve yüzümün satırlarında kendim için büyük bir tehlikeyim artık |
| ihanet bildirir sarı ferman aldatanla aldatılan daha ferman üzerinde el değiştirir yoluna katlanmadan önü kesilir kalbin aklın sezginin her menzilde çözülen gerçek biraz daha kaybedilirken sararır gülümsemekten ferman okunmayacak kadar anlamını yitirir yazılanlar sonunda güneşe tutulmaktan dokusu çözülmüş lime lime bir gerçeklik kalır herkese hiçbir işe yaramasın diye çünkü ihanet anlaşılabilir bir şey değildir |
| nasır bağlamış elleri yüreğinin kapısını yıllarca kapalı tuta tuta yağmur öncesi bir buluta gizlenmiş unutmuş olsa gerek zorludur, öç alır pişmanlığın elleri getirir kor insanı bilmediği bir hududa |
| kimse öç alamaz benim masumiyetimden dizelerdeki zehirle kaç hafıza gezer dilimin altında bilinen yılan dağları iğne deliğinden geçirir kimsenin zamanına uğramadan tenha kin uzak gölge hileli ah kimseden sorulmaz ki gövdeye indirilmiş sözlük taze hikayelerle yamanır yaralı bellek damarlarımda sahipsiz akan ancak şiirle söyleyebiliriz: kırmızı netice, kızıl kin derin, çok derin toprağın bilinen sırlarıyla aştım sandığın bir eşiğin ayakları altında |
| bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize bazı ırmaklar öldükten sonra kavuşurlar denize taşkınıyla bir tek dizenin sular altında kalan kitab ölenin, kavuşanın eski aylardan şaban yıldzımsın Arabi gökyüzümde ben öldüren ırmağa hala vuruyor ışığın biliyorum az kaldı denizime biliyorum bu ferman çıkmaz bir yere ben gittim, murathan kalsın sende |
| pala ve sicim ülkesinde sudaki suya söylenen gazeller eksilen şiiri kılıçla tartan hiciv yada ölüm marifet remizleri hayal ile hayal ikiz yeminler suyun içi boş sudaki suç fermanlardan damlayan kırmızı harfler adı unutulan putlar için saklımızda kalmış onca tören şimdi arasta vakti biraz aşk hatırası biraz meydan biraz akşam yorgunluğu istiyor cengaver kinleri içinde kalmış düşmanlar ve aşıklar akşam oldu şimdi vazgeçmek ya da uyumak zamanı. |
| aynı tünellerden çıkarken yitirdiğimiz düşler birlikte kamaşan gövdelerimiz karanlıktan ışığa ürperen ten başka yolcularını bekliyor şimdi kara saplanmış tren ayrıntıların bağışlamadığı nabzımın vuruşları bir başkası olarak yaşadığın serüvenlerde tedirgin gövdelere yerleşen bukalemundan kalan nem korktum ve kaçtım alabildiğine kara saplanmış trenlerin yolcusu olmaktan; uzak durdum pişmanlığın kovanındaki içe dönük kurşunlardan mezatlarda dağıttım neyim var neyim yoksa unutuşla örtüldü belleğimin eteklerinde sönen yanardağ her seferinde erteliyordum büyük vazgeçişi bilet değiştirmekle oysa hiçbir yolculuk taşımıyordu beni hiç bir yere başka yolcular değildi bekletilen,yolcular başkalaşıyordu saplanmış trenlerse aynı tünellerde ilk karı bekliyordu. |
| Adını unuttuğum gece parklarında kaç kez aldattım seni Ben ihanetle öğrendim sadakati Kaç kez ucundan döndüm parlak keskin metalin Artık kimse öldüremez beni |
| bozgunlarla sağlamlaşır Ütopya Kalesi dağılmış parçaları bütünler yeni zamanlar gümrüğünde yol ayrımını doğru bilenler hiçbir aşk ve macera tanrısı yola çıktığı gibi dönmez geriye kabuk bağlar yüzümüzdeki gölgeler unutarak ve vedalaşarak geçilen durakların birinde inmemiz gerekir bindiğimiz düşlerden hayat belki başka biri yapar bizi bir melodram öğesi olarak umudun da, umutsuzluğun da aşıldığı o altın dengede biliriz içimizdeki avdan yorgun dönen akşamlar ne kadar bütünlese de parçalar |
| sesinin kınında bekleyen akşam gözlerindeki nazara kurşun döktüğüm kelimeler kuraklığın derinliğinde hileli beyazlık rüyaların asılsız eteklerinde kamaşan su seni bana kavuşturan aşk mürekkebi kör eder kelimelerin gözlerini kalbim beyanımdır gitmeye duran kanda kurutulan veda sözleri nice söylense hiç söylenemeyen kısa süren aşkın uzun vedası sönmemişken gözlerimizde ilk günkü gibi tutuşan fer yolunu bekletir bitmemiş ferman ne kalan kalır ne kimse gidemez buradan |
| saklama yüzünü suya benzetilmiş kelimelerin ardına kalbinden söktüğün çadırı zamanın gaddar haritaları yol sensin ulak sen kalbindeki zarf ulaştır bunu yerine ömrünü tamamlamadan |
| kokladığın gülün kokusu kalmış sende baktığın denizin tuzu geçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstüne kuzeydeki pencere açık göçebe bin bir gece sözcükler sökülmüş bir anıyı |
| Yolcu bir mağaraya uğrar Ve olaylar başlar Kuzey ışığı, doğu rüzgarı Ey içinden geçtiğim ateş Mağarada ejderha uyanıyor |
| Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Bazı nehirler tükenmek için akar Günlerce gezdim bu mısraın haysiyetiyle Benimdir Sormuştun bir keresinde Sen çok aşık olmuşsun bense ilk Yalnızca buymuş gibi aramızdaki eşitsizlik Oysa aşk siyasetnamedir Sınıf duvarlarına asılan ferman kesinliğinde Evet, çok aşık oldum senden önce Ama seninle öğreniyorum sevmeyi Kırk yılda öğrendim şu kadarcık gerçeği Şimdi hem aşığım sana hem seviyorum seni Sırf bu sözün hatırına yirmi yıl sonra yeniden oku bu şiiri Senindir Ferman senindir |
| mutlu günlerimizdi… deniz tuzu,dövme gül yanık tarçın gibiydik rüzgarın saçlarımızı taradığı yamaçlarda ikimizden bir bayrak dalgalanırdı birbirine bakan tarihin ve otların arasında adı yoktu yaşadığımız şeyin bir boşluk bile değildi bu onca boşluğun içinde yontulmamış birkaç harf taşlar kadar tarihe kefil günler gibi düşünülmeden akıp giden otların gölgesindeki gece kadar derin ay ışığıydı her şeyi sessizce bütünleyen bir dönüş biletiyle kırıldı gece |
| Kibritle oynarken yangın çıkaran sarsak yıllar Bir daha hiç geçit vermeyen veda sözleri Yılların sıradağlarında uzaklaştı bizden Yüreğimizden kopup giden ayrılık trenleri Biliyorum aynı lambaların aydınlattığı yalnızlıkta geçti Aldatılmış duygulardan ayrı ayrı geçerek vardığımız korunaklı siperler Senin içini ürperten geceleri ben duymadım mı içimde? Hayat herşeyi alır sanırken Oyunlarımızı ıslatan yağmurlarda kaldı Bir bizim icat ettiğimiz saatler İlk öğrenilen yalnızlık aslında geç keşfedilir Dalgın resimlerin derinleştirdiği mazi Gün gelip bütün zamanları ele geçirdiğinde Anlarsın başkalarına giden bizden çalınmış günler Ne zamandır buradayım Gel öp beni Neredeysen ve nasılsan önemi yok gel öp beni Suyunu,uykunu,azığını uzun tut gel öp beni Birbirimizi bağışlayacak,birbirimize yeni sözcükler bulacak, Ölmeden önce yeniden görüşüp konuşacak yaşa gelmedik mi? İkinci ufkun saatindeyiz şimdi Gözlerim trenlerde,gel öp beni. |
| Bundan önceki hayatımın içinden geçiyorum önceki hayatımdaki çölden geçiyorum şimdi iki yanında yükselen uzun binalara aldırmadan burası çöldü biliyorum o zaman da çöldü bu zamanda binaların örtemediği çölü görüyorum eski bedenimde aldığım öldürücü yaralar yalnızca birer leke şimdiki bedenimde yatağan, saldırma, ok mızrak fal gibi saklı duruyor derinimde kutsal kitaplara dilini veren şiir birer leke dilimde bir zamanlar gördüğüm bir rüya bu şimdi içinden geçiyorum görmüştüm görmüştüm görüyorum |
| kendine seçilmişler için bütün işaretler aynı yolu gösterir senin yolculuğa çıktığın yolu kime çıkar, niye çıkar, ne çıkar, kim bilir kimin kimden aldığını doğrular yarım yaşanmış yılları hayatın gölgesinde kalmış gölgesizler, yaşayan ruhlar göçmen bedenler kaç tarihten yapılır bir tek kavim öğrendikçe susmayı sözünü bekletir içinde durmadan ertelediğin ihtiyar gençliğin ve geleceğinle büyüttüğün kayıp kavmin çocukları bir bir içinden geçerken kanat hareketlerini yineler dünya kurulduğunda katledilmiş yarınları yarım kalmış melekler bazı hayatlar yaşandıkça bulur anlamını bazı hayatların yaşandıkça çıkar boşluğu hayat ne uzundur aslında ne de kısa ne yaşadığıdır yalnızca bazı pişmanlıklar hayatı kısa kılar bazıları için çok uzundur tekrarlar maceramızın incisi anlam |
| Adını arayan rumuz Eylüllerden yaz yap bana Bir dönümlük bir dünyada Şiirim mıntıka temizliği Cam şişelere koyduğum Eylüllerden yaz yap bana Bir dönümlük bir çocukluk gökkuşağı uçurtma mayın mantar ütopya yalancı mücevherler gibi birbirine benzemeyen şiirler yazdım okyanusa karşı ağladım sonra Bak ay karışıyor akşama Acemi mevsimlerdi Aşk adı altında yıllarca tek kale top oynadım Cam üfledi şiirlerimi Batık gökkuşağı, patlamış mayın yırtık uçurtma Eylül gelmeden bavulumda ütopya Kendime trenlerden ayrılık aldım bak ay karışıyor alnıma Adını arayan rumuz bu mantar sende kalsın Yırt at bu şiiri okuduktan sonra |
| Ay boşalmış gökyüzünde Dağılıp gitmiş tekneler Kimsesiz denizlerde çalkalanan Yıldızları söndürülmüş geceler Hatırlanacak ne bıraktıysak geride Islıkla çalıyoruz sözlerini unuttuğumuz şarkılar gibi hangi limanlarda kaldı kim bilir bir bizim sanarken ömrümüzü yazdığımız okunaksız defterler kim dikti önümüze bu görünmez engelleri deniz karanlık |
| aile atının soyundan indim karaağaçlar altında biliyorum beni bekleyen hiçbir şey yok rüzgarın derin mezarlığında ürperen soluk bakışlı bir ay,sessizliğimi oluşturan o derin,o siyah boşluktan başka ne çılgınlık için gürültülü gösterilere adandım ne davranışlarımın imlasında uyuşmuş kalmış itirafları coşturmayı düşünüyorum hüznümün arkadaşlığına kaldım karaağaçlar altında |
| II saraylı bir günahı gizleyen gecenin feracesinde doludizgin bir şehvet gece gözlerinin âzade tiryakisi hâlâ bir çenginin sevdasına müebbed onlar ki azaltarak kendilerini dağlanmış memeleriyle sarar cüzzamlı yüreğini |
| ağır yol, uzak yapılar yaklaşmak için yaklaşık tanımlar onlarla çıktık yola yollarda kaldık sis bastı her yanı tutukluk çeken silahlar gibi sözcükler, fısıltılar, mırıldanışlar eksilerek vardık bir yapıya O mu, değil mi? Kim bilebilir şimdi kılavuzlar şehit şehitler hain gözlerimiz karanlık bir pusuda çoğumuz büyümüş, kimimiz ölmüş kendimiz bile tanıdık değiliz artık gözümüzden silinen düşün sabahında önümüzde açılan yeni bir uzay Şimdiki Zamana ait bomboş ve ölü anlar ne başka yer ne başka zaman bizler için hala biryerlerde çalınan sis çanları var belki bir gün buluşur diye aynı ormanda kaybolan çocuklar |
| Hanlarda uğuldayan çılgın hayaletler çölün zamansız epopesinden gündeliğin sefertasına daralan günler çimentonun aktığı oluklarda çimento akıyor harfler soluyor |
| Kanını değiştirir suyla Birkaç dönemeç önceki ölü Tuzunu yıkar deniz Suyunu değiştirirken ırmağı Denize tılsım dağlıyor Kurşun yayılıyor tenine Ağır Ağır Kurşun Birkaç ölü her dönemeçte Bir ırmak kaç büklüm dönerse Doğuya edilen yemin Kan, tuz, ölü hakkı Kollarına çoğalan ırmaklar Geleceğini tasarlayan coğrafya Tarih ve yemin kuşatırken toprağı |
| aşk dediklerinde çocuktum. gözlerimin kesilen ellerden yapıldığını öğrendiğimde bir katliam gibi sevişmeyi düşünmezdim, çoktum onlar ceset kuşlarıydı deniz en büyük ölü afrika uyanmıştı ya ben boğulmuştum |
| aydınlığın duruyor giderken bıraktığın aynalarda domino taşlarında söndü yıldızlarım senden sonra |
| İçi dışı boş sözler hüzünlü manzaralar şimdiden bütün dillerin lanetlediği anlam dilimizin ucundaki uzaklık başkalarının cebinden çaldığım ayna yüzümün eşi yok bende gündüzler umurumda değil umurumda değil bekçi kulubeleri geceler,kıyasıya tekil serüven geceler kantaşı geceler,ayrı düşmüşleri birleştiren yalnızlık kapalı zarf yaşandı son günler yaralar ve anılarla mahsur kaldık zarf atmayın! hepiniz biliyorsunuz cevabı beyaz kağıt artık ayrıldık. |
| Yaratıcı ruhun tırnakları Kırmızı film Vamp bir vampir Kaynak yapılıyor Ruhların geçmişine Oksijen maske Korkunun alt yazısı Kullanılmış biletler Deri jartiyer Siyahı Sahaflara düşmüş Sivri topuklar çeviriler Derinleşmeden kullanın Bütün korkuları Fil dişi vampirin Ve gece yüzölçümü pelerini Olmayanı yazmanın romanı Kuralları bile değişmiş Nasıl öldürüleceklerinin Herkese bir tane kırmızı film Satrancın 64 karesi üzerine Çarpılan sayısız oyun gibi Aynı kan farklı kurular Doğadaki üç ana renk Yalnızca sekiz nota Ne kadar az ve ne kadar çok Atomdan bombaya giden Kan karanlığı yollar Olmayana inanmanın sineması Dişlerindeyiz vampirin |
| o zaman söylediler:metal yorgunluğu daha dediler yılların var oraya nice süslerden sonra ulaşılan bir yalınlık gibi nice bütünlüklerden edinilmiş bir kırgınlığa eşyanın karanlık kuralları etin acı tadı bağımsız kurgusu zamanın yetmez görünenleri anlamaya daha dediler yılların var zamanın biriktirdiği derinlik |
| Yere düşürülen bir bıçak sesi Kristali tuzla buz olmuş gözlerinin biliyorum ay kanatıyor ne zaman susak geceyi Kendini benim yerime koy Oğul öksüzü babalar yerine Susmayalım. Bıçak uyuyor kelimelerin kalbinde Kanlı bir şerbet gibi akar dururdu |
| uzun yanlışlarla battı gemiler geçtikleri her yerde İçindekiler toy rüzgarlarda ne kulaklarımızda siren sesleri en fazla neyi bilebiliriz şimdi örgütlü rastlantılarda her şey sessizliğe güvendi |
| Hem kendine kıydın Hem de bana Ardına bile bakmadan gidiyorsun şimdi Hey delikanlı Hey delikanlı Sırtımda unuttun bıçağını Ne kadar gitsen de uzağa Kanımın izi kalacak avuçlarında Hey delikanlı Hey delikanlı Geri döneceksin Bir dolunay vakti Geri döneceksin Gömmek için Beni öldürdüğün yere Kendini usulca Aşka, şiire, ölüme bırakmış Ve çoktan toprağa karışmış Bedenimin sırtında Bulacaksın ay ışığında bıçağını Kanını silip alacaksın koynuna Saplamak için başkalarına Hey delikanlı Hey delikanlı Unuttuğun bu kadar mı? |
| ferman siyahı ya da siyah kan nereden okuduğuna bağlı aşk körü gözlerin kendini inandırdığı falı bir hikayeyi sonuna kadar yaşamak uğruna fermanın okunmaz siyah olanı görmezden gelinen karanlığın kanıdır oysa en kısa fermandır siyah olan |
| biliyorsun sen bunu en son duyulan ayak sesi ve üzrine kapanan demir kapı çıkıyor musun bu sefer, yeniden mi giriyorsun içeri anlaşılmıyor şarkıdan anlaşılmıyor joe gençliğimizin polisiye günleri kendi romanlarımız içinde uydurduğumuz adlar sanki o romanlar sahi de yaşadıklarımız yalan unuttuğum adların gece parklarında kaç kez aldattım seni çok zaman geçti herşeyin, herkesin üstünden ben seni en çok dizlerin titrerken sevdim joe çık saklandığın yerden joe çık ortaya saklandığın yerden |
| Söyleyin dağlara rüzgara Yurdundan sürgün çocuklara Düşmesin kimse yılgınlığa Geçit vardır yarınlara Göç yolları En büyük silah umut etmek Yolverin kanatlı atlara Dağılsak da göç yollarında |
| Kovulmuşken hayatın bir yerinden Yalnızken, umarsızken Öfkeni dillendirecek bir eylem ararken kendine Diyelim gecelerin o tekin olmayan serüveninde Paranoya kıvamında ilişkiler yaşarken İmtiyazsız karanlıkların suçlu zevklerine Yasağın büyüsüne, hayatın ve gündüzün Öte – yüzüne sığınırken Ve intihar manifestosu gibiyken bütün duyarlıkların Ansızın bir dize gelip takılır diline Bir can simidi gibi en kurtarıcı keyfiyle Bir zaman seninle kalır, yanıbaşında, Zaman içersinde yer değiştiresin Diye kendisiyle bir gönül erincini, en düpedüz anlamıyla yaratmak eylemini Yaşarsın bir dizenin dizlerinde Sonra uzaklaşır senden, Gözden kaybolur Büyümüş, çoğalmış bir şiirin derinliklerinde Ne senledir oysa, hep senledir oysa Gecelerin ötesi dediğin şey Kendin için yaşadığın sinema |
| Bir omuzuna attığı kolan Bir omuzunda samanyolu nehir yataklarında bir ayağı ötesi görünmüyor kamçılı karanlıkta suları sırtlayıp geçmişti buradan Çolpan yıldızı hangi dağlara düştü? Ergir mi demirdağ? Bıçağın sayada hafifliği boşuna Boydan boya göğsümü geçen yaralı hayvan Adadım yüreğimi ardından giden aya Dilsizim ve adsızım şimdi ay, saydam kuyu |
.
| Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin derdi ,Öğretmenim. Bunca yıl.bunca yol,bunca hayat ve kitaptan sonra Bütün kelimelerin altını çiziyorum -Öğretmenim ,artık izin istiyorum |
| aşıkken tamamlanır düşmanken yarım kalan tehlike ketum hançer, çiğ rüzgar künyendeki kaza benim adım yatışmaz artık içimde başlattığım hikaye ben her yerden aşka çıkarım ırsıdir aşk |
| Ateşin gizini bilen tılsımlı kadınlar gördük orada denizi yatıştırıyorlardı azalan kokusunu yeniliyorlardı otların bir başka zamanla yamıyorlardı günün eksilen yerlerini gece büyümesi sözcükler armağan ettik taktılar gerdanlarına hem yanı başımızdaydılar hem fal gibi başka zamanlarda fısıltılar rengindeydi gözleri usulca açıyorlardı göğsümüzdeki yapraklarını esrimenin ucuna kadar gidilmiş düşlerdi birlikteydik hem ve yalnızdık bir bakıma |
| Kanla geçen kalıt o yabancı tehlike bir kara büyü bırakır gibi geçmişime bıraktım şiiri kullanılmayan silah içimdeki ışıklı parça bende kaldı yazıda yaşayan ikiz uykudaki cinayet bıraktı peşimi kan dondu cin öldü ruhlara karıştı şiir hiçbir yangın işlemiyor artık içime benim gördüğüm aynalar görmüyor artık beni |
| insanlar ya ölürler ya terk ederler bizi yalnızlık yalnızca yalnızlık çizer kaderimizi |
| Birbirinde arınan iki nehir gibi Birbirimizden geçerek Çıktığımız açıklık Ruhlarımızı yeniden bölüştürüyordu bedenlerimize Uçurum içini çekiyordu Orman fısıldıyordu Kumlarını silkeleyen göçebe bedenin Yeniden düşüyordu yola Görünmezin atlarıyla uzaklaşıyordun Erkekliğin sütunu bıraktığın Tuzlu dudaklarım Ardından bi şiiri mırıldanıyordu sana Uçurum, orman, ay ve bedenindeki birkaç işaretle |
| Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana Mendili kan kokan sevgili arkadaşım Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın macerasında yolun sonunu söylüyordu günahkar iki melek olan sağdıçlarım al birkaç bulutlu sözcük Benim ruhum nehirler kadar derin! arı bir sessizlik duruyor öpüyorum seni boynundaki yaradan tılsım tamamlanıyor Adın yoktu tanıştığımızda Adın yoktu tanıştığımızda Şimdi adın var Omayra, bu adı verdim sana seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün sığlığın, sevgisizliğin Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra |
| Kamçılı karanlıktı geldin üstüme Bütün masalları dolaştın Ay zeytin gece Ay vurmuştu alnına Perçemlerin Tokat akıtması Yorgundu atılmış yılan derisi Değiştirilmiş güvercin gömleği tende Nereye gidiyorsun, dedim Zeytinlerin arasından Siste silinip giderken yollar Aydı zeytindi geceydi Korkmadım bağırdım ardından Aydaki zeytindeki gecedeki delikanlı Nereye böyle Aldı rüzgar sesimi duyurmadı Vurdu geçti durduğum yeri Gümüşünü silkeledi yüzüme Atının kanatları Ben öldüm, ölüm bulunamadı Kamçılı bir karanlıktı Hikayemin gecesini dürdüm de Kimse çıkamadı dışarı Ay kaldı zeytin kaldı gece kaldı Sis kaldı yollar kaldı Karanlıktı |
| sol el saklı bıçak kanadım gittim kendimden kendimi bir başkasının ölüsü sanarak bütün karşılıkları birden çalışan simgeler gibi bunun için aşk eylül bitiyor sevgilim |
| herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar kendi külünde söner bütün rüzgarlarına yazıldığın akşam ateş tadında kum tadında kalarak al ağrını git burdan uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur seçilmiş taş milyonlarca taş arasından daha yolun başında görülüyordu ömrünce sızlayacak |
| parmak uçlarımızda gezindiğimiz tenimizin kaçıncı yazmasına bir erkekle başladık kıyılar eğirdik gözlerimizden yağmurlu ezik bir boğayla uyandırılmış sabahları gençliğimizin belleğimizde dağılan trenlere dalardık koynumuzda akşam saklamaları ve zaman çizgileriyle yitik kaçıncı volkanıdır bu munis şehvetimizin ki güz yontan bir rüzgardan artakalmış tutanakları |
| Ordadır yazın eskittiği otlar arasında uzakta bir nehrin gürültüsünü kazar masmavi usturalar abanoz ağacına Ordadır Ordadır, bir devin tavşan uykusunda serin çiy vakti çimenlerle konuşur |
| Yazmam daha aşk şiiri, Diyenlerin kervanında kışladım Çöle yağaerken donmuş levhalarda kar sureti İmkansızın bereketi Gözümü alırken her yanımda ışıyan gençliğim Kimin yaşındaydım bilmedim. Geceleri heceleyerek söktüm Kelimelerle dokundum dünyanın hallerine Halk türkülerinin serçeli kafiyeleri Görmenin gevşeyen bilgisi Kimsenin yaşına değmeden Bildiklerim kadar unuttuklarımla da seni büyüteyim. Biliyorum, yenilenenler geçmişe kadar kaçar birinde Rüyasında koklanmış karanfilini Fatih’in Bir sikkenin ilk basıldığı günü hatırlıyorum İlk şiirimi üzerine kazdım ben |
| İçimdeki hayvanın suya indiği saatler tılsım ve kum gümüş kadar çıplak altın kadar bulanık sükut ve konuşmak ve olmamış şeyleri hatırlamak Hatıra diye içimdeki hayvanın suya indiği saatler dışındaki derin uyku dile kaçtım cinnetinden, cehenneminden dile geçtim dile gelmezken uykudayken söylediklerim kum söndü tılsımla dindim |
| gün ışığıyla yıkanmış küskün bir yıldız gibi akıp geçtin sessizliğimizin üstünden oyalanacak bir şey bile bırakmadın tozlanmış,dalgın bakışlarımıza ne zaman,nerede bir şey yitirsek burada bulacağımızı sanırdık bu sandık odasında mümkünmüş gibi balkonda unuttuğumuz nice yazlardan sonra… |
| Ne zaman onu düşünsem sektirmeyen muşta, içe dönük gönül burcunda doğanlardandı çıktığında yola, vakitlerden kırlangıç yıldızların adsız kervanları için tutulan defterlerde adına rastlandı çok sonra ipek örtülere bürünmüştü mağrur ve vahşi ne yapsa sığmaz artakalırdı çocuktum, yollarına çıkardım |
| I-
ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım II- katilimsiniz en azgın sularda |
| zaman seni şimdi tanıdım her şeyi kaybettikten sonra zaman seni kullanamadım kendime tanıyamadım seni zaman suçumu biliyorum senin işini yapmaya kalktım zaman ayrıldım ayrıldım ayrılamadım zaman ne yaptım ben ben ne yaptım |
| yanılmayan iki el kapandı birbirinin üzerine gözleri sisli kır, ad kavmi kırık mühürler yılların derin kalıntısından bağışlamasız bir duruş seçti kendine sanki artık hiç bir şey kımıldatamaz içinde küllenen o beyaz pişmanlığı her şeyi sessizliğiyle bütünleyerek geçiyor kullanmadığı günlerin içinden başka ellerin kurduğu bütün saatleri bırakmış tozlu ayrıntıların zulmüne akşamsefaları gibi dalgındı geçen yaz sonu onu görmeye gittiğimde benden öteye bakıyordu benden çoktan geçmiş bakışları bir tek yağmurun sesiyle tanıdık bir şeyler geçiyordu yüzünden bir ölünün anısı kadar belirsiz bir aydınlık nasıl birikmiş içinde bunca süzülmüş acı, nasıl ulaşmış içindeki tedirgin erince kopkoyu bir kötülüğe dönüşmüş onca hayal kırıklığı kayıp kıtalar gibi baktık birbirimize. Tamamen silinmiş aklımdan eski fotoğraflarda buluştuğumuz yer Oraya nereden gidilir şimdi? Oysa karşımda oturuyor O opal lambanın gölgesinde iyi eğitilmiş kötülüğün bütün incelikleriyle Bir de vazoda tozlu güller… |
| iki çıplak yara iki çıplak düşman şimdi karşı karşıya artık herşey olabilir artık bütün dünya karanlık imkan geç geçebilirsen ruhum bir daha buralardan aşktaki düşmanlık değil kendinin sonuna geldi mi aşkta zafer olmadığını anlayana kadar |
| Bir yıldızdık gökyüzünde parlamaya çalışan kenar evren çocuklarıydık. kardeşlerim kadar sevdim seni. Barış kadar Fırat kadar sevdim. terk edildik evrenin her galaksisinde. parlamaya çalışan birer yıldızdık kardeşlerim ve ben dağıldık evrenin kimsesizliğine biliyordum yine de biliyordum kise gelmeyecekti kise olmayacaktı uzay boşluğuydu gözlerimizde. evren bir varoştur sevgilim Barış bir boşluktur gözlerimde. Fırat suyu kan akar terkeden babam kadar Fırat suyu kan akar. Yüreğimde sevda gibi aşk gibi bir sızı akar. şimdi sevdikçe evrenin sonsuzluğu dağılır gözlerime. evrenin sonsuzluğu gözlerinde. sevdikçe bir yıldızdım gökyüzünde. kimse tanımayacak kimse bilmeyecek ve bu şiir de yine başkalarının sanılacak kimse bilmeyecek seni, , beni kimse bilmeyecek. |
| yaz inceliyor, güz bizse hiç büyümeyen rus bebekleri bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk hadi birimiz uyandırsın artık ötekini birbirinin karanlığına kapatılmış birbirinin içinde tipiye tutulan her kozaya ayrı biçilen uzun kışlardan hadi birimiz uyandırsın artık ötekini ilkgençliğin yazıları bitti. Şimdi bırakılmış çiftlikler yağmurlarla boşalmış leylek yuvaları elimizde sorular, gün yeniden dağıtıyor kalanlar için yazılanları yaz sonu yaz sonu yaz sonu Biliyorum yine haziran yine temmuz yine ağustos |
| I. Coşkularımız yetim kaldı. Yoksul kağıtlarımızı onarmıyor artık şiirlerimiz. Şiirlerimizin kireci vuruyor yüzümüzdeki duvara. (Eksik fakat aydınlık anlatımları her çeşit mutsuzluğun…) Ve ellerimizi koğuşturuyoruz durmadan. Sabıkalı şiirlerimizden artan ve kendimizce yorumladığımız ellerimizi. Durmadan kendimize tırmanıyoruz uzun soluklarla. Ayaklarımız çiğnenmiş leylaklardan devşirilmiş; leylak yorgunu sarp yollar inmekte denizin sabıkalı sevdalarına. (Korsan yorgunu denizin; gökyüzüne rengi yitik şafakların yamadığı…)II. Gece. Zaman ihtilali. Kurşun geçirmez yüreklerimiz. Yani uzatmalı yasakların konakladığı o mağrur suskunluk. Kuşatmalardan artakalmış yaralı insanliğina kefil yürek. Şimdi gecenin uzun söylevinde yaşanan dilsiz şiirlerin yitik kafiyelerine ayak uydurmaya çalışıyor. Yetim kalmış çarpıntılarına; yaralarını sararak. Geveze dilsizliğin ikilemini yaşayan kafiyelerin küçük, ürkek adımlarına. Sessizliklerinde dingin bir barışıklığın büyüsü. Hangi büyülerle onarmaktayız kendimizi, bir parça daha yaşamak için. (Kıyılarımızda suskunluk. –Ellerimizin bizle birleştiği yerde- Biz lisanı bilinmeyen rehin bırakılmış bir coğrafya atlası.) Oysa deniz biziz. Kıyı biz. Sevişmek, bir gençlik karantinası. Ve uzun kalemlerin gölgeleri dolaşıyor yaralı duyarlıklarımızın üzerinde. Biz gündüz sürgünleri! III. IV. V. VI. VII. |
| İki bıçak seç kendine Biri yaralamak için Biri öldürmek Pusu kur gözleri Karanlık gölgesine Biri sevmek için Biri ihanet İki yürek seç kendine Biri yaşamak için Biri gizlenmek Bir korkak, bir kaçak, bir firar Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor Olduğu yerde Kalırsan sel basar yataklarımı Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde Kimi zamanlar olur sevgilim İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme |
| ısrarlı bakışların taşıdığı o acıtıcılık seğirir durur kasıklarımda ilk sevişme acemiliklerini arayan tat anılarına tutkundur aslında |
| gelmediniz, ben hep sizi bekledim eksilen yanlarımla sizden saklı eskidim her şeyden önce aşk verilmiş bir sözdü benim için gün, ay, saat, hafta; takvimişi zaman yani Aldıkça dönemeçleri değişmedi hiçbir şey Kaç aşktan oluşmuş bir şeydi aşk |
| Görünmeyeni görmenin azabı İçimizde durmadan ödediğimiz ne ruhumun ayışığı ne yırtıcı hayvanlarla güreşen yorgun bedenim ihtiyar atlar gibi kapandım içime yasını tutuyorum sonsuz bir kehanetin Görünmeyeni görmenin azabı Çılgınlıklar otu ağzımda |
| Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları Atlanın gidiyoruz. Buğulu bir şafak vakti yeniden düşüyoruz yollara Eski zamanlarda olduğu gibi Dersimiz tarih.Unutmayın kaldığımız yeri yenilmedik daha Masal alın koynunuza.Belki dönmeyiz uzun zaman Tütün ve tarih koyun torbanıza.Kekik ve dağ ateşleri kaçak aşıkları, uçurum bakışlı firarları, mağrur eşkiyaları Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları Teni tarçın kokulu halkımın oğulları Atlı bozkırların sararmış hülyalarını Atlı ay akşamları Şimdi menzili yurt tutanlar Atlı ay akşamları Ay vurmuş alnına bütün ölülerin Kulağında karanfil |
| kendimize döşediğimiz taşlar görünmeyenin piramidi başka uygarlıkların saatleriydi kullandığımız zehirli yıldızlarını tanıdık gökyüzünün kendimizi bile büyüledik piramidimizin giziyle petrol kuyusu bütün gün rasaşane bütün gece koynumuzdaki tılsımı düşürmedik güne |
| Çıktığım dağlar küllenirdi içimde sessiz, serin sulara inerdim ceylanlardan önce sular yıkayabilirdi beni o zamanlar uyurken sızlıyor içimdeki can: |
| el falı avuç içinin yazgısı kader çizgisi, ölüm deja vu ayrılışlar, ayrılışlar, yaşanmamışlıklar yanlızca bir kadehi içilmiş yetmişlik intihar. |
| kaypak manşetler, sağır katalogları, karnaval biletleri kendini tanımanın korkusu sürekli bir canlı yayındasınız girdabı olmayan yüreğin sireni duyulmaz elbet mekanlar lunapark, hayat çarpışan otomobiller görüntünün kumbarasında hafızanız beş kuruş alarma yakın hiçbir kırmızıya düşmemiş yolunuz Bindiğin düş atı yorulmuş oysa Üstündeki binici çoktan değişti sana sormadan Kendine uygun bir ayna bile bulamadan Kalakalırsın baktığın boşlukta Bakarsın baktığın kadarsın Bundan sonrası Geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı anlarsan, anlamanın anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın İşte şimdi Kırmızı! |
| bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman diyorum armaların birinde öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından geçip gitmektir şiir ağaçla, yolla, ne tarafa ve hangi zaman imgenin şiddetiyle çoğalır anlam geçtiğimiz yollardan kendi sesimize uyandığımız rüyalarda |
| Bak işte yaklaşıyor fırtına Bak yine yükseliyor dalgalar Yollardan sonra Yıllardan sonra Şarkılar söylüyor çocuklar Yollardan sonra Yıllardan sonra Yeniden yanyana onlar Ne geçmiş tükendi |
| Yaredir sinede eski sevgili Eski sevgili eski günler Hayata baksana takmıyor kimseyi Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi Yaredir yine de Yaktın gemilerimi Yaredir sinede eski sevgili |
| Karlı fundalıklarda bırak, kalın uykuların sabahında yaşamın saf değerlerini çekil başkalarının aynalarından omuzlarında ödünç pelerin ceplerinde kurşun paralar bütün bunlar sana göre değil Eldivenlerini çıkar, kırağı uçuğu çiçeklere denizmercanlarına, sefer ateşleri yakmış balıkçı teknelerine bak sonra kayatuzu, şeytankınası, ucu ağulu kargılarla kendine başla bak daha şimdiden deliller ve ayrıntılarla kan tutuyor geceyi eşik altına saklanan bir anahtar ne duello kanunları, ne görünmez kelepçeler Döndüğünde orada olacağım |
| Yaralı bayramlar geçti Mevsimler, butun anlamlarıyla Yüreğin koyu yerinde birikenler Kendi takvimleriyle gelip geçtiler Gelip geçti şehirler ve ölüler Unutmadık Topraktan çoban yıldızına değin Her yer Her şey Mümkündü Nazım kadar coşkulu Argon kadar asık Lorca kadar yaralıydık Unutmadık Orada bir coğrafya yağmalanıyor Orada gazetelerin ofset baskısı Orada yeniden yazıyorlar 835 satir Ve umudunu kaybetmeyen şehirler Gökyüzünun karanlık kefeniyle örttük Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz Adsız ölüleriz Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi Savaşlar ve pazarlar cağıydı Ayni silahlardı kullandığımız Ayni carsılar ayni kandı Sevgiye ve kursuna açılmayan yüreklerden geçtik Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden Viran tarihten Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven Çocuklar gibi kusup Kırda gelincikler gibi gülümseyen Müsademe çocuklarını gördük Geçip gidiyorlardı Tarihin en uzun gecesinden Pazarlarda ayni kan Ayni paranın değiş tokçusunda Karanlık carsılar Ayni kanlı tarih her defasında Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatin Ölüme yakın duran Bir de on binlerin korosunda haykıran İntifada intifada İki güzelliğimiz vardı bizim Ufkumuzdan inen Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz Birini kursunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı Otuz uç kursun sikildi her birimize Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın Doğunun gündüz ve gecelerinde Otuz üç yıldız Hala ışığını gönderiyor bize Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim Birkaç karanfil Yol için ipek, uyku için maya Kalbiniz için Kara bir yemin gibi çırılçıplak Kelimeler getirdim Kaybolmuş yüzyılların vatanında Olumun erken takibe aldığı çocuklar Dağlarda değilim sizinle birlik Yalnızca mataranıza su vermeye geldim Nazım kadar coşkulu Argon kadar asık Lorca kadar yaralı Serap ile hakikat arası Cağın asamadığı uçurumlarda Gider gelirim gider gelirim Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma Anda gizlenen zaman Ateşin alesta dili Bitkiler, otlar, kökler Dağlanmış dil, narin rengi On binlerin dönüştüğü uğuldarken Doğunun yeni defteri Topraktan çoban yıldızına değin Her yer her şey karanlık bir pusuda Yazının, tekerleğin, tarihin İlk çocuklarından Ey büyük Mezopotamya İki bin yıllık gece Don geri bak Kardeşlerim oluyor kalbimin doğusunda |
| Daha az seviyorum seni.. Giderek daha az.. Unutur gibi seviyorum.. Azala azala.. Aramızdaki uzaklığın karanlığında.. Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca.. Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini.. Artık daha az seviyorum seni.. |
| Birgün hayatımı yazacağım.Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim |
| zamanı yıllarla tartanlar yanılırlar hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle hatta çoğu zaman kendiyle bile yaşanır, içini tohuma bırakır geçer gider geçmez sandıkların bile hiçbir geçen tartılmaz kalanla güç kötü bir şey ölene kadar yavaşla işte çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek fikirler de zamanla değişir zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile |
| bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı ellerinde rüzgarın taşınmaz çamurları var köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi terkedilmek korkusu susarsın bir silahsızlanma akşamı hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü sen şehre sırtını dönen uykusuz dağlı |
| Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum içimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı. |
| Artık heyecanlandırmıyor beni garlar, peronlar, benzin istasyonları, uykulu mola yerleri, yabancılıklar, bilmediğin dağ rüzgarlarıyla ürpererek uyanmak bir gece vakti, dalgın bakışmalar sonra uykusuz sabahlarda indiğin sahil kasabası daha gövdene uyanmadan serin tuz, kıştan kalma dalgalar bir yerlerde beklediğini sandığımız büyük rüyalar |
| Yağmur Herkese Yağar Güneş Isıtır Herkesi Mevsimler Herkes İçindir Yalnız Çığ Altında Kalan Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa Yağmur Herkese Yağar Çığ Altında Kalan Sele Kapılan |
| Ben hep çabuk çekilen tetiğe yaşadım Yemin ettim Yüreğimdeki ve bedenimdeki bütün yaralar adına yüzünün kuyusuna düştüğüm kuytuda Sana olanca aydınlığım ve karanlığımla baktım aşktan yorgun düştü dinim dağıldı kehribarım gül ve buğday yetiştiren Ömrüm adına yemin ederim ki: Ben seçmedim bu ölümü Kaçmasan vurmayacaktım |
| Bu ne biçim Postacı Üç defa çalıyor kapıyı Bu ne biçim kel Hem merhemi var Hem sürmüyor başına Bu ne biçim biçimler İstediğiniz kadar çoğaltılabilir Memleket çok müsait buna Örneğin yeni bir komşu taşındı karşıya Bir baktım Fahriye Abla! Kırk yıllık bir rötar yapmış Erzincan Treni Ben gelmişim şu yaşıma O ise şiirdeki yaşından gün almamış daha Benimki ne biçim hayat Uymuyor ne gördüklerime ne duyduklarıma ne okuduklarıma Ben ne biçim benim Ne kendime benziyorum Ne başkalarına |
| daha vakit var diye yazmadığımız şiirlerdi kaldılar yüzümüzden gelip geçti ilk gençliğin fener alayları yeniyetme arkadaş çetesi dağıldı artık büyümenin konaklama yerlerinde nice ihanete uğradık ayrıldı yollar ömrümüzü koyduğumuz şeylerdi ki dört yöne dağıldılar daha vakit var diye nasıl kullanılacağı bilinmeyen anlardı |
| Olmasa mektubun, Yazdıkların olmasa Kim inanırdı Senle ayrıldığımıza. Sanma unutulur, Neydi bir arada tutan şey ikimizi Baksana geçmişe, Harcanmış zamanla |
| Damla düştü toprağa cemre misali En büyüleyici pırıltısıyla dün akşam, Mis gibi kokusuyla büyüleyen etrafı Eksikliğini hissettiğimiz ama söyleyemediğimiz, Tek tek ama beraberce kardeşcesine Göl gibi derler ya işte öyle durgun ve sessiz Üzüntülülerini paylaşırlar sevinçleri paylaştıkları gibi , Lisanlarıyla sevgiden bahsederler hep Esintisinde bir samyelinin bir ömür boyu, Rahatlatıyor tüm sevgiye muhtaçları şu yağmur taneleri. |
| baktığın yerde karanlık bir tomurcuk bırakıyorum çarşılar avuçlarında aykırı sokakların lisanı adımlarında gelme, geldiğinde her şey yitiriyor kendini vurgun: ölümlerin en kostağı vurgun ölümlerden kaçgun yanımız konaklarda boğulmuş eski bir ana şöyle buyurur: sen seç kendine bir hayat |
Kimdi kimdi kalan Giden mi suçludur herzaman? Ne zaman başlar ayrılıklar Dostluklar biter ne zaman Her geçen gün bir parça daha Artık çözülmüştü ellerimiz Kimdi giden kimdi kalan |
| Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan Ellerindeki paramparça geçmişin sığ bir gövdesidir yolun ortasında Erken bir gülüşe başlarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş) Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin. Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yoğunluğun ortasında bal rengi kanı Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin. Eski, hep eski anlatılmamışlıktır defterlerin. Kuruyan su. Kuruyan uykusu. Ve kan yine de bal rengi derbederliğin |
| Çek silahını dedim baba vur gözlerimi aglayan yerlerinden. Yüzüm ıslak bir kaldırım gibi baba bas üzerimden geç, kaderim duello sesizliği çek silahını dedim baba affet. |
..
| Senin adın bir çiçek Papatya gibisin Aşkımın simgesisin Benim güzel kadınım |
| İstersen hiç başlamasın Bu hikaye eksik kalsın Onca yaraların ardından Yeni bir aşk yaratamazsın Örselenmiş bir çocukluk İstersen hiç başlamasın |
| Deniz kokulu taşlar döşenmişti yollara Ben bile bilmiyordum nerde ayrıldık söndür küllenmiş sözcüklerini geçmiş zaman sararan firezleri geç yorumu gökyüzüne bırakılmış uçurtmalı tepeleri uzun bir yol için aldığın ne varsa bırak ardında saklayabilseydim dalgın bakışlarımı böyle zamanlar için saçlarını taradığım sular,rüzgar ve karanlık bak adın yazılı yeşim taşından örülü duvarda! |
| Hani erken inerdi karanlık, Hani yağmur yağardı inceden, Hani okuldan, işten dönerken, Işıklar yanardı evlerde, Eskidendi, çok eskiden. Hani ay herkese gülümserken, Hani hepimiz arkadaşken, Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken, Şimdi ay usul, yıldızlar eski |
ödünç hançer öldürmez beni
bir küfür gibi kara
kayış dilini ver
binlerce kez açıklasam da
dilini çözemediğim ihanet
gel bir daha bende dene kendini
ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte
ne ben yenebiliyorum seni
yazıldığın mevsime çok su ver kendi izinden
giden yolları suçlarından arındır
arkanda kaldı seni ilerde bekleyenler
unutkan şiirler, kopmuş alıntılar
hiçbir zaman kullanamadığın hatıralarla
kendine yazdığın yaşam öyküsü!
ah, bu kadar aşk herkesi yanıltır
gelme üstüme
boşalmış yeminlerin bileği
ben sandığın sözcüklere vuran aksimdir
ödünç hançer öldürmez beni
ya başka bir silah seç kendine
ya bırak başkasının ellerine
ölüm aşkın işidir
kork benden sevgilim
ahretin olurum senin
bu kadar çok seven öldürmesini de bilir
ben seni
çok yanılmış kalplerin sağlamlığıyla sevdim
gücümdü güçsüzlüğüm
ey, izini sürdüğüm ruhumdaki kara gölge,
büyüttüğüm oğullarımı bir bir elimden alan hayat
yanıltma beni, beni bana yakıştır
son darbeden önce ilk sözü söyleyemeyen!
kolay değil ödenmiş hayatın katili olmak
kör eder hançerini içimin gücü
ölümü göze alan yaşamasını da bilir
| Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum Ne tuhaf, vaktim olmazdı yalnızlığı bunca bilirken kendimi hiç yalnız sanmazdım çevremde hep birileri vardı, ben hep birilerinin yanındaydım günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık elde olmayan nedenle sudaki halkalar gibi genişleyen küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar birbirimizi çok sevdik hep yıllarla azala azala şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem, Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim. yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler her zaman yalnızdım nankörlük etmeyeyim gene de, evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı |
| zaman zaman anlardın aşk özetini zamanın içinde aşk olmasaydı böyle yanmazdın böyle serzenmezdin aşk özetinde seni seni bulmazdım…. |
| Sevgilim, yetimim benim, aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken kapılar kapalı, dünya buzlu cam ikimizin yerine dinliyorum kapıyı açmıyorum Sevgilim, |
Sevgilim,yetimim benim
aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken
kapılar kapalı, dünya buzlu cam
uyuşmuş gözlerimin önünde
hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan
ikimizin yerine dinliyorum
sevdiğin şarkıları
siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
gömleklerini, kazaklarını, kokunu
senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken
gün boyu elimde kahve fincanı
kapıyı açmıyorum
telefonlara çıkmıyorum
başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların
Sevgilim,
yetimim benim,
nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
öldüğünden haberi yok fotoğraflarının
Aşk yeniden
Akdenizin tuzu gibi
Aşk yeniden
Rüzgârlı bir akşam vakti
Aşk yeniden
Karanlıkta bir gül açarken
Aşk yeniden
Ürperen sahiller gibi
Aşk yeniden
Kumsalların deliliği
Aşk yeniden
Bir masal gibi gülümserken
Gözlerim doluyor
Aşkımın şiddetinden
Ağlamak istiyorum
Yıldızlar tutuşurken
Gecelerin şehvetinden
Kendimden taşıyorum
Aşk yeniden
Bitti artık bu son derken
Aşk yeniden
Aynı sularda yüzerken
Aşk yeniden
Rüya gibi bir yaz geçerken
Aşk yeniden
Unutulmuş yemin gibi
Aşk yeniden
Hem tanıdık, hem yepyeni
Aşk yeniden
Kendini yarattı kendinden
MURATHAN MUNGAN